1 Kasım 2007

SÖZDE SÜRGÜCÜ FIKRALARI

-------------------------------------------------------------------------------
Sürgücü Treni, Mardin Life Dergisi'nin 2. sayısında...

Sürgücü ve çevre köylerinde yaşayan insanlar tarih boyunca mertliğiyle, dürüstlüğüyle ve alçak gönüllülüğüyle kendini göstermiştir. Fakat ne yazıkki hilekarlığın ve üçkağıtçılığın rağbet gördüğü şu yamuk dünyada dürüstlüğün ve mertliğin hiç bir değeri kalmamıştır günümüzde. Böyle olunca da son derece zeki olan Sürgücülülere hep uyduruk fıkralar maledilmiştir. Ben şahsen Sürgücülülerle gurur duyuyorum, yaşadıkları her yerde mert ve dürüst oldukları için. Memleketimizin yetiştirdiği en büyük Öykü ve Mizah yazarı Aziz GÜLMÜŞ köşe yazısında 3 tane Sürgücü Fıkrasını işlemiş. Aşağıda o 3 fıkrayı ve çeşitli sitelerden derlediğimiz Sürgücü fıkrasını sizler için yayınlıyorum. Ancak bu fıkraları yayınladığımız 6 ay boyunca Cıllinli hemşerilerimizden sayısız e-mail aldık. Anlaşılan kendilerine maledilen bu sözde fıkralara çok alınmışlar. Yayıncılık ilkelerimiz gereği, hiç kimseyi küçük görme veya üzme gibi bir niyetimiz yoktur. Bu fıkraları yayınladığımız için Cıllinli hemşerilerimizin üzülmesine neden olmuşsak özür dileriz. Bundan dolayı Fıkralardaki Cıllini kelimesini kaldırıp, o kısmı Sürgücü olarak değiştiriyoruz. Ziyaretçilerimizin bizi anlayışla karşılamasını diliyoruz. Şunu da belirtmek istiyorum, Fıkraları yayınlama gibi bir niyetimiz yoktu ancak şimdiye kadar başta Mardin miletvekilleri olmak üzere bir çok belediye başkanı ve siyasetçi ile her görüşmemizde yanımızda yayınlanmış Sürgücü fıkrası olup olmadığını sormuşlardır. Bizde onların bu yoğun talebinden dolayı, bu fıkraları başka sitelerden derleyip sitemizde yayınladık. Hatta Sürgücü fıkraları Mardin life dergisinin ikinci sayısında Sürgücü Treni başlığıyla yayınlanmış bulunmaktadır. Yüzünüzde neşe ve gülücüklerin eksilmediği sağlıklı günler dilerim. Mehmet AYAZ
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
QAFIK
Biliyorsunuz bizim Diyarbakır’ın hırsızları yani “Cepkesenleri” meşhurdur. Sürgücü köylerinden bir köylü Diyarbakır’a gezmeye gelir. Gelmeden önce de kendi kendine : ”Yahu şu Diyarbakırlı hırsızların çok meşhur olduğu biliniyor, hele şunlara bir oyun oynayayım” diyerek qafık dediğimiz ince kiremitlerden birkaç tane alır, cumhuriyet altını büyüklüğünde yontar ve boynuna astığı küçük keseye koyarak Diyarbakır’da o sokak senin, bu sokak benim anlamsızca gezinir. İyice yorulur ve bir kahvehaneye oturur. Masasına çay getiren garsona Kürtçe alaycı bir ifadeyle:--- peh, peh, peh …. bir de Diyarbakırlı hırsızların çok meşhur olduğu söylenir, sabahtan beri yanımda dört-beş altın olmasına rağmen bütün sokakları gezdiğim halde benden çalamadılar,Tam karşısında oturan müşteri gözlerini kısarak Köylüye:--Ez dı diya vırra nım ew ê paxılate da qafık’ın oğlım qafık …!!! (Yalancının anasını … o koynunda sakladığın kiremit parçasıdır oğlum…!!!) Köylü, adamın bu sözlerinden sonra apar topar kahveyi terk eder ve bir daha Diyarbakır’a gelmemeye yemin eder.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
KELLE PAÇA
