7 Şubat 2009

Sürgücü Beldesi 2009 Yerel Seçimleri Belediye Başkan Adayları Belli Oldu

İstanbulda ikamet ettiğimden dolayı Sürgücü Belediye Başkan Adayları ile birebir ropörtaj yapma imkanımız yoktu. Bu nedenle önceden hazırladığım 12 Maddelik Ropörtaj Sorularını e-mail ile kendilerine gönderip, cevapladıktan sonra bize göndermelerini istedim. Her iki adayımızdan Sayın Fikri ÖKMEN'in bugün itibariyle bize gönderdiği cevapları aşağıda yayınlıyoruz. Yoğun seçim maratonuna rağmen bize zaman ayırıp, sorularımıza cevap verme nezaketinde bulundukları için Sayın Fikri ÖKMEN' teşekkür ediyorum. Dileğimiz diğer Başkan adayımız Sayın Şehmus SÜRER de içinde bulunduğu yoğunluktan zaman bulup cevaplarını bize ulaştıracaktır. Sürgücü de gerçekleşecek 29 Mart yerel seçimlerinin barış ve huzur içerisinde geçmesi dileğiyle her iki adaya da başarılar diliyorum. Mehmet AYAZ
http://2.bp.blogspot.com/_Hjkac1ftqjA/R1MbvbDv1-I/AAAAAAAAQIY/_Q9J9200PVQ/s1600-R/Surgucu%2BBeldesi%2BGenel.jpg
HER ŞEY SÜRGÜCÜ İÇİN

Sürgücülüler olarak 29 Martta sandığa gidiyoruz. Sürgücü Beldesi yeni belediye başkanını seçecek. www.surgucum.com olarak temennimiz adaylarımızın Sürgücüye ve Sürgücülülere yakışır bir seçim kampanyası yürüterek, seçim sürecinin demokratik bir havada kazasız belasız ve daha önceki seçimlerde olduğu gibi dargınlıkların ve küskünlüklerin olmadığı bir şekilde bitmesidir.
Seçimden sonra da kim seçilirse seçilsin herkesin sözde değil özde yeni başkana maddi ve manevi desteklerini sunarak 21. yüzyılın SÜRGÜCÜ BELDESİ’nin inşası için herkesin elinden gelen her türlü çabayı sarf etmesi gerekir. Geçmiş 3 dönemde gerek seçmen ve gerekse bizatihi belediye meclis üyeleri nezdinde başkanlara karşı, olmasını arzu etmediğimiz her türlü moral ve çalışma şevki kırıcı, hatta hizmetlerin engellenmesi çabaları yaşandı. Tek umudumuz geçmişten ders alarak bu tür şeylerin tekrar yaşanmaması için herkesin elinden gelen çabayı sarf etmesidir.
www.surgucum.com olarak 8 yıllık internet yayınımız boyunca tek hedef ve amacımız Sürgücü'nün layık olduğu çağdaş ve modern bir kent görünümüne kavuşmasıdır. Bunun için 8 yıldır hiç bir maddi çıkar beklentisi olmadan özveriyle çalışarak Sürgücü beldemizin tüm dünyaya en iyi şekilde tanıtılması için bugünkü seviyeye gelebildik. Sürgücüdeki ve tüm dünyadaki Sürgücülü hemşerilerimizden, işadamlarımızdan beklentimiz, herkesin Sürgücü için elini taşın altına koymasıdır. Sürgücülüler olarak, www.surgucum.com'un temel prensibi olan "Hizmet etmek için belediye başkanı olmak gerekmez" diyerek gönüllü olarak elimizden geleni yaptığımız taktir de, bu durum işbaşındaki Belediye başkanımızı daha da cesaretlendirecek ve daha güzel hizmetlerin yapılmasına vesile olacaktır.
Bu amaçla, kalbi Sürgücü sevgisi için çarpan tüm Sürgücülüleri Sürgücüye hizmet için göreve çağırıyorum. HER ŞEY SÜRGÜCÜ İÇİN.
Mehmet AYAZ www.surgucum.com

http://tbn3.google.com/images?q=tbn:Wy2Hj7m43iq6MM:http://www.zekeriyabeyaz.com.tr/haberresim/akp_logo_03.png
http://tbn2.google.com/images?q=tbn:9p4q6z2wOQzZyM:http://www.netkurd.org/wene/dtp_logo.jpg
http://3.bp.blogspot.com/_Hjkac1ftqjA/R-adTykna0I/AAAAAAAARBg/vmil2YLqiwM/s200/SEHMUSSURERWEB-full.jpg
http://surgucum.googlepages.com/FikriKMEN.jpg
Şehmus SÜRER
Fikri ÖKMEN
AKP
DTP

.SÜRGÜCÜ BELEDİYE BAŞKAN ADAYLARINA SORULAR

Sürgücü Belediye Başkan adaylarına bazı sorular yöneltmek istiyorum. Eğer sorularımızı yanıtlarlarsa cevaplarını ayrı ayrı burada siz değerli ziyaretçilerimize aktaracağım.
Başkan adaylarımız sorularımızın CEVAPLARINI surgucum@hotmail.com veya surgucum@mynet.com e-mail adresimizi kullanarak gönderebilirler. Her iki adayın da CEVAPLARI elimize geçtiğinde ayrı ayrı sayfalarda aynı anda yayınlıyacağız.
Her iki adaya da şimdiden başarılar diliyoruz.
SORULAR
1- Kısaca kendinizden bahsedermisiniz?
2- Sürgücü'nün en acil ve en öncelikli çözülmesi gereken sorunu nedir?
3- Başkan adayı olarak Sürgücü Beldesi için projeleriniz nelerdir?
4- Nasıl bir yönetim anlayışınız olacak? Katılımcı bir yönetim anlayışından yana mısınız? Örneğin Sürgücü ilgili önemli kararlar alırken Halka danışma ihtiyacı duyacak mısınız? Yoksa ben yaptım oldu anlayışına mı sahipsiniz? Belediye yönetiminde şeffaflık düzeyiniz ne olacak?
5- Sürgücü'nün tarihi ve doğal güzelliklerinin turizme açılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
6- Sürgücü'deki ulaşım sorununu nasıl çözeceksiniz? Köy Minibüsleri yerine yarım otobüslerin trafiğe çıkmasını sağlamayı düşünüyorsunuz?
7- Sürgücü de İşsizlik sorununun çözümü için bir model geliştirdiniz mi? İşsiz gençlerimizi sokaktan, genç kızlarımızı evden nasıl kurtaracaksınız?
8- Sağlıklı insanların yaşadığı bir Sürgücü için sporun öneminin farkında mısınız? Sürgücüspor Kulübünü kurmayı düşünüyormusunuz?
9- Gençleri, çocukları kötülüklerden koruyacak, bir kültür ve spor merkezi kurmayı planlıyor musunuz?
10- Adımı yaşatacak dediğiniz farklı bir projeniz var mı? Varsa bu önemli projeniz nedir?
11- 5 yıllık başkanlık döneminiz bittiğinde nasıl bir Sürgücü hedefliyorsunuz?
12- Seçimi kazanamazsanız, Sürgücü Beldemizin menfaatleri doğrultusunda tecrübeleriniz ve bilgi birikiminizle yeni seçilen başkana destek olacakmısınız?
www.surgucum.com


Bu önerilere dikkat edin, kıyafetlerinizin ömrü uzasın

http://medya.zaman.com.tr/2009/02/07/kiyafet.jpg
Bazı insanlar için "malını temiz kullanır, yıllarca giyer de eskimez" denir. Onların bu başarısının gerisinde yatan, giysilerini özenli kullanıyor olmalarıdır. Aslında siz de çok basit hususlara dikkat ederek kıyafetlerinizi uzun yıllar eskitmeden kullanabilirsiniz.

Bunun için kıyafetin kumaşının özelliklerini bilmek ve ona göre muamele etmek yeterli. Bütün tekstil ürünlerin hammaddesi ve en küçük yapı birimi elyaftır. Elyaf da ikiye ayrılır; doğal elyaf, yapay (sentetik) elyaf. Doğal elyaflar da bitkisel elyaf ve hayvansal elyaf olarak ikiye ayrılır. Doğal elyaf; tohumdan elde edilen (pamuk elyaf), gövdeden elde edilen (keten, kenevir, jüt, rami), yapraktan elde edilen (sisal kendiri, Manila keneviri) ve meyveden elde edilen (koko elyaf) olarak dörde ayrılır. Hayvansal elyaf, kıl kökenli (yün, moher, kaşmir, angora, deve tüyü, kıl keçisi) ve salgı kökenli (doğal ipek) olarak ikiye ayrılır. Bu elyaflardan elde edilen kumaşların özellikleri ise şöyle:

İpek kumaşlar: Gerçek ipek dut yaprağı yiyen ipek böceğinden elde ediliyor. Suni ipek ise kavak, köknar, söğüt gibi selülozca zengin olan ağaçlardan kimyasal yollarla elde edilen liflere denir. İpek çok sağlamdır. Elastiktir, çekmez, kolay buruşmaz ve çok çabuk kurur. Isı ve ışığa duyarlıdır. Kuru temizleme yöntemi ile temizlenmeli, hafif ısıda ütülenmelidir.

Yünlü kumaşlar: Yünün en önemli özelliği keçeleşmesidir. Bundan yararlanarak kumaş yüzeyi tüylendirilip keçeleştirilerek kaşe üretilebilir. Yünlü kumaşlar özel bakım gerektirir. Kesinlikle yıkanmamalı, kuru temizleme yapılmalıdır. Yüksek oranda nem çekme kapasitesine sahiptir. Ütü bezleri kullanılarak ütülenmeli. Rutubetsiz ortamlarda saklanmalıdır.

Pamuklu kumaşlar: Çok dayanıklıdır ama kolay kırışır. Hafifliği ve yumuşaklılığı nedeniyle yazlık giysilerde, iç çamaşırlarda, havlu ve spor giyimde tercih edilir. Esnektir. Elde yıkanabilir. Ancak nemli bırakılmaması yani yıkandıktan sonra hemen kurutulması gerekir. Sağlıklıdır ve serin tutar.

Keten kumaşlar: Ketenin mukavemeti pamuktan daha iyidir. Pamuktan parlak, nem çekme özelliği yüksek, esnekliği azdır. Çabuk buruşur. İri gözenekli oluşu hem cildin nefes almasını, hem de buharlaşmasını kolaylaştırdığı için serin tutar. Bu özelliği dolayısı ile sıcak havalarda kullanılır. Takım elbise, pantolon, gömlek ve etek için tercih edilir. Pürüzsüz ve tüysüz oluşu; keten kumaşın çabuk kirlenmesini önler. Kuru temizleme yöntemi ile temizlenmelidir.

Kaşmir kumaşlar: Kaşmir keçisinin yününden elde edilir. Lifleri uzun ve çok ince olduğu için parlak görünüme sahiptir. Yumuşak ve hassas bir kumaştır. Kuru temizleme yöntemi ile temizlenmelidir.

