Murat BAĞIŞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Murat BAĞIŞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2009

Hayırlı Olsun

http://www.mardinlife.com/haberler/resimler/muratbuyuk.jpg
Son birkaç aydır bir numaralı gündem maddesi olan belediye başkanlığı seçimleri oldu ve bitti. Yapılması öngörülen hizmetlerin, proje sözlerinin, yerel kalkınma vaatlerinin ve en önemlisi kişilerin ön plana çıktığı belediye seçimleri, ardında farklı öyküler, hüzünler ve sevinçler bırakarak hayatımızın ortasından geçip gitti.

Coşku ve buruklukların bir arada yaşandığı, sevinç ve üzüntü gözyaşlarının birbirine karıştığı, bütün bu duygulara bir de seçimi kaybetme psikolojisinin verdiği öfke ve itirazların eklendiği seçim sonrası günlerin ardından 29 Mart günü halkın teveccühünü ve güvenini kazanıp belediye başkanı olarak seçilmeye hak kazananlar yavaş yavaş koltuklarına oturmaya başladılar.

Bütün seçilmiş belediye başkanlarına buradan hayırlı olsun dileklerimi iletirken, belediye başkanlığı makamının bir hizmet, kalkınma, ilerleme makamı olduğunu hatırlatıyor ve beş yıl sonra bugün seçilmiş olan bütün başkanların eserleriyle, icraatlarıyla, başarı ve kalkınma hamleleriyle tekrar halkın karşısına çıkmalarını umuyorum.

***
Şüphesiz benim kişisel olarak en çok önemsediğim belediye Mardin Belediyesidir. Köklü tarihi, kültürel çeşitliliği, farklı inançların bir arada hoşgörü içinde yaşaması, mimari yapısı ve daha birçok özelliğiyle adeta dünyaya model olan ancak yerel, sosyal ve kültürel kalkınmalardan bir türlü yararlanamayan antik kentimiz Mardin’i yönetecek olan belediye başkanının Mardin’e yakışır biri olması ve çalışmalarıyla bunu göstermesi gerektiğini daha önce defalarca söylemiştim.

Evet, son yılların parlayan yıldızı olarak tanımlanan Mardin bu alanlardaki gelişimini bir türlü yerel gelişime yansıtamadı. Bu dönemde dünyanın tarihi gözbebeği olan Mardin yerel çalışmalarda da adından söz ettirecek mi?

Ben umutluyum ama yine de bekleyip göreceğiz.

Mardin Belediyesinin başkanlık koltuğuna, sosyal ve kültürel açıdan oldukça donanımlı olan, sivil toplum kuruluşlarından gelme ve aynı zamanda yazar olma ortak paydasında da buluştuğumuz değerli dostum Avukat Mehmet Beşir Ayanoğlu oturdu. Aktif yaşamı, hayatın içinden duruşu ve mütevazı kişiliğiyle tanıdığım Mehmet Beşir Ayanoğlu’nun beş yıl boyunca Mardin’e güzel çalışmalar yapacağına ve Mardin’in başkanları listesine adını farklı harflerle yazacağına inanıyorum.

Bir Mardinli olarak ben, yazılarımla, fikirlerimle, hayalimde canlandırdığım sosyal yaşama dair projelerle kendisine destek vereceğimi belirtmek istiyorum. Zaten kendisi de seçim öncesi karşılaştığımız ve konuştuğumuz her ortamda başkan seçilmesi durumunda bizlerden her türlü katkıyı bekleyeceğini sıklıkla belirtmişti.

Mardin hepimizin, dolayısıyla sadece benim değil şehrini seven herkesin bu anlamda üzerine düşenleri yapması gerekiyor.