Köylüler, Diyarbakır’a gelip alış-verişlerini yapıp, köye döndüklerinde köy oda ve meydanlarında birbirlerine hava atıp dururlar. “Bugün Diyarbakırda bir kelle-paça yemişim ki tadı hala damağımda” öbürü atılır : “Valla geçen gün gittiğimde ben de yedim gerçekten müthiş…” Hayatında kelle-paça’yı görmeyen ve ne olduğunu da bilmeyen başka bir Köylü anlatılanlardan çok etkilenir ve “Bir gün Diyarbakır’a yolum düşerse ilk işim şu kelle- paçayı yemek olacak” diye içinden geçirir.
Bir müddet sonra bu köylü Diyarbakır’a işi çıkar ve alış-verişini tamamladıktan sonra “Vallahi Kelle-paça yemeden köye dönmem” diyerek, kelle-paça yapan lokanta aramaya başlar. Dükkanların önünden geçerken de bir yandan da kontrol eder. Nihayet küçük bir dükkanda ayakkabı tamirciliği yapan adama takılır gözleri, dükkan sahibinin yumuşamak üzere suya bıraktığı köseleleri bizim Köylü, kelle-paça sanıp dükkana girer ve boş bulduğu bir sandalyede oturarak kelle-paça siparişi verir. Dükkan sahibi gelen adamın saf olduğunu anlar: “Tamam sen otur ben getiriyorum” der ve hemen bitişiğindeki lokantadan bir tabak ve kaşık ile biraz ekmek alarak tekrar dükkanına döner. Yumuşamak üzere bıraktığı ayakkabı köselerinden bir parça kesip suyundan da biraz katarak adamın önüne koyar. Köylü, zar zor bütün gücünü ve çenesindeki bütün kuvveti kullanarak köseleyi yer bitirir. Hesabı öderken de dönüp dükkan sahibine çok bilmiş bir ifadeyle “Sakın benim ahmak olduğumu sanma haaa..!!!, senin kelle-paçan hem iyi pişmemiş ve hem de tuzsuzdu ona göre” diyerek köyünün yolunu tutar. Büyük ihtimalle köylülerine de “çok iyi bir kelle-paça yediğini ballandıra ballandıra anlatacaktır.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
ANARYA
Ali dayı… burnundan kıl aldırmaz, inatçı mı, inatçı bir adam, yani kafaya koyduğunu mutlaka yapan tam bir “aç kabadayı”… hani bizim oralarda derler ya: “Qulla tazi, tembur dıxwazi” tam da öyle biri…Şehirde aldığı öte berilerini köy garajında bekleyen minibüsün şoför mahalline bırakır ve eksik kalan diğer eşyalarını almaya gider. Döndüğünde şoförün yanında başka birinin oturduğunu görünce acayip hiddetlenir. Hep şoför mahallinde oturmayı alışkanlık haline getiren Ali dayı, adama oradan kalkmasını söyler. Ama adam da tıpkı Ali dayı gibi inat mı inat … Nuh der, peygamber demez. Araya şoför ve köylüler girerek onu sakinleştirmeye çalışırlar. Ali dayı ısrarla şoföre: “Oğlum kaç yıldır şoför mahallinde hep ben oturmuyor muyum?,” Şoför: “Ali dayı bak en arka sırada yer var orada otur ne olacak?” der. Ali dayı kendisine yalvaran şoföre: “Tamam en arka sırada oturacağım ama köye kadar anarya gidersin tamam mı?” dediğinde genç şoför buz gibi donup kalmıştı.
Aziz GÜLMÜŞ - Mizah ve Öykü Yazarı Yazarın Tüm Yazıları...>>>
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
ÖKÜZÜMÜN KAFASI NERDE
Sürgücünün bir köyünde bir aile otururmuş. o ailenin bir öküz'ü varmış öküz bir gün evin içine girmiş ve evde bulunan büyük su küpünün içinden su içmek isterken kapası küpün içinde kalmış. o esnada ev sahibi eve gelmiş ve bakmış öküzün kafası küpün içinde kalmış kafasını bu yana çevirmiş oyana çevirmiş fakat kafasını küpün içinden çıkaramamışlar.düşün taşınmışlar en iyisi köy akıllısı jirik'in yanına gitmişler ve ona sormuşlar -"bizim öküzün kafası küpün içinde kalmış nasıl çıkaracağımızı bilmiyoruz" jirik hemen cevap vermiş çok basıt demiş -"bana bir balta