Tertemiz giysiler için bunları bilmelisiniz

Yünlü giysilerin temizliği

Yünlü giysileri çıkardıktan sonra ceplerini boşaltın ve serin bir yere asın.

Yünlü takım elbiselerdeki kırışıklıklar, kısa süre banyo buharında tutulduktan sonra gece boyunca asılı bırakılırsa düzelir. Veya nemli bir bez üzerinden ılık ütü ile ütülenebilir.

Yünlü giysilerin daha uzun ömürlü olması için 2 gün üst üste giydikten sonra bir gün dinlendirilmesi gerekir.

Belli periyotlarla ince ve sert kıllı bir fırça ile fırçalanmalı.

Pamuklaşmaması için çitilemeden yıkayın. Çamaşır makinesinde yıkamayın ve kesinlikle sıkmayın.

Yün için uygun deterjanları tercih edin veya saf beyaz sabunu rendeleyerek toz haline getirip kullanın.

Asmadan kurutun. Bunun için file tipi çantaları kullanabilirsiniz. Yine kurutma makinesinde, güneşte veya soba yakınında kurutmayın. Mümkünse kuru temizlemeyi tercih edin.

Saf yün giysiler yıkandığında çok çeker. Bunu aklınızdan çıkarmayın.

Trikoların temizliğinde de bunlara dikkat edin.

Polyester giysilerin temizliği

Polyester sentetik bir kumaş olduğu için yüksek ısıya dayanıklı değildir. Yıkarken ve ütülerken buna dikkat edin.

İç çamaşırı temizliği

Çocuk beyaz iç çamaşırlarını çamaşır suyu katkısı ile kaynattıktan sonra yıkayın. İyice durulayın.

İç çamaşırı alırken kaliteli ve kaynatmaya uygun penyeleri tercih edin.

Esnek ve rahat iç çamaşırları tercih edin. Bunun çocuklar için çok önemli olduğunu unutmayın.

Sağlığınız için beyaz iç çamaşırları tercih edin.

Yıkama ve kurutma işleminde en çok önemi iç çamaşırlarına gösterin.

Kadife giysilerin temizliği

Kirlenmiş koyu renk kadife kıyafetler tuzla temizlenebilir. Temiz bir fırçayı, temiz ve kuru bir tuza batırarak giysiye kuvvetle sürün. Lekeler gidecek, kullanılmaktan doğan parlaklık kaybolacaktır.

Ayrıca eskiyen pantolonlardaki parlaklığı gidermek için ütü bezini sirkeli suyla ıslatın, sonra çok sıcak su ile ütüleyin. Parlaklık kaybolacak.

BURCU HİLAL
www.zaman.com.tr

MARDİN’DE OKUMA YAZMA SEFERBERLİĞİ

http://www.habermardin.com/haber_uploads/1138_maxi.JPG

Mardin Milli Eğitim Müdürlüğü Ana-Kız Okuldayız okuma-Yazma kampanyası çerçevesinde İl genelinde yapılan araştırma ve bire bir anket çalışmasında 15 bin 144 kişinin okuma yazma bilmediği ortaya çıktı. Açılan 314 kursla 15 yaş üstü okuma-yazma bilmeyen 4 bin kişi okuma-yazma öğrendi.

Mardin Milli Eğitim Müdürü Hasan Dal, Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan’ın desteklediği “Ana-Kız Okuldayız” Okuma Yazma kampanyasında okuma-yazma bilmeyen hiçbir vatandaşın kalmamasının hedeflendiğini söyledi. Okuma Yazma kampanyasında 2009 yılında yüzde yüz başarı elde edeceklerini ifade eden Dal, kampanyanın amacının özellikle kalkınmada öncelikli iller ve göç alan yerleşim birimlerinde yaşayan, sosyo-ekonomik yönden yoksulluk içinde bulunan, eğitim imkânlarında yararlanamamış, zorunlu eğitim yaşını geçirmiş, insanları okuryazar yapmayı amaçladıklarını bildirdi. Milli Eğitim Müdürü Hasan Dal, “Ana-Kız Okuldayız” okuma-Yazma kampanyası çerçevesinde İl genelinde yapılan araştırma ve bire bir anket çalışmasında 12 bin 919 kadın, 2 bin 225 erkek olmak üzere toplam 15 bin 144 kişinin okuma yazma bilmediğin belirlendiğini vurguladı. Dal” Açılan 314 kursla 15 yaş üstü okuma-yazma bilmeyen 4 bin kişi okuma-yazma öğrendi. Okuma Yazma kampanyasında 2009 yılında yüzde yüz başarı elde etmeyi amaçlıyoruz. Açılan 314 adet 1 ve 2. kademe okuma-yazma kursundan 3 bin 296 kadın, bin 253 erkek olmak üzere toplam 4 bin kişi okuma-yazma öğrenmiştir. 2009 yılında Eğitim öğretim faaliyetleri planlanarak tüm alanlarda yüzde yüzlük bir artış hedefliyoruz” dedi.

Mardin’de okuryazar oranın %92 oranında olduğunu hatırlatan Dal “Okuma-yazma bilmeyenlerin çoğu 40 yaş üstü vatandaşlarımızdır. Zamanında okul sayısının az oluşu, okuma imkânlarının bulunmayışı 40 yaş üstü vatandaşlarımıza eğitim hizmetlerinin gerektiği gibi verilmeyişinden kaynaklanan bir durumdur. Kısa sürede bu sayıyı asgari düzeye indireceğiz. Okuma-yazma kampanyasının İl’imizde hedeflerine başarılı bir şekilde ulaşması için İl, İlçe, Mahalle, Belde ve Köy Kampanya Yürütme Kurulları kurulmuş ve İl’imizin en ücra noktalarına ulaşacak şekilde çalışmalarına devam etmektedirler. Tüm resmi, özel ve sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle okuyamaz yazamaz vatandaşlarımızın tespit, ikna, katılım ve destek çalışmaları valiliğimizin ve Kaymakamlıklarımızın koordinasyonu altında çalışmaktadırlar” şeklinde konuştu

www.habermardin.com


KADINLARA KANSER EĞİTİMİ

http://www.habermardin.com/haber_uploads/1139_maxi.JPG

Pilot bölge olarak seçilen Evren Mahallesinde eğitmen Vildan İnan, kadınlara meme ve rahim kanseri konusunda bilgi veriyor. Eğitmen Vildan İnan, il genelinde bu yöndeki çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi.

Kadınlara meme, rahim ve kalın bağırsak kanseri konusunda başta kadınlar olmak üzere vatandaşları bilgilendirmeyi ve kanserin erken teşhis edilmesini sağlamayı hedeflediklerini belirten eğitimce Vildan İnan, hazırladıkları bilgilendirici broşürleri de eğitim esnasında dağıtıldığını belitti.

Türkiye’de her yıl 140-150 bin dolayında kanser vakasına rastlandığını ifade eden İnan “Her yıl 70-90 bin arasında vatandaşımız kanserden hayatını kaybediyor. Her gün kanserden 150–160 vatandaşımız ölüyor. Ve her 8 kadından birine meme kanseri teşhisi konuluyor. Erken teşhiste iyileşme oranı yüzde 90 oranındadır. Yapacağımız eğitimlerle, kadınlarımıza kendi kendine meme muayenesini öğreterek, meme kanserini tanımalarını ve önüne geçilmesini sağlayacağız” dedi. İsteyen kadınların Kanser Erken Teşhiş, tarama eğitim merkezine başvurarak daha kapsamlı bir muayeneden geçebileceklerini söyleyen İnan, erken teşhisin hayat kurtardığını herkesin bilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Evren ÇATOM sorumlusu Dilek Sınavu, Evren mahallesinin pilot bölge seçilmesinden ve kadınların ÇATOM merkezinde eğitilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

www.habermardin.com



HOLLANDA HEYETİ MARDİN’DE

http://www.habermardin.com/haber_uploads/1140_maxi.JPG

Hollanda’nın Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Tom Van Oorschot Mardin’e geldi. Vali Hasan Duruer ile görüşen müsteşar Oorschot, ardından Belediye Başkanı Metin Pamukçu’yu makamında ziyaret etti. Büyükelçilik müsteşarı, bölgedeki gelişmeleri yerinde görmek için geldiklerini söyledi.

Türkiye’nin genel durumun öğrenmek için bölgelerdeki siyasi ve ekonomik gelişmeleri yakından takip etmek gerektiğini belirten Oorschot, Türkiye için önemli bir dönem olan yerel seçimler öncesinde, Mardin’deki siyasi ve ekonomik durumu Belediye Başkanı Metin Pamukçu’dan öğrenmek istediğini söyledi. Diyarbakır ve Mardin’de aynı konu üzerinde durduklarını ve çeşitli kesimlerden kişi ve kuruluşlarla görüştüklerini ifade eden Oorschot “Yakında yerel seçimler var. Bu Türkiye için önemli bir durum. Türkiye’nin genel durumun bilmemiz için, bölgelerdeki siyasi ve ekonomik durumu da öğrenmemiz gerekiyor. Biz buralar sık gelemiyoruz. Dün Diyarbakır’daydık çeşitli görüşmeler yaptık. Bugünde Mardin’de Vali ile görüştüm şimdide belediye başkanı ile görüşeceğim. Bölgedeki siyasi ve ekonomik durumu öğrenirken, Mardin’deki gelişmeleri de belediye başkanından öğreneceğim” dedi.

Bir gazetecinin bölgedeki seçimler öncesi gelişmeleri ve siyasi parti çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz sorusu üzerine Oorschot “Bu Türkiye’nin iç meselesidir. Bizim bütün partilere duruş mesafemiz aydır. Herhangi bir partiye yakınlığımız söz konusu olmaz.Türkiye için hangisi yararlı olacaksa o olsun” dedi.

Türkiye’nin AB’ye üyelik durumu konusundaki bir soruya ise Müsteşar Oorschot “Hollanda Türkiye’yi AB sürecinde tam olarak destekliyor. Sürecin zorunlu kıldığı kriterler var. Hollanda bu kriterlerin yerine getirilmesinde de ikili işbirliği çerçevesinde Türkiye’ye destek vermeye hazırdır.”şeklinde konuştu. Oorschot geceyi Mardin’de geçireceğini, yarın Diyarbakır’a geri döneceğini söyledi.

Belediye Başkanı Metin Pamukçu tarihi kentin sosyal ekonomik ve siyasi durumu hakkında Müsteşar Oorschot’a bilgi verdi.

Hab.Hakan Sakıcı


KIZILTEPE’DE PATLAYICI MADDE

http://www.habermardin.com/haber_uploads/1143_maxi.bmp

Mardin’in Kızıltepe ilçesine bağlı Esenli Köyünde jandarma ekiplerinin bir ihbarı değerlendirerek gerçekleştirdiği operasyonda patlayıcı madde ele geçirildi. Olayla ilgili olarak bir kişi yakalandı.