***
Mardin’in yerel anlamda çok eksiği var. Bence en önemli eksiklik sosyal alanlar, yeşil alanlar ve parklardır. Bugün hangimiz şöyle bir hafta sonu ya da bir bahar akşamı çocuklarımızı da yanımıza alıp ailece vakit geçirmek üzere bir yere gidebiliyoruz. Yürüyüş yapabileceğimiz bir alanımız, dibinde oturup gölgeleneceğimiz bir ağacımız yok. Dört duvarın arasında hapsolmuş çocuklarımız. Her tarafımızı beton binalar kuşatmış. Ne tarafa yönelsek inşaat ne tarafa yönelsek apartman. Nefes alamayacak aşamaya geleceğiz bu gidişle.

Sinema sektörü daha işlek hale getirilebilir. Bir belediye tiyatrosu kurularak kültürel hayata bir renk ve canlılık katılabilir.

Sadece Mardinliler mi muzdarip bu durumdan. Elbette hayır. Şehrimize tarih turizmi kapsamında gelen yüz binlerce yerli ve yabancı turist de böylesine bir dinlenme, sosyal ve kültürel alanlarının yokluğundan olumsuz olarak etkilenmekteler. Hatta çoğu turist Mardin’deki bu kültürel ve sosyal hareketsizlikten ötürü Mardin’de kalmamaktalar. Öyle ki gündüz Mardin’e gelip akşam çevre illere gidip konaklayanlar bile var.

Bence yeni başkanımızın ilgilenmesi gereken ilk iş bu olmalı. Zaman kaybetmeden Mardin’e nefes aldıracak alanlar oluşturulmalı. Yenişehir semtindeki Karayolları kompleksini biliyorsunuz. İşe ondan başlanabilir mesela. Karayolları kompleksinin uygun bir yere taşınmasını sağlayıp bu alanı bir park ormana dönüştürmek çok zor olmasa gerek.

Bu konulardaki görüş, öneri ve beklentilerimi sayın başkanımızla paylaşmaya devam edeceğim. Kendisinin bu konudaki başarısı, Mardin’in aydınlık geleceği demek olacaktır.

***
Haftaya görüşmek dileğiyle.
www.mardinlife.com

6 Mart 2009

Adem Özden’e Katılıyorum

http://www.mardinlife.com/haberler/resimler/muratbuyuk.jpg
Adem Özden’in “Yenişehir’de taşa karşıyım” adlı son yazısını hepiniz okudunuz sanırım.

Sevgili Adem Özden’in, Yenişehir’in bazı noktalarına adeta göstermelik sayılabilecek taştan durak, havuz ve benzeri yapılar yapılacağına, tarihin gün yüzüne çıkartılması için eski Mardin dediğimiz yerleşim yerine yoğunlaşılıp Mardin’in yeni yerleşim yeri olan ve her geçen gün düzensizce ve kuralsızca genişleyen Yenişehir’i Mardin’imizin modern ve çağdaş yüzü yapmanın daha akılcı ve mantıklı olacağını belirttiği yazısının her cümlesine aynen katıldığımı belirtmek isterim.

Sonradan yapılan eklemelerle, yamalarla, düzenlemelerle herhangi bir yeri tarihi görünüme kavuşturmak imkânsız ve nafile bir çabadır.

Gerçekten de şu anda Mardin adına önümüzde büyük bir fırsat duruyor. İlimiz tarihiyle, kültürel çeşitliliğiyle, eşsiz mimari yapısıyla, dillerin, dinlerin farklılığı ve barış içinde yaşamasıyla bütün dünyanın dikkatlerini ve ilgilerini üzerine çekmeye devam etmekte. Her gelen ziyaretçi şehrin farklı mimari yapısına hayran kalmakta kuşkusuz.

