8 Ocak 2010

Tren Gelir, Xoş Gelir

http://www.solhan.net/images/sections/azizgulmus.jpg
Kekê ile çilingir sofrasında kadın sorunundan siyasete kadar bir çok mühim konuyu konuşuyoruz. Kekê büyük bilgi birikimini dumanlı kafa ile bizimle paylaşmaktan çekinmiyor. Konuştukça açılıyor, açıldıkça uçuyordu adeta…

Önce kadınlarla ilgili görüşlerini alıyorum. O da başlıyor konuşmaya :

“Bakın üç çeşit kadın vardır. Kadın vardır Bağ-i Bostan’dır, kadın vardır Dıngılafıstan’dır, kadın da vardır Fıs Embardır.” Kekê rakı ile uyuşmuş beynimizi şorbe şir’e çeviriyor. Hiçbir şey anlamıyoruz. Kendi kendime düşünüyorum. “Bağ-i Bostan, Dıngılafıstan, Fıs Embar nedir? diye. Tam soracağım anda başlıyor yanıtlamaya :

“Sizin gibi cahillerle konuşmak bana zor geliyor. Benimle konuşurken elinizde bir Diyarbakırlıca sözlük olması lazım ki beni anlayabilesiniz. “Cahilliğimize ver” diyorum ve ardından o ilginç açıklamaları geliyor :

“Bağ-i Bostan olan kadın; Evde kocası olsun veya olmasın erkek gibidir, misafir ağırlar, bulur buluşturur misafirini hoşnut eder, akıllıdır, kocasına yol gösterir ve hatta onu eğitir. Çocukları ile ilgilidir, kocasını hiç kimseye ezdirmez, onu her ortamda savunur.”

--Ya Dıngılafıstan ?
--Patlama! Anlatacağam!

“Dıngılafıstan biliyorsun, Türkçede “Tahterevalli” diye çocukların parklarda oynadığı bir alet vardır. Bir tarafa ağırlık verildiğinde öbür taraf havaya kalkar. Tahterevallinin Diyarbakırlıcasına “Dıngılafıstan” denir. İşte bazı kadınlar Dıngılafıstan’dır. Kocası evden çıkınca o da süslenir, püslenir gezmeye çıkar. Ev, koca, çocuk umurunda bile değildir. Gününü gün eder. Bu tipler kocasının evini eywan eder, hayatta birleri iki olmaz…Hemo, Çelo wer dilanê…”

İlgi ile dinlerken hiç birimizde çıt yok. Böyle dinleyen bir cemaat görmüş bizim Kekê bırakır mı?

--Êêêê... öbürü? yani Fıs Embar?

“Fıs, osuruk demektir. Ambar da malum… Yani osuruk depolayan demektir.”

Biz de bir kahkaha tufanı kopuyor.

--Yani nasıl, anlayamadık bu nasıl bir iş, nasıl depolanıyor bu osuruk?

Kekê küpün kapağını açmış ha bire boşaltıyor:

“Erkek evden çıkınca bizim Fıs Embar kadın akşama kadar yataktan çıkmaz, elinde televizyon kumandası o kanal senin, bu kanal benim dolaşır durur. Bırakın yemek ve diğer ev işlerini, o kadar tembeldir ki kalkıp tuvalete bile gidemez. Osurukları içerde depolar. Akşam kocası geldiğinde ise başlar hastalık numaraları… Yatağa girdiğinde de bütün gün biriktirdiği o pis gazları yatağın içine boşaltır. Kokudan yatakta duramayan adama başlar veryansın etmeye: “Bütün gün hasta yatıyorum, daha bir gün bile “Karıcığım neyin var, hasta mısın?” diye soruyor musun?” yani hem suçlu hem güçlü…

“İşte böyle kardeşler. Onun için siz, siz olun kadın seçerken çok dikkatli olun haaa ona göre…!!”

Ardından başka konulara geçiyoruz. Ben sormaya başlıyorum. “Kekê bu seçimlerin sonucu nasıl olur?” diyorum.

Kadehinin altında kalan son yudumu da yuvarladıktan sonra, gözlerini kısarak:

“Size bir çingene hikayesini anlatacağım, ondan sonrası sizlere kalmış nasıl değerlendirirseniz değerlendirin” dedi.

Çingene genç çadırından uzaklaşıp, gezerken gök gürlemeye başlar, alabildiğine hızlı ve ceviz büyüklüğünde dolu yağmaya başlar. Koşar bir vaziyette kendini zor çadıra atar. Bir de ne görsün, babası ile annesi orgazm seanslarında… Dışarı çıksa dolu var, içeride müthiş bir arbede... Çadırın kapısında bekler ve kürdçe şöyle der: “Allah bı zippıkê, bavo bı gûppıkê, hela hun vi kona xeranakın!” (Allah dolusu ile, babam şeyi ile mutlaka bu çadırı yıkarsınız) İşte biz kürdlerin durumu aynen böyle, sizce başka izaha gerek var mı?

Kahkahalarla gülüyoruz ama, anlattığı fıkranın altında ki ince göndermeler kafamızı allak bullak etmeye yetiyor…

İçki sofrasından kalkıyoruz, ama Kekê bizi evine kahve içmeye davet ediyor. Evine giderken yolda Kekê’ye “Ya ayıp olmaz mı belki yenge uyuyordur, rahatsız etmeyelim” dedik. Yan gözlerle bize baktıktan sonra: “Oğlum bizim karı Bağ-ı Bostandır, beş dakikada kahvemizi hazırlar” dedi. Evine gittiğimizde hanımına: “bize bir kahve yap iki gözüm” dedi.

Kadıncağız sağa sola koşturdu, ama kahvelerimiz bir türlü gelmiyor. Mutfak tarafından eşinin mırıldanarak söylediği türkü aslında Kekê’ye bir göndermeydi “Tren gelir xoş gelir/Odaları boş gelir” Kekê kalkıp mutfağa yöneldi, geri geldiğinde “Valla Kardaşlar evde kahve bitmiş” dedi. Yanımızda bir müddet oturdu ve o da eşine oturduğu yerden türkü ile bir gönderme yaptı: “Tıng û tıng, tıng Emine/Xwedê Rûh ê te bıstine”.

Aziz GÜLMÜŞ
azizgulmus@gmail.com


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlama biçimi kutucuğundan Adı/Url 'yi seçerek, isminizi ve dilerseniz mail veya site adresinizi yazıp yorumunuzu gönderin. Yorumunuz Editör onayından geçerse yayınlanacaktır. Küfür, Hakaret, İftira ve SİYASİ içerikli yorumlar ve Adı Soyadı belirtilmeyen yorumlar yayınlanmıyacaktır. www.surgucum.com