Mardin Valiliğinden yapılan yazılı açıklamada “ 04 Şubat 2009 günü saat 04:00 sıralarında alınan bir duyum üzerine Mardin ili Kızıltepe ilçesi Esenli köyü nüfusuna kayıtlı ve aynı yerde ikamet eden C.İ’ nin ev ve eklentilerinde yapılan aramada; iki ayrı plastik bidon içerisinde 18.210 kg. ağırlığında patlayıcısı bulunan 2 adet el yapımı patlayıcı madde düzeneği ile 15.774 kg. np gübre ve 7 litre mazot ele geçirilmiş olup olayla ilgili tahkikat Kızıltepe C.Savcılığı tarafından yapılarak şüpheli çıkarıldığı mahkemece tutuklanmıştır” denildi

www.habermardin.com


KÖY YOLLARI EMİN ELLERDE

http://www.habermardin.com/haber_uploads/1145_maxi.jpg

Mardin’de il genelinde yolu olmayan köy kalmadı. İl Özel İdare Genel Sekreteri M.Sırrı Hamidi, sorumluluk bölgeleri içinde bulunan 795 köy ve mezra’nın 3 bin 809 km’lik yol ağının bulunduğunu söyledi.

İl Özeli İdare olarak, köy ve mezraların yol, içme suyu ve altyapı çalışmalarını hızlandırdıklarını ifade eden Genel Sekreter M.Sırrı Hamidi, il genelinde 31 belde ve belediye sınırları içindeki nüfusun 531 bin, köy nüfusunun ise 213 bin olduğuna dikkat çekerek, hizmet yürütümünde nüfusun üçte birine ulaştıklarını bildirdi.

3 bin 809 km’lik köy ve mezra yol ağının, 1522 km’sinin asfalt kaplama,1296 km sini stabilize, 766 km’sinin tavsiye ve 225 km’sinin ham olduğunu söyleyen Genel Sekreter Hamidi “Nüfusun üçte birine hizmet veriyoruz. Şu anda yolu bulunmayan yerleşim birimi kalmadı. Mevcut yolların iyileştirilmesi çalışmalarımız devam ediyor. Hedeflerimiz bütün koy yollarının asfaltlanmasına dönüktür.2008 yılında yol yapım çalışmalarında hedeflerimizin üzerinde bir hizmet gerçekleştirdik. 2009 yılı bütçesinden köy yollarının bakım onarım ve iyileştirilmesi için 3 milyon liralık bir ödenek ayrıldı.82 km’lik yol asfaltlaması ve 300 km’lik stabilize yol çalışmasını programladık. Bütçenin durumuna göre ek ödenek ve yol yapımı, miktar ve sayılarını arttırmaya gidebiliriz” dedi

DUBLE YOL YAPIMINDA MESAFE ALDIK

Mardin-Diyarbakır karayolunun şehir giriş çıkışlarında 28,5 km yolu duble yola dönüştürülmesinde İl Özel İdaresinin katkısı bulunduğunu ifade eden Genel Sekreter Hamidi, 12,3 km’lik bölümün İl Özel İdaresi araç gereç ve imkanlarıyla duble yola dönüştürüldüğünü söyledi. Kızıltepe ilçesinde Şanlıurfa ve Nusaybin istikametindeki karayolunun 8,5 kilometresinin de duble yola dönüştürüldüğünü belirten Hamidi “Sorumluluk bölgemiz içinde bulunan köy ve mezraların yanı sıra karayolları duble yol çalışmalarında da il özel idare olarak katkı yaptık. Kentin giriş ve çıkışlarının düzenlenmesi için imkânlarımız ölçüsünde katkı veriyoruz” şeklinde konuştu.

İl Özel İdare Genel Sekreteri Hamidi, il özel idaresinin kaynaklarını hizmete dönük en iyi şekilde kullandıklarını söyledi.

Hab./ Mehmet Çelik

www.habermardin.com



Mazıdağı'nda 33 El Bombası Bulundu

Mardin'in Mazıdağı ilçesinde bir evin bahçesinde yapılan hafriyat çalışması sırasında 33 adet el bombası bulundu. Evin eski sahibi Hizbullah üyesi çıkarken kazı çalışması başlatıldı.
http://www.mardinlife.com/haberler/resimler/mardinlifesondakika.jpg
Mardin'in Mazıdağı ilçesinde bir evin bahçesinde yapılan hafriyat çalışması sırasında 33 adet el bombası bulundu. Evin eski sahibi Hizbullah üyesi çıkarken kazı çalışması başlatıldı.
Mardin'in Mazıdağı ilçe merkezindeki bir evde yapılan hafriyat çalışması sırasında, poşet içerisinde 33 el bombası bulunduğu bildirildi.
Muhabirimizin edindiği bilgiye göre, Mazıdağı ilçe merkezinde kimliği açıklanmayan bir kişi, satın aldığı evde hafriyat çalışması başlattı. Çalışmalar sırasında toprak altından çıkan bir poşetin içerisinde 33 adet el bombası bulundu. Şahsın durumu polise bildirmesi üzerine olaya savcılık el koydu.
Evin önceki sahibinin Hizbullah terör örgütünden sabıka kaydının bulunduğunun tespit edilmesi üzerine savcılık, evde başka mühimmat bulunabileceği ihtimali üzerine kazı çalışmaları başlattı. / Nezir Güneş
Mardinlife.com

Nusaybin GS Futbol okulu açılıyor

Ülkemizin çok az bölgesinde futbol okulu açan Galatasaray Futbol kulübü, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Pivot bölge olarak Mardin’in Nusaybin ilçesinde futbol okulu açıyor.
http://www.mardinlife.com/haberler/resimler/mardinlifegsnusaybin.jpg
Arif Altunkaynak - Nusaybin
Ülkemizin çok az bölgesinde futbol okulu açan Galatasaray Futbol kulübü, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Pivot bölge olarak Mardin’in Nusaybin ilçesinde futbol okulu açıyor.
Nusaybin Galatasaray Futbol Okulu koordinatörü Şehmus Ak tarafından yapılan açıklamada, Pazar günü saat 11.00’de Galatasaray yöneticileri ve eski futbolcularının da katılacağı törenle Nusaybin – GS Futbol okulunu açacaklarını söyledi.
GSYİAD Başkanı Prof. Dr. Teoman Cam Kadıoğlu, Başkan yardımcısı Edip Önder, GS altyapı sorumlusu Savaş Çam, Eski futbolcu Erhan Önal ve Gs yönetici İsmail Karakaya’nın açılışa katılacağını bildiren Ak, Nusaybinli taraftarların da desteklerini beklediğini kaydetti.
www.mardinlife.com

6 Şubat 2009

Şıvan PERWER: Beni sanatçılar davet etsin isterdim

http://img.sabah.com.tr/im/2009/02/01/B2A9BA6E7DD93B45857D590Dr.jpg
Ne kadar samimi ya da değil bir kenara bırakırsak...
Yani muhalif tavrımızı, eleştiri hakkımızı saklı tutarak söylersek eğer...
Türkiye'de yıllarca utanç kaynağı olmuş, Türkiye'nin düşünce özgürlüğü dersinde sınıfta kalmasına neden olmuş bazı kararlarda geri adım atıldı malum.
Mesela...
Nazım Hikmet, Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya'ya tekrar kucak açılması...
Ne kadar geç olsa da, mezarlarında bize ne kadar alaycı alaycı gülümseseler de 'telafi sınavı' diyelim biz buna yine de.
Ardından devlet eliyle Kürtçe kanal açılması...
Ve tam 33 yıldır sürgünde yaşayan, türkülerini kendi dilinde söylediği için ülkesine adım atamayan, Kürtler'in efsane sanatçısı Şivan Perwer'in TRT'nin Kürtçe kanalının açılışına davet edilmesi!
İşte asıl bomba olan buydu.
Onu tanımayan -Kürtler değil ama belki Türkler- olabilir; ön giriş yapmak isterim:
Şivan Perwer'e sıradan bir Kürt sanatçısı muamelesi yapmak haksızlık olur, az olur, çok da ayıp olur.
Kürtler'in yıllardır verdikleri varolma mücadelesine, dertlerine, acılarına müziğiyle, sanatıyla, sesiyle ilaç olmuş; misyonu olan biri.
Yıllarca illegal yollarla çoğaltılıp, gizleyerek, saklayarak, korka korka kasetleri dinlenen biri.
Kürt dilinden, Kürt sanatından, Kürt kimliğinden vazgeçmeyip dünyanın her yerinde bunları yücelttiği, sahip çıktığı ve geliştirdiği için bir efsane.
Bir dünya ozanı aynı zamanda; dünyanın en ünlü sesleriyle aynı sahneyi paylaşmış, onlarla türkülerini söylemiş, her birine Kürtler'i ve sorunlarını anlatmış bir elçi.
Devlet madem davet etmiş, 'yasağın hükmü kalmamıştır' dedim fırsattan istifade; düştüm Almanya yollarına.
Köln'deki Şivan Perwer Vakfı'nda buluştuk, bütün gün konuştuk.
Elleriyle kahve hazırladı, Köln'ün simgesi Dom Kilisesi'ni arkamıza alıp fotoğraflar çektirdik, akşam da bir Türk kebapçısında kebap ziyafeti çektik.
Türkçe'yi unuttu sanıyordum ama gayet iyi anlattı kendini.
TRT'nin davetini, neden bu davete icabet etmediğini, yıllardır sürgünde yaşadıklarını, nasıl kaçtığını, Kürt sanatçıları için ne düşündüğünü anlattı.
Ve tüm samimiyetimle şunu söyleyebilirim; benim için böyle efsane bir adamla tanışmak müthiş bir şanstı.

- Çocukluğunuzdan başlayalım...
- Önce şunu söyleyeyim; ben çok isyankar bir çocuktum. Aklımda öyle şeyler vardı ki, beni depresif, içe kapanık hale sokuyordu, rahat bırakmıyordu...

- Nasıl şeyler vardı aklınızda?

- Şehirle köyü karşılaştırırdım hep. Neden köyle şehir arasında bu kadar fark var, niye şehirliler köylüleri sevmez, niye Kürt askeri değil de Türk askeri var, Türkçe devletin diliyse biz niye Kürtçe konuşuyoruz, niye okula gittiğimizde Türkçe, eve geldiğimizde Kürtçe konuşuyoruz gibi bir sürü soru. Bir çocuk olarak bu sorular arasında debeleniyordum sürekli.

- Urfa Siverek'te mi geçti çocukluğunuz?
- Siverek'le Viranşehir arasında Karuk diye bir köyde. 50 köyün içerisinde sadece bir köyün okulu vardı. Beş, on kilometrelik yerlerden geliyordu öğrenciler; o köyde okudum ben.

- Sizin adınız İsmail Aygün aslında. Ne zaman Şivan oldu?
- Bana hep Şivan derlerdi, göbek adımdı. Çoban anlamına geliyor; babam bana bu ismi verdi. Okurken çobanlık da yapıyordum, başka bir sürü köy işi de.