Son yılarda hazırlanıp hayata geçirilmeye başlanan eski Mardin’in beton binalardan arındırılması projesiyle Mardin adeta dünyanın kültür ve tarih gözbebeği olacak. Taşın gün yüzüne çıkarılması hususunda herkesin sonsuz bir isteği, desteği ve heyecanı var. Ancak aynı şey ilimizin yeni yerleşim yeri olan Yenişehir için düşünülmesi son derece yanlıştır. Ve oraya da zorlama bir taş makyajı yapmak hakikaten doğru değildir. Yenişehir’e yapılan taştan havuzlar ve duraklar inanın şimdi bakılacak durumda değiller. Sonradan yapma bu yapılar kirlenmiş halleriyle Yenişehir’in ortasında bir adeta sırıtmaktadırlar.

Bize lazım olan ve yerel yönetimlerce yapılması gereken şeyler bunlar değil kuşkusuz. Bugün Mardin’imiz maalesef yaşam alanlarından mahrumdur. Bugün ailece gidip oturabileceğimiz, stres atabileceğimiz, dinlenebileceğimiz bir yeşil alanımız, bir dinlenme ortamımız bulunmamaktadır. Bugün çocuklarımızın oynayabileceği, çocukluklarını yaşayabilecekleri bir oyun alanları, küçük de olsa bir parkları bulunmamaktadır. Bugün şöyle bir akşam vakti ya da güneşli bir hafta sonu dışarıya çıkıp nefes alabileceğimiz bir sosyal alanımız yoktur. Bugün sanatsal bir kompleksimiz, kültürel bir alanımız yoktur.

Çoluk çocuk ailece dört duvarın içine hapsolmuş durumdayız.

Yenişehir’deki yapılaşma ise Adeta Allah’a emanet. İnanın Yenişehir’e arabamla çıkmaktan korkuyorum. Yenişehir’in içine girdiğinizde önünüze binamı gelecek, dükkân mı gelecek, duvar mı gelecek kestiremiyorsunuz. Normal bir şekilde ilerlerken bir anda yolun bittiğine bile şahit olabiliyorsunuz. Rahat yaşayayım diye Yenişehir’de ev alanlar ise şu an bin pişman. Yenişehir’de yapılan apartmanların balkonları adeta yapışık vaziyette. Evlerin hayata açılan tek bölümleri olan balkonlar hiç kullanılmıyor bu çarpık yapılaşmadan dolayı. Oysa başından itibaren bu yapılaşma kontrol edilebilseydi şu an Yenişehir adeta cetvelle çizilmiş gibi düzenli be cazip olurdu.

Hal böyleyken bunları bir an önce gündemimize alıp planlayıp yapmak yerine hiçbir ihtiyacımıza cevap veremeyecek işlerle uğraşmanın anlamı ne.

Adem Özden’in dediği gibi Yenişehir’de taşın hiç bir anlamı ve gereği yok. Öncelikle imar düzenini sağlamak zorundayız. Yapılaşma kontrol altında tutulmalı. Boş olan her karış toprağa bina dikilmesinin önüne geçmeli, Yenişehir’i yaşanabilir bir hale getirmek için ne gerekiyorsa yapmalıyız. Öncelikle Mardin halkına parklar, yeşil alanlar, inlenme alanları, mesire yerleri ve benzeri sosyal yaşam alanları kazandırmalıyız.

Bunu başarabilirsek Adem Özden’in dediği gibi Şehrimize giren biri önce modern Yenişehir’deki sosyal ve kültürel alanlara hayran kalacak ve Eski Mardin’e çıkınca da dünyayla bağlantısı kopup zamandan zamana yolculuk yapacak ve büyülenecek.

Haftaya görüşmek dileğiyle.
www.mardinlife.com

13 Şubat 2009

Öğretmen Atamalarında Zamanlama hatası

http://www.mardinlife.com/haberler/resimler/muratbuyuk.jpg
Öğretmen atamalarındaki hatalı zamanlama ve bu hatalı zamanlama sonucu yaşanan ciddi sorunlara değineceğim, asıl konuya geçmeden önce bir hususun altını çizmek istiyorum. Son yıllarda Milli Eğitim alanında yapılan çalışma, proje ve yenilikler hız kesmeden devam ediyor.