getirin hemen çıkaracağım." öküz sahibi koşarak hemen bir balta getirmiş ve jirik baltayı kaldırıp öküzün başına vurarak ikiye ayırmış ve gövdesini alarak -"alın öküzünüzü demiş sonra öküz sahibi benim öküzümün kafası nerde" demiş ama jirik -"çok basit demin getirin bana bir çekiş" inek sahibi koşarak bir çekiç getirip jirike vermiş jirik çekici kaldırdığı gibi küp'e vurmuş ve küpü parçalamış öküzün kafasını öküz sahibine vermiş öküz sahibi hiç bir şey olmamış gibi -"allah sizden razı olsun benim öküzümü bana verdiğiniz için diyerek öküzünü alarak ayrılmış.
Bu fıkra www.zoka.org sitesinden alınmıştır.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
BİR BİZDEN BİR ONLARDAN
Bir zamanlar sügücü koylerinden birinde sinekler artmış ve bu sinekler insanları rahatsız etmeye başlamış. Buna karsı Sürgücülüler çare aramışlar ve herkes teklıfini söylemiş. En sonunda tekliflerden biri olan tüfeklerle sineklere karşı savaşma teklifini herkes kabul etmiş. ve surgıçiler hemen tüfekleri alıp sinekleri kovalamaya başlamışlar. Tam bu sırada biri arkadaşını çağırarak arkadaşına alnının uzerindeki sineği gosterip alnının uzerindeki sineği vurmasını ister. Arkadaşı hemen nişan alıp adamı alnının ortasından vurur ve önemli değil bir bizden bir onlardan der. ÜMİT BAKUSTANİ
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
EŞEĞİM NERDE
Bir gün sürgücü köyünden bir adam eşeğiyle birlikte şehre inmiş. Eşeğini bağlamak için sağına bakmış soluna bakmış eşeğini bağlayacak bir ağaç bulamamış ve ilerlemiş ilerde istasyona rastlamış ve bir trene eşeğini bağlayıp pazara işini görmeye gitmiş. Döndüğünde ne treni nede eşeğini yerinde bulamamış. Köye dönene kadar eşeğim nerde diye söylenmiş. HIDIR EZGİN
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
BURAYA DA BİR BAKAYIM
Bir gün bir köylü dağda eşeğini kaybeder. Tüm aile birayler hep beraber eşşeği aramaya başlarlar. Ancak kısa zaman sonra eşek kendiliğinden eve gelir. Eşek sahibide mağaranın tam girişindedir sonra onu çağırırlar gel eşek bulundu derler oda- gelmişken burayada bi bakayım . der:) H. FERHAN ONCEL
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
YEMEK YARIŞI
Cillinliler ile Avinaler arasında günün birinde sınır tartışması çıkmış. O demiş sınır burada, diğeri yok burada demiş ama bir türlü anlaşamamışlar. Bilirikişi olarak Jiriki çağırmışlar. Jirik iki tarafa demişki birer yemek yapın kimin yemeği sınıra kadar soğursa sınır orası. Avinalılar yumurtayı yapmış daha köy dışındaki Sağlık Ocağına varmadan yumurta soğumuş. Cilinliler ise serbızer yapmış (Bir pilav çeşidi) Pilav hiç soğurmu ta götürmüşler Avina çayına kadar ve buyarışın galibi Cilinliler olmuşlar. CİLLİNLİ YAVUZ
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
ÖNÜNDEKİ ÇORBA GİBİ
Bir köylünün çocuğu hastalanmış ve sürekli ishal oluyormuş. Çocuğunu sırtında kundağa bağlayıp hastaneye götürmüş. Çocuğunu doktora muayene ettirmek için doktorun kapısını çalmış. Doktor da o sırada kahvaltı olarak mercimek çorbası içiyormuş. Doktor çocuğu muayene ederken, çocuğun annesine ishalin rengini sorar. O da ishalin rengi aynı önünde içtiğin çorba gibidir demiş.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ayrıca Sürgücülülerin derleyip eski sitemizde fıkralar vardır.