- Yoksul muydunuz peki, geçinme derdi?
- Yoksul değildik. Geniş bir aileydik, Şeyhan denilen geniş bir aşiretten geliyorum.

- Sizin babanız dengbej'miş (Kürt ozanı). Müzik sevdanız babadan mı?
- Az önce dedim ya, beynimde öyle düşünceler vardı ki... Niye köyümüzün evleri güzel değil, neden köylüler böyle izole ve yalnız, niye bu köyde mesela okul yok, cami yok, hastane yok? Urfa'yla, Viranşehir'le karşılaştırırdım sürekli. Sonra insanlar arasında ağa, bey, şeyh, derviş, çiftçi, köylü gibi sınıf farklılıklarına çok öfke duyardım, bunların değişmesi gerektiğine inanıyordum.

- Bunları müziğinizle anlatma yolunu mu seçtiniz siz de?
- Ben gözümü açar açmaz çevremde bir sürü dengbej buldum. Bunların içinde en iyilerinden biri de babamdı. Her şarkının bir hikayesi vardı, bir destan anlatırdı. Çevreden, yakın köylerden bir sürü sanatçı gelirdi, darbukalar, kemanlar çalınırdı, oynanırdı. Saz çalmayı da onları göre göre öğrendim. Dengbejler sabaha kadar oturur, olayları şarkılarıyla anlatırdı. Ben de cemaat dağılana kadar otururdum, kızarlardı bana 'git uyu' diye. Uyumazdım, ertesi gün de o olayı türküyle, melodiyle anlatırdım.

- Sesiniz o zamanlardan fark edilmiş miydi?
- Küçüklükten beri hep sesimin güzel olduğunu söylediler. Biraz büyüyünce de 'sen ünlü olursun, niye plak yapmıyorsun' demeye başladılar. Ama ben okumayı çok seviyordum...

- Dört oktavlık sesiniz olduğu doğru mu?
- Valla ben tenora çok iyi çıkabiliyorum, bası da iyi kullanırım. Bilmiyorum artık...
- Sonra Ankara'da üniversite okudunuz, değil mi?

- Evet. Gazi Üniversitesi matematiği kazandım. Her üniversitede olduğu gibi olaylar, sağ-sol çatışmaları yaşanıyordu tabii. Aynı zamanda konserler veriyordum ve tanınmaya başlamıştım, türkülerim her tarafa yayılmıştı. Ama takma ismim Şivan'ı kullanıyordum konser verdiğimde, gizliydi her şey. Arkadaşlarım beni bir yerde çıkarır, konser bitince de kaçırırdı.

- O zamanlar plak, kaset çıkaramadınız değil mi?
- Arkadaşlar çok istedi, İstanbul'a gittim, birkaç müzik yapımcısına uğradım, bana 'çok zor, cezası çok' dediler. Ama en sonunda biri, iki türkülü bir 45'lik plak yaptı. Ben Avrupa'ya çıktıktan sonra ortaya çıkmıştı o. Neyse zaman geçti, sadece Türkiye'de değil, Irak'a, İran'a, Suriye'ye, bir sürü yere sesim, türkülerim ulaştı. Ben sazı elime alıp söylediğimde, küçük teyplere kaydediyorlardı, çoğaltıp dört bir yana gönderiyorlardı.

Hiç Bir Dile Karşı Değilim

Zamanında okulda en iyi Türkçe konuşanlardan biriydim ben. Ben dillere karşı değilim, hangi dil olursa olsun insan iyi şekilde öğrenmeli. Dillere, kültürlere, halklara karşı olunmaz. Sistemlerin yarattığı zulme, insana karşı yapılan zulme karşı olunur. Devlet ne için var? İnsan hakkını, hukukunu korumak için. Ama devlet bir zümreyi yok etmeye çalışırsa zulümdür bu. Bu Kürtler üzerinde de böyle oldu. Kürt halkını inkar ettiler ve tüm tarihi ve toplumsal değerlerini yok etmeye çalıştılar. Sen bu halka mensup bir insan olarak böyle bir şeyi kabul edemezsin; buna karşı muhakkak bir şey yapmak istersin. Ben de türkülerimle bunu yapmaya çalıştım. Dolayısıyla bu türkülerin içinde politika vardır, siyaset vardır, isyan vardır. Bu da devletler tarafından yasaklanırsa sen de ait olduğun ülkede yaşayamaz hale gelirsin.

Türkiye'nin güzellikleri hepimize yeter

Kürtler'e herkes gibi yaşam hakkı tanınsın, kültürlerini yaşamalarına, dillerini kullanmalarına engel olunmasın, bunlar anayasal garanti altına alınsın.

Türkiye'nin birçok kültür ve halktan insanların yaşadığı bir mozaik olduğunu söylemek ve bini resmi olarak kabul etmek, küçük statükocu, bir elit zümre dışında herkesi mutlu edecektir. Demokrasi içinde konuşarak, iç barışı sağlayabiliriz. Türkiye'nin güzellikleri hepimize yeter.


Bölünme korkusu gereksiz

Bugün İstanbul Kürtler'in en büyük şehri haline gelmiş durumda. Şimdi buralarda yaşayan Kürtler, kendi yurtlarına mı dönecek sanıyorlar? Bölünme korkusu reel ve objektif olarak mümkün değil; sadece bir korku aracı olarak kullanılıyor. Bu statükocu güçlerin, demokrasi ve hukuk normlarına çekilmesi ve artık halklarımızı özgür bırakması gerek. Türkiye'nin beyinlerini çağdışı ideolojilerle etkilemek, şoven duygularla halkı kandırmak, halkın üzerinde zorla tahakküm kurmak globalleşen dünyamızda artık mümkün değil. Sınırların ve duvarların önemini yitirdiği bir dünyada Kürtler'in her birey ve halk gibi eşit ve özgür bir yaşam istemesi çok mu lüks? Kıbrıs Türkler'i için istenen haklar neden Kürtler için de geçerli olmasın?

Şivan Perwer Vakfı 2004'te kuruldu

Şivan Perwer, 2004 yılında kendi adına bir vakıf kurdu. Amaç hem sanatını ve mali imkanlarını korumak hem de Kürt ve dünya müziği arasında bir köprü kurmak. Vakıf aynı zamanda töre cinayeti, kadına karşı şiddet gibi konularda da etkinlikler ve çalışmalar yapıyor.

Evli değilim

- Şu anda evli misiniz?
- Hayır.

- Sizin Kürtler'den gördüğünüz ilk ve tek tepki, sizin gibi sanatçı eşiniz Gülistan'dan boşanmanız ve bir başkasıyla ilişkiniz yüzündendi. Kürtler böyle durumları aşamamış mı henüz?
- Bizim evliliğimizde anlaşmazlıklar vardı, zaten yürümüyordu. Bir başkası yüzünden bitmedi. Ben böyle şeyleri konuşmayı pek sevmiyorum. İnsanlar bunun üzerinde çok tartışıyorlar. Bizim kültürel durumumuz, yetiştirilme tarzımız, hayat görüşlerimiz çok ayrıydı, yürümedi. Ama biz dostuz, arkadaşız hala, bir oğlumuz var.

- Kaç yıllık evlilikti sizinki?
- 17 yıl.

- Neden tepki gösterildi bu kararınıza bu kadar?
- Biz güya bir prens, prenses gibi görülmüşüz halk içinde, bizim boşanmamız bir sürü insanın boşanmasına sebep olur gibi bir sürü şey ileri sürüldü.


DTP'liler birçok kürdü ikna edemez!

- Parlamentoda şu anda Kürtler'i temsil eden bir grup milletvekili var. Onların politikalarını, Kürt sorunuyla ilgili çözüm önerilerini nasıl buluyorsunuz?
- Onlar iyi Kürt yurtseverleri ama hala ağa! Hesabına gelenlerle iyi dostluk kurarlar, gelmeyenle kurmazlar. DTP'li milletvekilleri buraya kadar gelirler, bir gün selam vermezler. Neden? Bir konserlerine gidememişimdir. Sanki politikalarına karşıyım. Halbuki değilim; yarın beş konsere gideriz ya, ne olacak!
- Hesapçı buluyorsunuz yani?
- Çok hesaplı, çok da tutucu ve bağnazlar.

- Kürt sorununun çözümüne katkı sağlayacaklarına inanıyor musunuz?
- Bence böyle bir ülkede, Kürtler ve Türkler arasında İsa havarileri gibi olmalılar, doğru siyaset budur. Açık olacak, insanları sevecek, kucağını açacak, herhangi bir siyasi menfaatten dolayı kimseden nefret etmeyecekler. AKP de aynı şeyi yapmalı, DTP de. Bağnaz, tutucu yanlarını bırakmayana kadar kimseyi ikna edemezler, birçok Kürdü de ikna edemezler.


Ses tellerimden ameliyat oldum

- En son ne zaman albüm yaptınız?
- Ben hiçbir zaman rahat duran biri değilim ama durur beklerim, ortamı dinlerim. Bir yere dolan su gibi, kaynak doluyor, sonra akıyorum. Ama doğrudur, beş sene oldu albüm yapmayalı. Depresyona girdim bu ara...

- Neden?
- Sebepleri değişikti. Çok saldırıya uğradım, başıma acayip şeyler geldi, bunlarla mücadele ettim. Sanatımı tekrar etmek istemedim, daha güçlü, destansı şeylerle ortaya çıkmak istedim, yenilik yapmam gerekiyordu. Bir ara sesimde de rahatsızlık ortaya çıktı.

- Gırtlak kanseri olduğunuz söylendi...
- Allah göstermesin, kanser olsam böyle mi konuşurum? Kolit adı verilen, fazla sıkıntı, yorgunluk ve depresyon yüzünden ses tellerinde oluşan bir rahatsızlığım vardı, ameliyat oldum. Bir yıla kadar yeni albümü çıkarırım.


Prenses Diana çok istedi görüşemedik

- Hiç pişmanlığınız var mı?
- Türkiye konusunda hiçbir şeyden pişman değilim. Çünkü benim amacım bu yıkılmaya, yok edilmeye çalışılan dilin güzelliğini göstermekti. Bunu da burada yapabildim. Pişman olduğum şey ne biliyor musun? Önüme dünya sanatçılarıyla birlikte bir şeyler yapmak anlamında müthiş imkanlar çıkmıştı...

- Kimlerle mesela?
- Peter Gabriel, Tom Jones, Sting, Chris De Burg, Gipsy King, bir sürü Alman sanatçısı, Fransız sanatçısı, Latin Amerikalılar. Hepsinden teklif geldi ama ben boşverdim. Hep Kürt davasıyla ilgiliydim, Kürtler büyüsün, Kürtler gelişsin derdindeydim. Bu konuda pişmanım; en azından Sting'le bir şeyler yapabilirdim. Tom Jones bile hayran kaldı, "Seninle sesimiz birbirine çok yakın" diyordu, ben "Bu adam ne istiyor benden" deyip geçiştiriyordum.