Okullaşma oranının arttırılması için geliştirilen Yetiştirici sınıf, Ana kız okuldayız projeleri, ders kitaplarının bütün kademedeki okullarda ücretsiz dağıtılması, eğitime ayrılan payların arttırılması, Bütün ülkedeki öğrencilerin tanışmasını ve kaynaşmasını sağlamak üzere hazırlanan Gönül Köprüsü Projesi ve benzeri gelişmelere hepimiz şahit oluyoruz.

Bu kadar çalışma, yenileşme, üretme ve hareketliliğe rağmen Milli Eğitim yetkilileri tarafından bir türlü çözülemeyen bir yara var. Bu yara da Öğretmen atamalarının ve farklı nedenlere dayalı olarak gerçekleştirilen yer değiştirme işlemlerinin zamanlamasıdır. Bildiğiniz üzere okulların kapalı kaldığı yaz aylarında değil de dönem içerisinde eğitim öğretimin devam ettiği zamanlarda öğretmen atamaları ve yer değiştirme işlemleri yapılmaktadır. Bu durum da sorunu çözmek yerine bütün okullarını düzenlerinin bozulmasını ve öğrencilerin ansızın öğretmen değiştirmeden dolayı psikolojik yaşamasına neden oluyor.

Yine böyle zamansız bir öğretmen alımının arifesinde bulunuyoruz.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Şubat ayı içerisinde sekiz bin öğretmen alımı yapılacak. Bu hafta başvurular alınacak önümüzdeki hafta da atamalar gerçekleştirecek. İlk bakışta çok sevindirici bir durum gibi görünen bu öğretmen alımları farklı açılardan bakıldığında aslında ciddi olumsuzlukları ve sorunları da içinde barındırıyor.

Zamansız atamalar zarar veriyor…

Öncelikle şunu içtenlikle belirtmeliyim ki dönem ortasında yapılan bu atamaların mantığını anlamakta hakikaten ben zorlanıyorum. Eğitim camiasının hem öğretmenlik yapmış, hem idarecilik yapmış hem de öğrenci velisi olan benim bu konudaki düşünce, tereddüt ve gözlemlerim aktarmak istiyorum. Eğitim dönemi içinde yapılan bu atamaların istenen rahatlatmayı sağlamadığı bilakis bazı sıkıntılara da yol açtığını söylemem gerekiyor.

Madem öğretmen alınacak bu alımların sene içerisinde taksit taksit yapılmasının kime ne faydası var. Sınıfların o döneme kadar öğretmensiz kalması ya da ücretli ve geçici öğretmenlerle eğitimin sürdürülmesi eğitim kalitesini ciddi anlamda sıkıntıya sokmakta. Ücretli öğretmenler her an gideceğim türünden endişelerle sınıflarını sahiplenmemekte, öğrenciler de günlük ücretlerle çalıştırılan öğretmenlerden hem eğitim açısından, hem davranış açısından hem sosyal gelişim açısından yeterli kazanımları alamamaktadırlar.

Eğitim boyutunun yanında özellikle okul öncesi ilköğretim birinci kademe öğrencilerinin dönem içerisinde ansızın öğretmen değiştirmesi olumsuz olarak etkilenmelerine sebep olmaktadır. Sabah uyanıp okula gittiğinde karşısında alışmış ve benimsemiş olduğu öğretmenin yerinde hiç tanımadığı bir öğretmeni gören öğrencinin kendini toparlaması ve yeni öğretmenini kabullenmesi zaman alabilmektedir.

