8 Ocak 2010

SAAT KAÇ?

http://www.solhan.net/images/sections/azizgulmus.jpg
Hepimizin bildiği kol saati… Şimdiki neslin neredeyse unutacağı, hatta sadece müzelerde görebileceğimiz “vakit ölçerler”, bir zamanlar en revaçta olan eksesuarlarımızın başında geliyordu. Öyle herkeste bulunmazdı. Zenginlerde, bir de “aç kabadayılarda” bulunurdu. Çocukken büyüklerimize :“Abe seet qaç?” diye sorardık. Aldığımız yanıtlar genellikle “Seetım yox!” olurdu. Saati olan birini bulmak zor bir işti. Yaşlı amcalara sorduğumuzda ise binbir zahmetle yaptıkları bezden kılıflar içine konmuş köstekli cep saatlerini yelek cebinden çıkarır, baktıktan sonra “Benimki alaturkadır” ya da “alafranka” derdi. Tabi biz bunlardan hiçbir şey anlamazdık.

Liseye başladığımızda babalarımız sınıf geçme hediyesi olarak aldığı bu kıymetli aksesuarları kolumuza takıp (hele yazın kısa kollu gömlekle) dışarıya çıktığımızda havamız binbeşyüz olurdu. Herkesin bizden saati sormasını beklerdik. Sorduklarında ise acayip mutlu olurduk. Bir de fotoğraf çektirdiğimizde saatimizin görünmesi için büyük çaba sarfederdik. Vesikalık dediğimiz fotoğraflarda ise elimizi çenemize götürür böylece kolumuzdaki saatin net bir şekilde görünmesini sağlardık.

Aç kabadayı dediğimiz köyden şehre yeni gelmiş tipler ise yemez içmez en kral saati kollarına takar ve etrafa hava basarlardı. Konuşurlarken saatlerinin görünmesi için alakası olmayan el hareketleri yaparlardı.

Bir gün güzel bir bayan yine bu tipteki birinden:

-Beyefendi saatiniz kaç? diye sorar.

Adam belki de hayatında ilk defa böyle düzgün konuşan bir hanımefendi ile saati nedeniyle muhatap olmanın sevinci ile bayanın gözlerinin içine sert bir ifadeyle bakıp, kolundaki saati havada yarım daire çizerek gözlerinin hizasına getirir:

- Seeeeet dürdeeeee beş geçiyorsun xanım efendi!

Kadın: “Teşekkür ederim beyefendi” dediğinde bizim aç kabadayı :

- Sene de, sene de xanım efendi, helal olsun! der. (Yani kadına hakkını helal ediyor)

Diyarbekir’in daracık ara sokaklarında sırtında neredeyse yüksekliği iki metreyi bulan yükün altında iki büklüm olmuş giden zavallı hamal yürümekte bile zorlanırken, ikinci kattaki evinin penceresinden şatır bir kadın hamala :

- Oğlım hemal seet kaç? diye sorar.

Gariban hamal yükün altında nefes almakta bile zorlandığı bu anda gelen soruya acayip kızar:

- Seet otız! der.

Hamalın bu yanıtı kadını da öfkelendirir :

- Gözın kör ola hemal! ma hêç seet otız olır?

İyice sinirlenen hemal basar kalayı :

- Orıspi! hemalda hêç seet olır? der.

Aziz GÜLMÜŞ
azizgulmus@gmail.com


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlama biçimi kutucuğundan Adı/Url 'yi seçerek, isminizi ve dilerseniz mail veya site adresinizi yazıp yorumunuzu gönderin. Yorumunuz Editör onayından geçerse yayınlanacaktır. Küfür, Hakaret, İftira ve SİYASİ içerikli yorumlar ve Adı Soyadı belirtilmeyen yorumlar yayınlanmıyacaktır. www.surgucum.com