- Pek çok ülke lideriyle de ilişkiniz vardı bildiğim kadarıyla...
- İsveç Başbakanı Olof Palme, Çekoslovakya Başkanı Havel, John Major, Fransa Cumhurbaşkanı Mitterand, Avusturya Cumhurbaşkanı Dr. Fischer'la tanışıp, konuştum. Prenses Diana da Londra'daki konserde çok yakın ilgi göstermişti.

- Heyecanlandırmadı mı sizi Diana?
- Çok heyecanlandım, sarıldı, "Sizi çok beğeniyorum, probleminizi biliyorum" dedi. "Güzel kraliçem, her ülkeyi ziyaret ediyorsunuz ama Kürt bölgesine hiç gitmediniz" dedim, "Gideceğim, söz veriyorum" dedi. Benimle bazı çalışmalar da yapmak istedi, davet etti ama sol grupların eleştirisi bitmiyordu, 'emperyalistler bizi satın alacaklar' diye tutturuyorlardı. Acayip şeyler başıma geldi. Başlarda Amerika'ya, Avrupa'ya bakışım başka türlüydü, 'ne gidip dünya emperyalistleri ile türkü söyleyeceğim' diye hınç vardı içimde. Sonra o kadar şey öğrendim ki...


Makbul olan beni sanatçıların çağırmasıydı

"Türkiyeli sanatçılar bugüne kadar cesaretli davranmadılar. Ben hep zulme karşı türkü söyledim, gerçekler uğruna sazımı çaldım, hareket ettim. Kimse derin şekilde düşünmedi, haklılığımı görmek istemedi. 'Bu devlete karşı hiçbir şey olmaz' dediler, oturdular. Beni ne zannettiler bilmiyorum! Yani Şivan Perwer'i bu insanların, Kürt-Türk sanatçıların, aydınların Türkiye'deki sivil toplum kuruluşlarının çağırması gerekirdi TRT yerine, devlet yerine. Makbul olan bu değil miydi? Birçok sanatçı demokratik açılımlara öncülük yapabilirdi. Bülent Ersoy kadar cesaretli olamadılar.

Sezen de korkağın teki

- Türkiye'de Kürt kökenli bir sürü sanatçı var. Bu isimlerle ilişkiniz nasıl, onları kendi ülkesinin gerçeklerine ne kadar yakın ya da uzak buluyorsunuz?
- Türkiye'deki Kürt sanatçılar ya Türkçe söylüyor, ya Kürt sanatsal değerlerini Türkçe'ye çevirip kullanıyor. Bunların hepsi sistemin çarkına girmiş, aynı kalıplaşmış düşüncelere inanan insanlar. Bunların Kürtler'e bakışı tamamen sıfır, korkuyorlar, hatta Kürtler'e karşılar! Ahmet Kaya linç edilmek istenirken o salonun yarısı Türkse, yarısı da Kürt'tü.

- Ve kimse sesini çıkarmadı...
- Sesini çıkarmayı bırakın karşısında oldular! Bir sürü sanatçı sahneye çıkıp, faşist marşlar söyledi, tabak fırlattı. Kürt sanatçıları o hale geldi işte; İngilizler'le düet yaparlar, Yunanlılar'la kardeşlik, barış şarkıları söyler, konserler verirler ama Kürt sanatçısıyla yan yana gelmezler asla.

- Düet yapmak istediğiniz bir sanatçı var mı?
- Benim hiçbir Türk sanatçısıyla düet yapma isteğim yok.

- Sezen Aksu ile istemiştiniz bir ara?
- Hayır, Sezen de korkağın teki! Bir barış projesinde Sezen'in de olması için teklif gönderdik ama yaklaşmadı bile, reddetti. Yani Kürt sanatçılarından daha cesaretli, demokrat, ilerici görünen Sezen bile Kürt meselesinden kaçtı. Bir tek Sertab Erener cesur çıktı, bir ara 'olabilir görüşelim' dedi. Sezen, Zülfü Livaneli gibi isimler kendini demokrat gösteren insanlar bir de! Peki ben şimdi hangi Türk sanatçısına yaslanacağım, güveneceğim? Yok! Türkçe şarkı okuyan Kürt sanatçıları ise zaten kendi öz değerlerinden kopmuş, Kürt kültürü umurlarında değil, sadece meşhur olmak, para kazanmak sevdası içindeler, yeri geldiğinde Kürtlüğe küfretmekten de çekinmezler.


Şu anda gelirsem çatışırız

- Nasıl gelmek isterdiniz Türkiye'ye?
- Benim hayalim ne biliyor musun? Pohpohlamak, yüceltilmek değil. Beni seven bir halk var, benden umut alan, moral alan, benden büyük beklentisi olan bir halk...

- Büyük bir halk konseri mi istediğiniz?
- Konser önemli değil ki, ben dünya festivallerine katıldığımda yüz binlerce insan geliyor. Benim hayalim, önce bu ülkenin antidemokratik, korku ülkesi olmaktan çıkması, bir şekilde demokratikleşmesi. Şu anda gelirsem, çatışırız. Çünkü ben sadece sanatçı değilim, ben bir haykırışım, bağırışım, bir umudum.

- Dört-beş yıl önce Aktüel'e verdiğiniz röportajda 'Dolmabahçe'de konser vermek istiyorum' demiştiniz. Fikir mi değiştirdiniz?

- Beni ben olarak kabul ettiklerinde eğer türkülerimi söyleyebiliyorsam, Türkler, Kürtler beni birlikte dinlemeye gelebiliyorsa, alkışlayabiliyorsa neden olmasın! Dolmabahçe'nin bir kötülüğü yok, o bir mekandır sonuçta. İnsanlar birbirlerini seviyor, saygı gösteriyor ve kabul ediyor demektir o zaman...

- Peki bunun gerçekleştiğini varsayalım, Diyarbakır'da mı, İstanbul'da mı nerede insanları buluşturmayı hayal ederdiniz?
- Nerede insanlar türkülerimle uyanmış, sevmiş, bilinçlenmiş, düşmüş, ağlamışsa ben oraya giderim. İstanbul'u severim, İstanbul çok güzel, insanları güzel, o başka bir şey ama ben doğduğum toprağa giderim. Kalktığım yere tekrar düşerim. Ya Diyarbakır'a, Batman'a, ya Urfa'ya, Mardin'e, Van'a, ya Hakkari'ye giderim. Ben oradan gelmişim, oradaki insanlar beni Şivan yapmış.

- Peki birinin aracılık etmesi mi lazım? Başbakan'ın, bir bakanın özel çabası mı şart, ne olmalı sizin gelmeniz için?

- Önce şu var; benim gelmem ne kadar önemli? Kürtler için tabii ki önemli ama Türkler için önemi var mı bunun? Türkiye'nin değişmesi için benim de katkım olabilir mi? Yani benim bu kadar yıl dışarıda kalmamın sebebi, Türkiye'nin aynı statükoyla devam etmesiydi. Ben bu kadar yıl sonra dönebiliyorsam bu statüko değişmiş mi demektir? Türkiye bazı açılımlarda bulunabilecek mi? Çünkü ben Türk kanunlarına göre yasak bir adamım ve çoğu kere türkülerimden dolayı insanlar yakalandı, tutuklandı, işkenceye alındı, kimisi öldürüldü.

- Peki TRT'nin davetini kabul etseydiniz nasıl girecektiniz? Bunu konuştunuz mu hiç, nasıl bir formül önerdiler?
- Bu kadar uğraştıklarına göre, beni içeri sokabilme imkanını bulmuşlardı, yetki verilmişti demek ki. Fakat nasıl olacaktı bilemiyorum.


Türk devleti Kürtçe kanal açmasa da olurdu!

- Kaçıp gittiğiniz ülkeye, üstelik devlet kanalı TRT'nin açılışına katılmak üzere davet edildiniz 33 yıl sonra. Bu ironik durum size ne hissettirdi?
- Şimdi her şeyden önce Kürt toplumunun çok mükemmel değerleri var; tarihsel, toplumsal, kültürel güzellikleri var. Bu toplum da artık globalizmle birlikte bilinçlendi, bilgisi gelişti, kendi başına televizyon kurabilecek hale geldi. Bir sürü Kürt televizyonu var şu anda. Türk devleti yapmasa da olurdu! Çünkü Kürtler sadece Türkiye'de değiller; 12-13 milyon kadar Kürt İran'da, 5-6 milyon Kürt Irak'ta, 3-4 milyon Kürt Suriye'de. Sadece Almanya'da bir milyondan fazla Kürt var. Bugün dünyada 50 milyondan fazla Kürt var; küçük bir millet değil. Öyle devletlerin hesapladığı gibi yok olacak bir millet değil. Haa, şimdi ne oldu? Türkiye 85 yıl boyunca bunları hesaplamadı, inkar etti, yasakladı. Türkiye Türklerindir, 'tek dil, tek ülke, tek halk' dedi! Yahu seninle birlikte savaştım, Türklüğün korunması için elimden geleni yaptım. Madem kardeşiz, sen niye kardeşini yok etmek istedin durdun?

- Bu anlattığınız fotoğraftan yola çıkarak soruyorum; TRT'nin Kürtçe kanal açması, geri adım attığını göstermiyor mu?
- Ben atılan her adıma değer veririm, emeğe saygı gösteririm. Eğer devlet bile bir kanal açmışsa ve gerçekten Kürt kültürüne, sanatına, diline değer veriyorsa kötü konuşmam asla. Türkiye'de en az 30 milyon Kürt var...

- Peki bunun samimi olduğuna inanıyor musunuz?
- İşte asıl nokta bu; eğer devlet samimiyse, önce Anayasa'da bazı şeyleri değiştirir!

- Neleri?
- Mesela TRT 6'da Kürtçe konuşuluyor ama başka yerde konuşulduğunda cezalandırılıyorsun! Hala çocuklarına Kürtçe isim verenler cezalandırılıyor. Böyle bir kanalın birden bire ortaya çıkması, çok kişiyi şaşırttı. Tamam ilk olarak benimle ilişki kuruldu, kanalın yöneticileri geldi uzun uzun konuştuk ama samimi gelmedi bana. Çünkü yıllardır kanun nezdinde konuşulan bir meseleydi Kürt dili; önce kanunlar sınır çiziyordu, o sınır dışına çıkan her şey de soruşturuluyordu. Yani kanunların önce izin vermesi gerekiyor.

- TRT Şeş'in açılışında Yasaklı türkünüz Mıhemedo seslendirildi Rojin tarafından. Ne hissetiniz devlet kanalı TRT'de bu olunca?
- Benim türkülerim bir sürü sanatçı tarafından söyleniyor ama tabii TRT kanalının benim şarkımla açılması çok derin bir duygu yarattı bende.

- Bir şeyler değişebilir duygusu mu?
- Elbette. En azından Türkler tarafından da bana karşı bir sevgi beslendiğini gördüm, beni düşündüklerinin farkına vardım, biraz da acıdıklarının farkına vardım o kadar yıl dışarıda kalmamdan dolayı. Bunun sebeplerinin ne olduğunu konusunda düşündüler en azından, bu önemli.