Bütün işlemler yaz tatilinde yapılmalı…

Gelin görün ki bütün bu sorunların bir düzenlemeyle çözülebilmesi mümkün. Bir karar alınıp bütün öğretmen işlemlerinin eğitim öğretimi aksatmayacak ve etkilemeyecek bir zamanda yapılıp sonuçlandırılması durumunda herkes rahatlayacaktır diye düşünüyorum. Bunun için en uygun zaman da tabiî ki bütün öğrencilerin tatilde olduğu Temmuz ve Ağustos aylarıdır. Bu dönemlerde başvurular alınır, değerlendirmeler yapılır, ihtiyacı olan yerler belirlenir, atama ve yer değiştirmeler yapılır. Bunlar yapıldıktan sonra da sene içerisinde çok hayati bir durum söz konusu olmadığı müddetçe de hiçbir öğretmenin yeri değiştirilmemelidir.

Yaz tatili olarak adlandırdığımız bu dönem içerisinde bütün atama, yer değiştirme ve benzeri iş ve işlemlerin bitirilmesi dolayısıyla okulun açıldığı ilk gün bütün öğretmenlerin okullarında öğrencilerinin yanında eğitim öğretime başlaması daha akıl kârı olmaz mı acaba? Yaz ayı içerisinde bir takvim belirlenip okullar açılmadan işlemlerin bu takvime göre yapılması çok mu zor gerçekten. İnanın hiç zor değil. Umarım bu yazımız dikkate alınır ve bugünden itibaren bu sorun çözülür.

Haftaya görüşmek dileğiyle.
www.mardinlife.com

7 Aralık 2008

Bayramlar Gülmek İster - Murat BAĞIŞ



Yukarıdaki cümleyi, son günlerde televizyonlarda yayınlanan aslında son iki üç yıldır bayram önceleri izlediğimiz bayram içerikli bir reklâm filminden aldım. Bayramların sosyal hayatımızdaki vazgeçilmez yerine ve ayrılık sonraları gelen kavuşma anlarının doyumsuzluğuna vurgu yapan bu duygusal reklâm filmini ben büyük bir keyifle ve hatta hislenerek seyrediyorum.

***

Nereden çıktı bu reklâm filmi diye düşünenler olacaktır aranızda.

Malumunuz Pazartesi günü Kurban Bayramı. Bugün dokuz günlük bir bayram tatiline giriyoruz. Doğal olarak bayramla ilgili bir yazı yazmayı düşündüm. Bilgisayar başına oturunca aklıma bayrama dair ilk gelen şey de bu reklâm filmi oldu. Gerek görev icabı, gerek öğrencilik, gerek farklı arayışlar, gerek nesiller arasındaki anlaşma ve iletişim problemlerinden kaynaklanan bir ayrılık ve tabiri caizse dağınıklık hemen hemen bütün ailelerde var.

İşte böylesine ayrılıkların ve bu ayrılıklardan beslenen özlem duygularının bir nebze olsun giderilmesi, aile üyeleri ve diğer akraba ve tanıdıklarla hasret giderilmesi için bir vesiledir bayramlar. Bayram boyunca yapılan eş, dost ve akraba ziyaretleriyle ilişkiler tazelenir. Bunun yanında ayrı bulunan aile üyelerinin kısa zamanlı da olsa beraber geçirdikleri bayramlar aile bağlarının kopmasını engeller bilakis bunları sağlamlaştırır.

***

Üzerinde iyice düşünüp anlaşılmaya çalışıldığında bayramların sosyal hayatta temel denge unsurları olduğunu görürüz. Öyle ya bayramlar ve bayramlarda yapılan ziyaretler olmasa birkaç yıl içinde inanın sosyal hayat, sosyal paylaşım ve aile diye bir şey kalmaz. Herkes kendi iç dünyasına ve iş hayatına çekilir. Hepimizin ünlü masal kahramanı Robinson’dan farkı kalmaz adeta.