10 yorum:

  1. Sevgili site yöneticileri,
    Sitenizi çok beğendim. Gerçekten çok güzel dizayn edilmiş ve zengin bir içeriğe sahip. Özellikle Büyük kalem ve usta mizah yazarı Aziz GÜLMÜŞ hocamızın yazısını sitenizde gördükten sonra sitenizin daha güzel ve ilginç bir hal aldığını söylemeliyim. Bizler Adıyaman'da okuyan Diyarbakırlı öğrenciler olarak takip ettiğimiz Aziz Hocamızı en içten sevgilerimizle selamlıyoruz.

    Adıyaman Üniversite Diyarbakır'lı öğrenciler adına Zeynettin YILMAZ
    Adına D

    YanıtlaSil
  2. Aziz abi yüreğine ve ağzına sağlık gerçekten cıllinilerle ilgili mizah öykünü ç ok beğendik. Devamını bekliyoruz.

    Mehmet YILDIRIM
    Çınar/Diyarbakır

    YanıtlaSil
  3. GERİ ANARYA bundan 21 yıl önce ben (irfan)ve ağabeyim (süleyman)tandındır toprağı (axatennure)getirmek için cillin'e sabah erken saat'e yola koyulduk yolda giderken çocukluğun verdiği tuhaf bir korku yaşıyorduk derken yolda cilline varmadan arkamıza çaydan (sıkra cillin)eşek sırtında sebılle köye su taşıyan biri kız diğeri erkek iki kişi bize yaklaştı. bunlar bize hava atmak için birbirileri ile yüksek sesle konuşuyorlardı: erkek olan yolun altında bulunan bağın öbür tarafındaki bağevini (maqser)i göstererek ;TE Dİ MILKO APEMIN HESEN TEXSİYA XO GERİ ANARYA BIR HETA BA MAHSERE; dediğinde gülmekten altımıza ettik. hanı bizim bir deyimiz vardır BI ÇERİN veya BERDE BINTE ARDE türdendi çünkü arabanın gidebileceği bir yol ortada yoktu ne GERİ nede ANARYA hatırladıkça hala gülme kırizileri geçiriyorum ve bu benim unutamadığım güzel bir anı oldu...

    YanıtlaSil
  4. öncelikle mart 2009 dokuzda yapılan kürdüm yada kürt değilim raferandumu sayılan seçimde emeği geçen bütün DTPli partililere ve onurlu adaylırına sonsuz sagılarımı sunuyorum sürgücü dtp adayı sayın fikri ökmenide tebrik ediyorum
    yukarıda yazılan fıkralırın ikisi 'KELE PAÇA VE BİRİ BİZDEN BİRİ ONLARDAN' Sürgücü fıkrası değildir.bir yöre hakkında anlatılan fıkralar ve öyköler o yörede yaşayan insanların kişiligini,yapısını anlatır sürgücülü insanlarında saflığından dolayı bu gibi fıkraların hepsinin onlara mal edilmesi haksızlık olur diye düşünüyorum, bütün sürgücülüleri saygı ile selamlıyorum

    YanıtlaSil
  5. ben surgıçi bölgesi ŞATIH köyünden abdullah budak...bize mala eliye gole derler ...belki hani şatıh köyünden varsa tanışırız diye...valla surgıçi tarihi hakkında verdiğiniz bilgiler için çok saolun hocam...kendi aşiretimiz kendi atalarımızın tarihini bilmek bence şeref verici...yayın ekibine saygılar ve sevgiler...

    YanıtlaSil
  6. arkadaşlar bu çoğu fıkralar sürgücüye ait değil inan mayın var ama karşı köylerin fıkralarıdır

    YanıtlaSil
  7. kardeşim mardinlisin git memleketinle uğraş. bu şehirde hep başkaları diyarbakırlı ve diyarbakırlısı da başkası.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. mardinli veya diyarbekirli olmamız ne fark eder burda bir mizansen yapılmış,ayrıca sürgücü ve köyleri diyarbekire çok yakındır,nedir zoruna giden anlamış değilim...

      Sil
  8. sedat ya arkadaşlar bende sürgücü çevre köyleerindenim yukarıda anlatılan fıkralara kesinlikle inanmayın çünkü hiçbiri gerçek değildir tamamıyla mizah adına uydurulmuş fıkralardır fıkra olarak anlatılması iyi hoş olabilir ama bu insanlar bu kadar salak ve ahmak olarak belirtilmesi rahatsızlık veriyor bana biraz daha dikkatli yazılırda dah güzel olurdu

    YanıtlaSil
  9. sürgüçü köylerine su okul medeniyet zenginlik fabrika el sanatları atölye kurs kadınlara eğitim yol su elektrik kanalizazyon toplu taşıma lise üniversitede okuyan gençlere sahip çıkın. birakın aşağılamayı küçümsemeyi. zülme boyun eğmeyişlerinin mertliklerinin dürüstlülerinin misafirperverliklerinin hikayelerini yazın. selam ve sevgiler tüm anadolunun temiz yürekli insanlarına.dengizanli

    YanıtlaSil

Yorumlama biçimi kutucuğundan Adı/Url 'yi seçerek, isminizi ve dilerseniz mail veya site adresinizi yazıp yorumunuzu gönderin. Yorumunuz Editör onayından geçerse yayınlanacaktır. Küfür, Hakaret, İftira ve SİYASİ içerikli yorumlar ve Adı Soyadı belirtilmeyen yorumlar yayınlanmıyacaktır. www.surgucum.com