- Peki bu kanal en azından ortamı yumuşatır, Kürt diline olan duyarsızlığı, ilgisizliği bir parça azaltır hissiyatı yok mu içinizde?
- Ben beklenti içinde değilim, yani 'ah keşke olsa' demiyorum. Böyle bir şey olması iyidir, en azından Türkler, Kürt diliyle ne kadar güzel türkülerin söylendiğini, çoğu Türkçe türkünün Kürtçe'den alındığını görecek, 'ne güzel bir dil' diyecek belki.

- "Ülkeme dönüşüm TRT için olmayacak" dediniz...
- Beni bir tek TRT çağırmadı ki! AKP kaç kez seçim propagandası için çağırdı, çeşitli sol kesimler çağırdı, ki bugün Ergenekon soruşturmasında adı geçenlerdi! Çok zengin Türk-Kürt mafyası da çağırdı, bir sürü şehrin belediye festivalleri de. Yıllardır davet ediliyorum, sadece bugün değil.

- Niye reddettiniz hepsini?
- Ben hiç kimseyi bu konuda samimi bulmuyorum! Ya Nazım Hikmet gibi birini, dünyanın tanıdığı şairi aforoz ettiler. Şimdi kabul ediyorlar, mezarını geri getirmek istiyorlar. Yılmaz Güney gibi değerli birini... Ki dünyaya onun gibi biri bir daha gelmez. Ahmet Kaya'yı... Türkler için müthiş bir sanat üretti, özgün sanat Ahmet'le başladı. Ahmet küçücük bir şey söyledi sadece; 'Kürtçe klip çekeceğim' dedi, aforoz ettiler ve kahrından öldü.


Konserim basıldı kaçmak zorunda kaldım

- Dönüm noktası neydi, ne oldu da yurtdışına çıkmaya karar verdiniz?
- Artık durum o kadar sıkıcı hale gelmişti ki... Yanımda yürüyeni bile yakalıyorlardı. Burada yaşayamaz duruma geldim. Konserlerimi düzenleyenler yakalandılar, yıllarca hapis yattılar, bazıları şehit oldu. Gerçekten müthiş bir fedakarlık gösterdiler benim ele geçmemem için, beni vermek yerine kendilerini ele veriyorlardı. Onlara çok şey borçuluyum. En son ODTÜ'de verdiğimiz bir konserde acayip kargaşa çıktı. Polis beni istedi, öğrencilerle polis çatışmaya başladı. Arkadaşlarım beni kaçırdı yine ve 76 yılında Almanya'ya kaçtım sonuçta.

- Sahte isimle çıktınız herhalde!
- Tabii. Arkadaşlar 'kal' dedi ama o kadar fedakarlık gösteren insanları nasıl yalnız bırakıp, burada yaşayacaktım? İki ay sonra döndüm. Viranşehir'e gittim, baktım her yerde ben konuşuluyorum, her tarafta benim kasetim ama insanlar beni gördüğü zaman titriyor, korkuyor, benimle görüşmek istemiyor. Artık barınamazdım topraklarımda. Türkiye'den de çıkamıyorum! En son tanıdıklar beni mayınların arasından Suriye'ye geçirdi, üç ay Şam'da kaldım, sonra tekrar Almanya. Geniş bir Kürt kitlesi vardı Almanya'da, kalmaya karar verdim. Dil okuluna yazıldım Hayderberg'te, Almanca öğrendim. Kürt müziğiyle ilgili inceleme yapıp kitap çıkarmak isteyen bazı Alman profesörlerle karşılaştım, onlarla yaşadım, üniversitede bir yıl müzik bilimi okudum onların yardımlarıyla. Sonra Köln Üniversitesi'nde müzik araştırmaları bölümünde okudum üç yıl. Kürt meselesi çok tartışılmaya, gelişmeye başladı, gezmem dolaşmam gerekti, tabii okulu bitiremedim.

- Hiç düşündünüz mü o gün çıkıp gitmeseydiniz, hayatınız nasıl olurdu?
- Hiç bilmiyorum; ya hayatım bitecekti ya da herhangi bir şekilde ceza, işkence, hapis olacaktı, boğazımı sıkacaklardı yani. Ama bende bir kudret vardı demek ki, hiç kurban gitmedim! Beni her zaman selamete çıkaran bir güç vardı. Onun için, belki de Avrupa'ya gelmem iyi oldu. Elbette insan kendi halkı içinde olmak ister, ülkesinde olmak ister ama yaşanamaz bir durum var ise, yaşayabileceğin yerde kalmalı ve orada gerekenleri yapmalısın.

- Sonra burada yasaksız, sorunsuz şekilde albümlerinizi çıkardınız. Kaç albüm oldu?
- 30'a yakın.

- Mutlaka çok zordur ama merak ediyorum; 33 yıl dayanmak zor değil mi buna? Ne kadar üzülüp ağladınız, ne hissettiniz o günlerde?
- Bir hayvan korktuğu zaman korunmak için bir yere çıkar değil mi? Korunabileceği kadar durur orada, tehlikenin geçtiğini anladığı an da iner, normal haline dönmeye çalışır. Ama sen dönemiyorsun bir türlü! Bazen sana acı veren şeyleri hatırladığında ağlamak istiyorsun elbette...

- En çok ne ağlattı sizi?
- Annemin ölümü! Ben oradayken öldü annem ama mezarına bile gidemedim. Çok seviyordum annemi, çok fedakar bir kadındı. İki çocuğu ölünce çok acı çekti, hastalandı. Beş-on çocuk büyütmüştü, 36 yaşında öldü. Şu anda bile ağlamak istiyorum. (gözleri doluyor) Mezarını bile ziyaret edemedim.


Yılmam, kendimi kimseye teslim etmem

- Nasıl geçti bu 33 yıl peki?
- Ben ülkemin, halkımın durumuna üzüldüm hep. Başka ülkelere gittim, başka halklarla karşılaştım, hep kibirli, gururlu, modern, 'biz buyuz' diyorlardı. Ama sen 'Kürdüm' dediğinde şahsiyetine değer verilmemiş, acınılan bir portre çiziyorsun. Ben sadece sanatçı değilim; politikacılarla, belli derneklerle, partilerle, Kürtler'le faaliyette bulunan kesimlerle de sağlam ilişkiler kurmaya, onlara hizmet etmeye, konserlerine katılmaya, elimden geleni yapmaya çalıştım. İstedim ki, Kürtler de toplumsal alanda tanınsın. Bir sürü değişik kesim var; başkaları daha fanatiktir, başka tarzları vardır, olabilir ama ben her zaman yumuşak bir üslup kullandım, müziğimle sanatımla yaptım bunları. Keskin, fanatik düşünen kesimlerden çok baskı da gördüm...

- PKK'lılar konserlerinizi basıyordu sürekli...
- Konserler basılıyordu, insanların gelmemesi için uğraşılıyordu, milletin gözünden düşürmek için antipropaganda yapılıyordu.

- Sırtınızı kimselere dayamadan, kimsenin siyasetine alet olmadan bu kadar yıldır müzik yapmanın sırrı nedir? Hem de ülkesinden bu kadar uzakta!
- Doğrudur, hiçbir zaman bir siyasete dayanıp yapmadım sanatımı. Şunu biliyorum ki; kimse başkasının sayesinde bir şey yapamaz ve başaramaz. Yani siyasetin güçlenmesi için sanatı bazen kullanabilirsin. Ama bunun sınırı, insanın iradesine bağlıdır. Güçlü bir iradeye sahipsen...

- Siz iradenizle ayakta durursunuz tamam da, onlar durmanıza nasıl izin verdi?
- Tarih okuyorum, felsefe okuyorum ve biliyorum ki hayat bir mücadeledir. Bu mücadeleyi verirsen amacına ulaşabilirsin. A siyasetine, B siyasetine dayandığın zaman kullanılmış hale gelirsin. İnsanlar egoisttir, siyasetler de, siyasetçiler de egoisttir dolayısıyla. Seni kurban etmek için ellerinden geleni yaparlar. Kurban olmazsın ama onları da ezmezsin, yok saymazsın, güçlendirmeye çalışırsın. Hem bağımsız hareket edeceksin, hem de birlikte. Ben bunu irademle becerdim.

- Hiç tehdit edildiniz mi?
- Çok kez! Saldırıya da uğradım fakat bunlar beni yıldırmadı, güldüm geçtim. Konserde bakıyorum, bir kargaşa var, kavga var, ben türküme devam ediyorum. Biliyorum biraz sonra duracak ve pişman olacaklar. Bir mücadele anında sabırlı, tahammüllü ve iradeli davranamazsan ayakta kalamazsın. Bunların olacağını biliyorum çünkü Kürtler arasında öyle kardeş kavgaları oluyor ki, bazen yüzlerce insan da ölüyor.

- Hiç 'döneyim' duygusuna kapıldığınız olmadı mı?
- Ben çok inançlı bir insanım; yılmam, kendimi kimseye teslim etmem. Başımı da kesseler, düşüncelerimden vazgeçmem, taviz vermem. Eğer ben Türkiye'de yaşayamıyorsam burada faydalı olmalıyım.


Hiçbir sanatçıyı ziyaret etmem!

- Bir tek Kardeş Türküler'le ortak bir proje yaptınız 2000 yılında, değil mi?
- Haa bak, bunlar güzel insanlar. 'İstisnalar kaideyi bozmaz' derler ya, var öyleleri. Arif Sağ güzel bir insan, içinde insan sevgisini taşıyan biri. Ahmet Kaya öyleydi, Kardeş Türküler öyledir.

- 'Türkçe şarkı söyleseydi, Türkiye'nin bir numarası olurdu' derler sizin için. Bu gerçek bir tarafa, hiç Türkçe söylemediniz mi?

- Ben şu anda uluslararası alanda tanınan bir sanatçıyım, Türkiye'yi geçmişim! 'Türkiye'de de bir numara olayım' diye bir olayım olmadı. Bazen konserlerde söylüyorum Türkçe. İngilizce, Almanca, Arapça da güzel söylerim.

- İbrahim Tatlıses'in sizin bazı şarkılarınızı söylediği ama telif ödemediği, sizin onu mahkemeye verdiğiniz haberi doğru mu?

- Evet verdim, beş sene önceydi. Bir Peşmerge türküm vardı, onu Zurnacı İbo Dayı diye çevirmişti, bir de Cane cane türküsü. İbo para kazanmak, sevilmek, kabul edilmek için herkesin türküsünü okur, sadece benim değil. Bunlar emek saymayan, emek üzerine oturan kişiler. Benim derdim sadece birini mahkemeye vermek de değildi, çünkü mahkeme meselesi gündeme gelirse Türkiye'deki tüm sanatçılar suçlu çıkar! Bunlar yıllardır Kürtler'e ait olan pek çok türküyü anonim diye okuyor ya da kendilerine mal ediyorlar. O yüzden bir gün gelsem Türkiye'ye hiçbir sanatçıyı ziyaret etmem, asla! Çünkü ben 33 yıldır kimsenin bir gün gelip de beni sorduğunu, 'merhaba' dediğini duymadım. İbo benim hemşehrim üstelik. Benim düşüncelerimi paylaşmayabilir ama bir insanım.