Oysa hayat, şu üç günlük geçici dünya ömrünü beraber yaşayınca ve tatlısıyla acısıyla yaşananları paylaşınca anlam bulur. Üstelik bu paylaşım ve beraberlik sadece birkaç bayram günüyle sınırlandırılmamalı, yaşanan bu güzellikler bütün bir hayata yansıtılabilmelidir. Bu şekilde her günümüzü bayram tadında yaşayabiliriz. Hem kendimiz mutlu oluruz hem de etrafımızdakilere bu mutluluğu tattırmış oluruz. Şöyle bir geriye dönüp bakalım hangimizin yaşamında hayatın bir köşesinde bıraktığımız sevenlerimiz ve bekleyenlerimiz yok.

Bu mutluluk yolunda henüz ilk adımı atmamış olanlar için önümüzdeki Kurban bayramı bir fırsattır bence. Önce çevremizdeki bütün yakınlarımızı özellikle yaşlı ve hastaları ziyaret edip gönüllerini hoş etmeli, uzun süredir görüşmeye fırsat bulamadığımız tanıdık ve arkadaşlarımıza aile ziyaretleri yapmalıyız. Farklı şehirlerde oturan tüm tanıdık ve ahbaplarımızı mutlaka telefonla aramalı hatta tebrik kartları göndererek onları hem sevindirmeli hem de unutulmaya yüz tutmuş tebrik kartlarını yeniden canlandırmalıyız. Ailesinden memleketinden uzakta çalışan memur ve öğrenciler ise yol hazırlıklarına başlamalı ve hemen bugün sevdiklerine ve bekleyenlerine doğru yola çıkmalıdırlar. Ne tatilin kısa oluşu ne de yol masrafları kesinlikle ama kesinlikle gitmemek için bir sebep değildir.

***

Unutmamak lazım, parayla ölçülemeyecek kimi değerler ve anlar vardır. Şu an ayrı olduğumuz ya da aynı yerlerde yaşıyor olmamıza rağmen kim bilir hangi basit meseleden dolayı birbirimizden uzaklaştığımız anne, baba, kardeş ya da herhangi başka bir yakınımıza doğru atacağımız bir adım, onların yüzünde oluşturacağımız küçük bir gülümseme de parayla ölçülemeyecek değer ve anlardandır.

Ve yine unutmamak lazım ki ölümlü bir dünyada yaşıyoruz. Günlerin nelere gebe olduğunu bilmiyoruz. Bugün pencere önlerinde bizim yolumuzu gözleyenler yarın bu dünyadan göçüp gitmiş olabilir. Bizler de bir ömür sürecek bir pişmanlık acısıyla baş başa kalabiliriz.

Ben şimdiden Mübarek Kurban bayramınızı en içten dileklerimle kutluyorum. Hayattan yana ne kadar güzellik varsa hepsi sizin ve sevdiklerinizin olsun diyorum.

***

Haftaya görüşmek dileğiyle.

Mardinlife.com

11 Kasım 2008

Ortaköy karayolunda sönen hayatlar - Murat BAĞIŞ



Bugünkü yazımda bir karayolundan ve karayolunda yaşanan kazalardan ve ölümlerden bahsedeceğim. Yıllardır bu yol üzerinde nice dramlar yaşanıyor, nice hayatlar sönüyor, nice evlere ateş düşüyor.

Mardin Nusaybin karayolunun Ortaköy beldesinin içinden geçen yaklaşık iki kilometrelik bölümünden bahsediyorum.

Bu yol yerel bir yol değil. Hatta bu yol şehirlerarası bir yol da değil. Bu yol Türkiye’yi Mardin üzerinden Irak’a Suriye’ye bağlayan önemli ve işlek bir karayoludur. Yani bu yol uluslar arası bir yoldur. Dolayısıyla buradan ağır yük araçlarından, binek arabalarına kadar her gün binlerce araç geçmekte.

İşin ilginç ve önemli yanı bu kadar işlek ir karayolu Mardin’in büyük beldelerinden olan Ortaköy’ün merkezinden geçmekte ve adeta beldeyi ikiye ayırmakta.

