8 Ocak 2010

Kara Zindandan, Kara Mizah

http://www.solhan.net/images/sections/azizgulmus.jpg
Açlık grevinde üç günü geride bırakmıştık. Ayağa kalkmakta bile zorlandığımız, gülmeyi unuttuğumuz, sinirlerin gergin olduğu ağır hava, koğuşun her tarafına sinmişti. Ranzalarımızdan aşağıya adım dahi atamıyorduk. Uyuduğumuz veya uyuduğumuzu sandığımız anlarda da korkunç kabuslar görürken, kimi zamanlarda rüyalarımızı nefis etli pilavlar, tatlı ve salatalar süslüyordu.

Midyatlı olan arkadaşımız rüyasında sayıklarken Arapça bir şeyler söylediğini fark ettim. Arapça bilen Kızıltepeli Refik gülmekten yerlere yatmıştı. Rüyasında sayıklayan arkadaşın ne söylediğini Refik’e sordum. Aldığım yanıt hayli ilginçti. “Bir kazan dolusu pilav olsa yerim” diyormuş. Tabii yaa başka ne beklenirdi ki “Aç tavuk rüyasında kendisini buğday ambarında görürmüş”

Refik sayıklayan arkadaşı uyandırdı ve ona Arapça “Exwet qehpê” dedi. Bunun anlamını sordum yanıt vermedi sadece güldü. Zaten Refik dayak yediğimizde de hep gülerdi. Onun ağladığına ya da işkencede bağırıp çağırdığına hiç tanık olmadım. Bazen işkence bittikten sonra askerler koğuşu terk ettiğinde bizler acıdan inlerken o gülerdi. Bu yüzden Bozo’nun fırçalarına da maruz kalırdı.

Birkaç gün sonra içeriye askerler ellerinde bulamaç dedikleri, bizim de yakından tanıdıyıp, “Pelul” dediğimiz sıvı tatlı tencereleri ile içeriye geçip bir tek sıra halinde dizilmemizi emrettiler. Tek tek bulamaç tenceresini burnumuza sokarcasına yememizi istediler.

Hiç kimse yemedi, önce Bozo’ya :“Ye!” dediler.
Bozo: “Yemem!” dedi.
Ardından birkaç kişiye aynı şeyi söylediler olumsuz yanıt aldılar. Tam bu sırada Bozo’nun kardeşi Kemal’e yine: “Ye!” dediler o da “Yok!” deyince iyice sinirlenen asker Kemal’in kafasını tutup bulamaç tenceresine soktular. Refik, yüzü gözü bulamaçta kalan Kemal’i görünce bastı kahkahayı. Bu kahkahadan sonra Refik de epey bir dayak yedi ama onun umurunda mı dayak? O yine gülmeye devam etti.

İleriki günlerde açlık grevi bitmiş normal koğuş yaşantısına dönmüştük. Koğuştaki tek eğlencemiz günlük gazete ve dergilerdi. Komün sorumlusunda toplanan gazeteler sırasıyla koğuştakilere verilirdi. Gazetelerin magazin ekleri ise kimseye verilmezdi. Onları yalnızca “Kadrolar” okurdu. Bir defasında arkadaşlarımız bu magazin eklerini okumak istediklerini komüne söyleyince yanıtları: “hayır veremeyiz” oldu. Merak etmiştim neden verilmiyordu? Koğuş ve komün sorumlusu Bozo’ya : “ver kardeşim herkes okusun ne olacak?” dedim. Aldığım cevap beni oldukça şaşırtmıştı. “Veremeyiz, çünkü bunları sempatizan okuyunca bozulurlar, bu magazin eklerini ancak sınıfsal intihardan geçmiş kadro düzeyindekiler okuyabilirler”

Kadro kim di? Nasıl olunuyordu? Kadro olmayı kim belirliyordu? Bütün bu yanıtsız soruları düşüne düşüne gezerken yanıma “sempatizan” bir arkadaş geldi: “Eeee ne yaptın? qezeteyi niye vermiler sordın mi?” dediğinde Komünün kararını onlara anlattım. Onlar da epey şaşırmış bir görüntü verdiler. Hatta içlerinde Diyarbakırlı bir arkadaşımız: “Ma biz kadrolu değil miyiz? Biz muvvakat mıyız?” dediğinde o zor şartlarda bile gülmeye başlamıştık.

Arkadaşlara konuyu anlatmakta epey zorlandım. İçerideki arkadaşlara: “Bakın arkadaşlar yarın dışarıya çıktığımızda kim devrimci hareketle tekrar buluşup devrimcilik yaparsa işte o kadro’dur.” dedim, demez olaydım. Sorular arka arkaya gelmeye başladı:

-- Yani bu gazeteleri okumak için önce dışarı mı çıkmak lazım?
-- Mahkemeye çıktığımızda kadrosuz olan bizler tahliye olabilir miyiz?
-- Kadrolular dışarı çıktığında devrimcilik yapacaklarına kim garanti veriyor?
-- Sınıfsal intihar nedir?
-- Koğuştaki kadrolar kimlerdir?
Sorular… sorular…. sorular….

Bunlara makul ölçüler içerisinde yanıt vermeye başladım; “Mesela Refik çok güldüğü için hayatta kadro olamaz, Şêğo çok yemek yediği için o da kadro olamaz, Sami ve Bedri futbola çok düşkündürler ağızları ile top… pardon kuş yakalasalar kadro olamazlar, Heci koğuştakilerle hergün kavga ettiği için o da kadro olamaz… Mıhê Türkçeyi düzgün konuşamadığından o da nanay…”

Can kulağıya söylenenleri dinleyen başka bir arkadaş hemen sordu:

--Eziz abê ya sen ?

-- Ben de bir seferinde rüyamda “Axxx Xeco ax!” diye sevdiğim kızın adını sayıkladığımı tüm koğuş bildiği için maalesef ben de kadrolu olamıyorum yani anlayacağınız rüyalarımın ihanetine uğradım”

Aziz GÜLMÜŞ
azizgulmus@gmail.com


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlama biçimi kutucuğundan Adı/Url 'yi seçerek, isminizi ve dilerseniz mail veya site adresinizi yazıp yorumunuzu gönderin. Yorumunuz Editör onayından geçerse yayınlanacaktır. Küfür, Hakaret, İftira ve SİYASİ içerikli yorumlar ve Adı Soyadı belirtilmeyen yorumlar yayınlanmıyacaktır. www.surgucum.com