Şirin SEVER

Kaynak:
http://arsiv.sabah.com.tr/2009/02/01//haber,5811224B8F3D472090713DCF2E0E852E.html


Türkiye'nin nüfusu belli oldu

http://medya.zaman.com.tr/2009/01/26/nufus.jpg
Türkiye nüfusu 2008 yılı sonu itibariyle geçen yıla oranla binde 13,1 artarak 70 milyon 586 bin 256 kişiden 71 milyon 517 bin 100 kişiye yükseldi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi 2008 Nüfus Sayımı Sonuçları''nı açıkladı.Buna göre, ülke nüfusu 2008 yılı sonu itibariyle binde 13,1'lik artışla 71 milyon 517 bin 100 kişiye çıktı.

Nüfusun illere göre dağılımına bakıldığında, İstanbul'da 12 milyon 697 bin 164, Ankara'da 4 milyon 548 bin 939, İzmir'de ise 3 milyon 795 bin 978 kişi yaşıyor.

Ankara, İstanbul ve İzmir'de yaşayan toplam 21 milyon 42 bin 81 kişi, ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 30'unu oluşturuyor.

Kadın-erkek nüfusu ise neredeyse eşit. Türkiye'de 35 milyon 901 bin 154 erkek ve 35 milyon 615 bin 946 kadın yaşıyor.
-NÜFUSUN YÜZDE 75'İ MERKEZDE-

TÜİK verilerine göre, nüfusun yüzde 75'i il ve ilçe merkezlerinde yaşıyor. İl ve ilçe merkezlerinde ikamet eden nüfus 53 milyon 611 bin 723 kişi, belde ve köylerde yaşayanlar ise 17 milyon 905 bin 377 kişi olarak hesaplandı.

İl ve ilçe merkezlerinde yaşayan nüfus oranının en yüksek olduğu il yüzde 99 ile İstanbul, en düşük olduğu il ise yüzde 32,2 ile Bartın.

-TOPLAM NÜFUSUN YÜZDE 17,8'İ İSTANBUL'DA-

İstanbul'da 12 milyon 697 bin 164 kişi ikamet ediyor. Bu rakam toplam nüfusun yüzde 17,8'ine karşılık geliyor. Toplam nüfusun sırasıyla yüzde 6,4'ü Ankara'da, yüzde 5,3'ü İzmir'de, yüzde 3,5'i Bursa'da yüzde 2,8'i Adana'da yaşıyor.

En az nüfusa sahip olan il ise Bayburt. Bayburt'ta 2008 yılı sonu itibariyle 75 bin 675 kişi ikamet ediyor.
-NÜFUSUN YARISI 28,5 YAŞINDAN KÜÇÜK-

Türkiye'de ortanca yaş 28,5. Yani nüfusun yarısı 28,5 yaşından küçük bulunuyor.

Ortanca yaş erkeklerde 28, kadınlarda ise 29. İl ve ilçe merkezlerinde yaşayanların ortanca yaşı 28,4, belde ve köylerde ikamet edenlerin ortanca yaşı ise 28,6.

15-64 yaş grubunda bulunan çalışma çağındaki nüfus, toplam nüfusun yüzde 66,9'unu teşkil ediyor. Ülke nüfusunun yüzde 26,3'ü 0-14 yaş grubunda, yüzde 6,8'i ise 65 ve daha yukarı yaş grubunda yer alıyor.
-KİLOMETREKAREYE 93 KİŞİ DÜŞÜYOR-

Nüfus yoğunluğu olarak ifade edilen ''1 kilometrekareye düşen kişi sayısı'' Türkiye genelinde 93 kişi.

Bu sayı illerde 12 ile 2 bin 444 kişi arasında değişiyor. İstanbul 2 bin 444 kişi ile nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu illerin başında geliyor. İstanbul'u 413 kişiyle Kocaeli, 316 kişiyle İzmir, 242 kişiyle Hatay ve 241 kişiyle Bursa izliyor.

Nüfus yoğunluğunun en az olduğu il ise 12 kişi ile Tunceli. Yüzölçümü büyüklüğüne göre ilk sırada yer alan Konya'da nüfus yoğunluğu 51, yüzölçümü en küçük olan Yalova'da ise nüfus yoğunluğu 233 kişi.

İŞTE İL İL TÜRKİYE NÜFUSU

İLLER TOPLAM KENT KÖY NÜFUS ARTIŞ HIZI(%)
Adana 2 026 319 1 763 351 262 968 9,82
Adıyaman 585 067 329 965 255 102 3,95
Afyon 697 365 355 753 341 612 -6,01
Ağrı 532 180 265 714 266 466 2,45
Amasya 323 675 201 575 122 100 -16,28
Ankara 4 548 939 4 395 888 153 051 18,23
Antalya 1 859 275 1 273 940 585 335 38,36
Artvin 166 584 89 614 76 970 -9,01
Aydın 965 500 556 700 408 800 19,38
Balıkesir 1 130 276 662 199 468 077 10,64
Bilecik 193 169 137 677 55 492 -53,46
Bingöl 256 091 137 286 118 805 17,88
Bitlis 326 897 168 824 158 073 -3,02
Bolu 268 882 169 486 99 396 -5,69
Burdur 247 437 145 409 102 028 -15,02
Bursa 2 507 963 2 204 874 303 089 27,52
Çanakkale 474 791 248 008 226 783 -2,81
Çankırı 176 093 106 949 69 144 11,89
Çorum 545 444 345 352 200 092 -8,01
Denizli 917 836 620 193 297 643 11,52
Diyarbakır 1 492 828 1 051 511 441 317 21,75
Edirne 394 644 262 039 132 605 -4,60
Elazığ 547 562 384 034 163 528 11,58
Erzincan 210 645 113 231 97 414 -13,64
Erzurum 774 967 485 107 289 860 -12,79
Eskişehir 741 739 653 663 88 076 23,03
Gaziantep 1 612 223 1 410 286 201 937 32,91
Giresun 421 766 235 647 186 119 10,15
Gümüşhane 131 367 57 921 73 446 4,13
Hakkari 258 590 143 225 115 365 48,01
Hatay 1 413 287 683 991 729 296 19,33
Isparta 407 463 264 855 142 608 -29,94
Mersin 1 602 908 1 229 431 373 477 4,36
İstanbul 12 697 164 12 569 041 128 123 9,76
İzmir 3 795 978 3 450 537 345 441 15,03
Kars 312 128 130 625 181 503 -0,25
Kastamonu 360 424 184 228 176 196 0,16
Kayseri 1 184 386 1 001 449 182 937 16,43
Kırklareli 336 942 218 071 118 871 11,00
Kırşehir 222 735 149 382 73 353 -1,95
Kocaeli 1 490 358 1 392 733 97 625 35,81
Konya 1 969 868 1 423 546 546 322 5,49
Kütahya 565 884 347 073 218 811 -31,36
Malatya 733 789 492 411 241 378 16,11
Manisa 1 316 750 843 999 472 751 -2,40
Kahramanmaraş 1 029 298 598 471 430 827 25,14
Mardin 750 697 422 537 328 160 6,57
Muğla 791 424 329 126 462 298 32,45
Muş 404 309 138 089 266 220 -2,96
Nevşehir 281 699 146 349 135 350 5,84
Niğde 338 447 151 924 186 523 20,21
Ordu 719 278 384 066 335 212 5,39
Rize 319 410 189 704 129 706 9,94
Sakarya 851 292 622 046 229 246 19,06
Samsun 1 233 677 776 385 457 292 4,09
Siirt 299 819 178 960 120 859 28,04
Sinop 200 791 101 383 99 408 11,92
Sivas 631 112 405 769 225 343 -10,84
Tekirdağ 770 772 521 554 249 218 56,55
Tokat 617 158 346 058 271 100 -6,52
Trabzon 748 982 390 797 358 185 11,30
Tunceli 86 449 55 655 30 794 28,48
Şanlıurfa 1 574 224 885 929 688 295 33,02
Uşak 334 111 217 567 116 544 -0,01
Van 1 004 369 514 481 489 888 24,90
Yozgat 484 206 266 639 217 567 -16,23
Zonguldak 619 151 274 504 344 647 5,28
Aksaray 370 598 213 288 157 310 12,19
Bayburt 75 675 36 912 38 763 -12,27
Karaman 230 145 151 822 78 323 17,96
Kırıkkale 279 325 230 354 48 971 -3,25
Batman 485 616 349 045 136 571 27,41
Şırnak 429 287 270 744 158 543 31,44
Bartın 185 368 59 736 125 632 17,62
Ardahan 112 242 36 502 75 740 -4,26
Iğdır 184 025 94 407 89 618 11,80
Yalova 197 412 131 599 65 813 82,62
Karabük 216 248 163 365 52 883 -10,19
Kilis 120 991 82 747 38 244 21,17
Osmaniye 464 704 332 394 132 310 24,01
Düzce 328 611 184 022 144 589 16,21
Toplam 71 517 100 53 611 723 17 905 377 13,10

www.zaman.com.tr

Kilo almamak için bilmeniz gereken 13 konu

http://medya.zaman.com.tr/2009/02/05/kilo.jpg
Genlerin, hormonal dengesizliğin ve hatta virüslerin obezitede rol oynadığı biliniyor. Güney Carolina Üniversitesi'nden egzersiz bilimi ve epidemiyoloji profesörü Steven Blair ve grubu son yapılan çalışmaları dikkatle incelediler, obezite biliminde uzman klinisyenlerle görüştüler ve kilolarıyla başa çıkmaya çalışan gerçek yaşamdan insanları dinlediler.

İşte kiloların arkasında yatan düşünceler bunlar:

1.Kilolar gerçekten genetik: Bazı araştırmalara göre kişinin genetik yapısı, onun iştahını, metabolizma hızını veya vücuttaki yağ birikme oranını belirler ve obeziteye olan yatkınlığında rol oynar. Son zamanlarda yapılan araştırmalara göre, FTO geni başka önemli genleri kontrol etmekle görevli. Bunun yanı sıra bilimadamları, FTO geninin beynimizde iştahı ve doyumluluğu kontrol etmekle görevli olan hipotalamus bölgesinde aktif olduğunu keşfettiler.

2. Bazı insanlar daha fazla yağ hücresine sahip: Bazılarımız diğerlerine göre iki katı yağ hücresine sahip olabiliyorlar. Yeni yağ hücreleri çocukluk boyunca beliriyor, fakat ergenlik dönemiyle durmuş gibi görünüyor. Bu hücreler 2 yaşlarında çoğalmaya başlıyor. Eğer çocuklarda kalori alımı sınırlanmazsa bu hücrelerin büyüme oranı çok hızlı olabiliyor.