İşte böylesine önemli olan bu karayolu Ortaköylülerin yaşamına bir kâbus gibi çökmüş durumda. Çünkü hemen her ailenin bu yola dair yaşamış olduğu bir dram mutlaka var. Hemen hemen herkesin bir yakını bu yolda meydana gelen kazalara kurban gitmiş durumda. Kimi yaralanarak kurtulurken; onlarca genç, ihtiyar, çocuk, erkek, kız hayatını kaybetmiş bu yolda.

Bir yuvaya daha ateş düştü…

Mardin Nusaybin karayolunun Ortaköy beldesinden geçen bu bölümünde geçen Perşembe günü henüz hayatının baharında ve delikanlılık çağında olan 19 yaşındaki Mehmet Kip adlı genç karşıdan karşıya geçerken yolda çok hızlı gelen bir aracın altında kalarak feci şekilde can verdi. Geçtiğimiz günlerde askerlik yoklaması gelmişti Mehmet Kip’in. Çok süratli gelen arabanın altında feci şekilde can vermeseydi şayet önümüzdeki yıl bütün arkadaşları gibi vatani görevini yapmak üzere askere gidecekti.

Olmadı.

Geçmişte yaşanan onca kazaya rağmen gerekli önlemlerin alınmadığı bu ölüm yolunun kim bilir kaçıncı kurbanı oldu o da.

Ortaköylüler dertlerine çare bekliyor…

Ortaköy’de yaşayan herksin ortak olarak dile getirdiği gibi bu yol adeta ölüm yolu olmuş durumda. İnanın, insanlar artık çocuklarını dışarı çıkarmaya korkar hale gelmişler. Sayısız kazanın ve birçok ölümün meydana geldiği Mardin Nusaybin Karayolunun Ortaköy’den geçen yaklaşık iki kilometrelik bu bölümünün kazaları bitirecek bir şekilde yeniden düzenlenmesini istiyor bütün vatandaşlar. Bu düzenleme Karayolları müdürlüğü için çok zor olmasa gerek.

Kavisler, kavşaklar, ışıklar, bariyerler artık ne yapılacaksa acilen yapılmalı ve oradaki halk en azından bundan sonrası için biraz rahatlatılmalı.

Karayolu değil ölüm yolu…

Bu yolda yaşanan feci kazaların bıraktığı tahribat sadece ölenlerin yuvalarına düşürdüğü sönmek bilmeyen ateşle sınırlı kalmamış. Belde halkı tarafından “Karayolu değil ölüm yolu” olarak adlandırılan bu yolda yaşanan kazalar ve ölümler küçüğüyle, büyüğüyle bütün Ortaköylülerin psikolojisini bozmuş.

Ortaköy’de öğretmenlik yapmış bir eğitimci olarak şunu ifade etmeliyim ki sonu acı ölümlerle biten bu kazalar özellikle öğrencilerin iç dünyasında silinmesi zor izler oluşturuyor.

Buna can mı dayanır…

Kimi vakit bu yolda bir öğrencinin hayatı sönüyor, kimi zaman her şeyden habersiz bir çocuğun araba altında kaldığını duyuyoruz. Kimi zaman hayatının baharında bir delikanlının ya da gelinlik bir genç kızın ölüm haberini alıp kahroluyoruz.

Kimi sakat kalıyor, kimi ölüyor. Kimi iyileşse de yaşadığı acıyı bir ömür boyu içinden atamıyor. Bu karayolunun ateş düşürdüğü evlere bir daha neşe ve mutluluk uğramıyor.

Birkaç yıl önce bir kadın kucağında çocuğuyla arabanın altında kalmış, analık içgüdüsüyle çocuğunu sarıp korumaya çalışmış, çocuğu ağır yaralı olarak kurtulurken kendisi feci şekilde can vermişti.

Umarım kısa sürede bu acılara bir son verilmesi için ne gerekiyorsa yapılır.

Haftaya görüşmek dileğiyle

Mardinlife.com