3. Metabolizmanı değiştirebilirsin: Helsinki üniversitesi Merkez Hastanesi'ndeki araştırmacılar, biri zayıf diğeri şişman olan ikizleri incelediler ve şişman olan ikizdeki yağ hücrelerinin yağ yakımını zorlaştıran metabolik değişim geçirdiklerini öğrendiler. Grup 5 kiloluk kazancın metabolizmayı yavaşlatabileceği konusunda şüpheliler. Araştırmacılar, hareketli olunmasını söylüyorlar. Merdiven kullanmak, oturma pozisyonunuzu değiştirmek hatta içecek almak için mutfağa gitmek bile enerji yakmak demektir.

4. Stres sizi şişmanlatır: Stresli durumlar karbonhidratça zengin gıdalar için arzularımızı harekete geçirir. Stres hormonu aynı zamanda yağ depolarına hız verir. Stresten korunmak için sosyal etkinliklere katılabilir ya da ailenizle kaliteli zaman geçirebilirsiniz.

5. Annenizin hamileliği sizin kilonuzu belirliyor: Annenin sigara içmesi düşük doğum ağırlığı riskini artırıyor ve alkol ise bebeğin beynine zarar veriyor. Aynı zamanda annenin tükettiği şekerli ve yağlı yiyecekler de bu etkiyi yapıyor. Kilolu annelerin yüksek glikoz seviyesine ve serbest yağ asitlerine sahip oldukları belirtiliyor. Bu nedenle kilolu annelerin bebekleri de kilolu oluyor.

6. Fazla uyuyun, daha fazla kilo verin: Daha fazla uykuyla, daha çok tokluk hissi duyarsınız. Ve bu şekilde kendiliğinden kilo verebilirsiniz. Chicago Üniversitesi'nden araştırmacılar, uyku yoksunluğunun leptin (tok hissetmenize yardım eder) hormonunda düşüşü ve ghrelin (iştah arttırıcı) hormonunda ise artışını tetikleyerek hormon dengesini bozduğunu belirtiyorlar. Uyku en ucuz ve kolay obezite tedavisidir.

7. Eşinizin ağırlık sorunları: Araştırmaya göre, kilo kazancı ve kaybı bulaşıcı olabiliyor. Eşlerden biri obezse diğeri de yüzde 37 obez olabiliyor.

8. Bir virüs obeziteye yol açabilir: Adenovirusler solunum yolundan mide, bağırsak problemlerine kadar çeşitli hastalıklardan sorumludur. Kök hücreler de virüslerle enfekte oldukları zaman yağ hücrelerine dönüşüyorlar. Virüsler yağ hücrelerinin sayısını artırıyor.

9. Kurabiyeler gerçekten bağımlılık yapabiliyor: Yiyecekler bağımlılık yapmazken, kokain ya da alkol bağımlılık yapıyor. Ancak geçtiğimiz yıllarda bilim adamları esrarengiz benzerlikler buldular. Obez insanlar daha fazla dopamin reseptörüne sahip olurlarsa, daha fazla yeme ihtiyacı duyacaklar.

10. Kulak enfeksiyonları tat almanı bozabilir: Aşırı kilolu ve aynı zamanda kulak enfeksiyonu sorunu olanların tat alma duyularına ve yiyeceklerin yapısına daha fazla dikkat etmeleri gerekiyor. Şeker yerine meyve, margarin yerine zeytinyağı gibi basit sağlıklı ikameler daha dengeli beslenmeye ve daha az kilo almana yardımcı olabilir.

11. Antioksidanlar aynı zamanda anti-yağdır: Uzmanlar, oksitlenme moleküllerinın tokluk hissi veren hücrelere hasar verdiğini söylüyorlar. Bir şey yediğimizde serbest kökler su yüzüne çıkıyor. Renkli, antioksidan açısından zengin meyve ve sebzeler yemek gerekiyor.

12. Herhangi bir diyet uygulayın: Her diyetin sağlıklı yemeyle ilgili 4 temel kuralı vardır; trans ve doymuş yağlardan uzak durun; lifli ve kuru bakliyat tüketin; yağsız protein yiyin; sebze ve meyvelerle beslenin.

13. Şişman veya formda olabilirsiniz: Sağlınız için haftada 5 gün yarım saatlik düzenli fiziksel aktivite yapmalısınız. Asansör kullanmak yerine merdivenleri tercih edin, yakın mesafelerde otobüsle gitmek yerine yürüyün, yürümek için arabanızı birkaç blok ileriye park edin. Bunlar da formunuzu korumanıza yardımcı olacaktır.
www.zaman.com.tr

Diyet yağlarından hangisini seçmeliyiz?

http://medya.zaman.com.tr/2009/02/06/yag.jpg
Yemeklerinizde kullanmak için yağ seçerken, doymamış yağları ya da trans yağlarını listeden çıkarın. Bunun yerine sağlığınız için doymuş yağları ve Omega-3 yağ asitlerini tercih edin.

Mayoclinic'de yer alan habere göre, birçok yiyecek doymuş, çoklu doymamış, tekli doymamış ve trans yağ gibi farklı türlerde yağ içeriyor. Uzmanlar bazı çeşitlerin sağlık açısından diğerlerinden daha iyi olduğunu söylüyorlar. Yemeklerinizden tüm yağları tamamen çıkarmak yerine sağlıklı yağ çeşitlerini seçmemizi ve onları kararında kullanmamızı öğütlüyorlar.

Sağlıklı yağlar

Yağ seçerken en iyi tercihiniz tekli ve çoklu doymamış yağlardır. Bu yağlar kandaki toplam kolesterol seviyesini ve düşük yoğunluklu yağ cisimciklerini azaltarak kalp hastalıkları riskini düşürüyor.

Çoklu doymamış yağların bir çeşidi de Omega- 3 yağ asitleridir. Kalbiniz için oldukça yararlı olan Omega 3 yağ asitleri, koroner damar hastalıkları riskini de azaltıyor. Aynı zamanda düzensiz kalp atışına karşı vücudu koruyor ve kan basıncı seviyesini düşürmeye yardımcı oluyor.

Aşağıda bu yağların bulunduğu yiyecekler listelenmiştir:

Sağlıklı yağ çeşidi

Yiyecek kaynağı

Tekli doymamış yağ

Zeytin yağı, fındık yağı, kanola yağı, avokado, ceviz, fındık ve çekirdekler

Çoklu doymamış yağ

Sebze yağları (mısır, ayçiçeği, aspir ve pamuk tohumu yağı gibi), ceviz, fındık ve çekirdekler

Omega-3 yağ asitleri

Yağlı, soğuk su balıkları (som, uskumru ve ringa), keten tohumu, keten yağı ve ceviz

www.zaman.com.tr

Dicle Tıp Fakültesi'ne yüzlerce yıl yetecek ilaçlar dağıtılacak

http://medya.zaman.com.tr/2009/02/06/dicle.jpg
Sağlık Bakanlığı Müsteşar Vekili Nihat Tosun; Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde önceki yönetimlerce, ihtiyacın çok üstünde alınan ve yüzlerce yıl yetecek olan ilaçların başka hastanelere devredileceğini söyledi.

Tosun, "Nereye ne kadar ihtiyaç olduğuna bakıyoruz. Miadı yakın olmayanları hibe ya da başka ilaçlarla takas yoluyla ihtiyaç olan hastanelere devredeceğiz" dedi. Sağlık Bakanlığı Müsteşar Vekili Nihat Tosun, düzenlediği sohbet toplantısında sağlık gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Geçtiğimiz günlerde ortaya çıkan, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde önceki yönetimlerce, ihtiyacın çok üstünde alınan ve yüzlerce yıl yetecek olan ilaçların başka hastanelere devredileceğini söyleyen Müsteşar Vekili Tosun, Üniversite ile görüştüklerini şu anda nereye ne kadar ihtiyaç olduğu yönünde çalışma yaptıklarını kaydetti. Müsteşar Vekili Tosun, "İlaçlar içinde miadı yakın olmayanlara erişeceğiz. İlaçların başka hastanelere devri ya hibe şeklinde olacak ya da ilaç takası şeklinde olacak. Onun çalışmasını yapıyoruz. Miadı dolmayanların israf edilmemesi için biz de gayret ediyoruz. Sonuçta bunlar milli servet" diye konuştu. Tam Gün Yasası ile beraber yapılan çalışmaya göre, üniversite hastanelerinin veya Sağlık Bakanlığı hastanelerinin bu türlü mal ve hizmetleri alabileceklerine de işaret eden Müsteşar Vekili Tosun, "Biz tüm stoklarımızı devamlı olarak takip ediyoruz. Devamlı hastaneye ne girdi ne çıktı burada merkezi olarak kayıtlı. Bir hastanenin stoklarında problem gördüğümüzde öncelikle o yönetimi iyi niyetli çalıştıklarını düşünerek buraya çağırıyoruz. Tecrübesizlik olduğunu düşünüyor ve konuyu tartışıyoruz. Aksi durumda ise mutlaka teftişle konuyu değerlendiriyoruz" dedi.

"ÇOĞUL GEBELİKLERİ ÖNLEYİCİ MEVZUAT DÜZENLEMESİ ÇOK YAKINDA SONUÇLANACAK"-

Bebek ölümleriyle gündeme gelen tüp bebek ve çoğul gebelikler üzerine embriyo transferine Bakanlığın sınırlama getirme çalışmalarını da değerlendiren Müsteşar Vekili Tosun, "Çoğul gebelikleri önleyici mevzuat düzenlemesi çalışmalarımız bilimsel kurulumuzla devam ediyor. Yakında bu konuda bir toplantı daha yapılacak. Ana prensipler de anlaşıldı. Buna ilişkin bir düzenleme yakında çıkacak. Ve tüp bebek daha kontrolü bir hale gelecek" dedi. Müsteşar Vekili bebek ölümlerinde tek suçlunun tüp bebek gibi algılanmasının da yanlış olduğuna işaret ederek, personel yetersizliğinin altını çizdi.

-SAĞLIK HARCAMALARI KİŞİ BAŞINA TÜRKİYE'DE 600, AMERİKA'DA 6 BİN DOLAR-

Müsteşar Vekili Tosun, IMF'nin "sağlık harcamalarını kısın" uyarısına ilişkin olarak, "Bugün Türkiye'de tüm sağlık harcamaları kişi başına 600 Dolar civarında. Bu Avrupa'da 2 bin 500-3 bin Euro'ya kadar çıkıyor. Amerika'da ise 6 bin Doları geçiyor. Türkiye'de bazı malzemeler insan gücü ucuz olabilir; ancak bu kadar çok fark ettiğine göre demek ki bizim bu konudaki yatırımlarımızın çok olduğu anlamına gelmiyor. Daha önümüzde almamız gereken çok mesafe var" dedi. Tosun, geçen yıla göre sağlık bütçesinin azalmasının da söz konusu olmadığını ifade ederek "Ancak bizim kendimizi herhangi bir gereksiz harcama var mı yok mu diye kontrol etmemiz gerekiyor. Bütçede azalma yok, geçen seneye göre biraz daha fazla" diye konuştu.(ANKA)
www.zaman.com.tr