31 Aralık 2010

Hemşehrimiz Mehmet Masum Süer'in Fotoğrafları Uluslararası bir Dergide günün fotoğrafları seçildi

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgdDbikKp8K4C7zBo6ZTSYarkuH-9078bCIGG7Jxd2VnL6rYD3Ds9RUP6uF7FcwME_OTnSGMPg284aGawKbkVeJ_i1aKoyB_Su01dVgATGzePWZXpEOgQnAVs6D4PdO2A6n1HM4ZaE4/s400/Photo-of-the-day_23122010.jpg
Son yıllarda Bölgemizde çektiği fantastik fotoğraflarla dikkatleri üzerine çeken Mardin Sürgücülü fotoğraf sanatçısı ve gazeteci Mehmet Masum Süer’in iki fotoğrafı, uluslararası fotoğraf dergisi Light and Compositionda iki gün üst üste ‘Günün Fotoğrafı’ seçildi. Süer’in ödüllendirilen fotoğraflarından birinin adı ‘Botan Bebekleri-Botan Babies.’

Başta Hasankeyf olmak üzere Amed, Mardin ve Wan’dan çektiği fotoğraflarla dikkatleri çeken ve fotoğrafları takvim, kartpostal, turizm rehberi, bazı gazete ve dergilerde yayınlanan Fotoğraf sanatçısı Mehmet Masum Süer’in fotoğrafları, uluslararası fotoğraf çevrelerinde de ilgiyle izleniyor. ABD’de yayınlanan ve editörlüğünü dünyanın dört bir yanından ülkelerden ünlü fotoğrafçıların yaptığı Light and Composition dergisinde, Süer’in, Amed’deki tarihi Hasan Paşa Hanı’ndan çektiği ‘Diyarbakır’dan Oryantal Oda’ adlı fotoğrafı, 22 Aralık 2010 ve ardından da 23 Aralık 2010 günü de Hasankeyf’te çektiği ‘Botan Bebekleri’ adlı fotoğrafları ‘Günün Fotoğrafı’ olarak ilan edildi. ‘Botan Bebekleri’ fotoğrafında, Batman’da özel olarak üretilen ve son yıllarda Hasankeyf yöresini gezmeye gelen turistlerin büyük ilgisini çeken, Botan yöresi giysileri içindeki çocuk, kadın ve erkek biblolarını konu edinmiş. Sanatçının ‘Günbatımında Diyarbakır Surları’ adlı çalışması da 17 Ekim 2010 günü ‘Günün Fotoğrafı’ seçilmişti.
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiKpGTTM6akea8qgsqC0dQBaYJxNyDkn2UqC2qXPmmS0h_bD8xg1rwK25-xkyF9uakjPFHgMbVp_umeE1UQxcvtVFt-iRJgOvF138EP_i7FTWGB7n4O6UHTLol5ZqTPHJwvG_KEQgoB/s400/Photo-of-the-day_22122010.jpg
Kültürel değerleri belgeliyor

Mehmet Masum Süer, çok uzun yıllar muhabirlik yaptığını ve bu süreçte fotoğraf da çektiğini belirterek, gazetecilikten belgesel fotoğrafa yönelmesinin öyküsünü şöyle anlatıyor: "Gazetecilikten gelen bu fotoğrafçılık deneyimi ve birikimimi, son 5-6 yıldır profesyonel ekipmanla belgesel ve tanıtım fotoğrafçılığı için kullanmaya başladım. Yöremizin tarihi ve kültürel değerlerini fotoğraflayıp hem belgeliyor hem de dünyaya tanıtıyorum. Genellikle tarihi yapılar üzerinde çalışıyorum. Ayrıca kültürel değerleri de belgeliyorum. Belgesel çalışıyorum ancak aynı zamanda estetiği gözardı etmeden çekimlerimde renk, ışık ve kompozisyona önem veriyorum. Fotoğraflarımın birçok yerde yayınlanması ve ilgi görmesi beni mutlu ediyor ve gelecek için güç veriyor.“
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjAg4h9CsStt-SzEdPHZUuDL4rfaAv2dSLO97W-rRlyivuN0d9YKvrAE98IPLHKud3s5Eiab39A4yXjWvPyxj0giszvsxs1K0QNLkknoGOkdqWnNPivnIKQqWRBaZkkKHRNjNVbkpSC/s400/Photo-of-the-day_17102010.jpg
Fotoğrafları turizm rehberlerinde

Süer’in fotoğrafları başta Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve Güneydoğu Anadolu Belediyeler Birliği’nin Türkçe ve İngilizce bastırdığı ‘Doğu ve Güneydoğu’ya Farklı Bakış’ adlı turizm rehberinin kapağında ve Amed ile Hasankeyf bölümlerinde; Amed’de düzenlenen Mezopotamya Tıp Günleri Kongresi’ne katılan konuklar için üç dilde hazırlanan, yazar Şeyhmus Diken’in yazdığı ‘Diyarbakır El Sallıyor’ kitabında; Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi’nin 2010 yılı takviminde, Güneydoğu Anadolu Belediyeler Birliği’nin ve Wan belediyesi’nin 2011 yılı takvimlerinde olmak üzere değişik yayınlarda yer alıyor.

Bu yılın mayıs ayında Batman’da belediye ile diğer bazı kuruluşların da katkısıyla ilk sergisini açan Süer, çalışmalarından dolayı, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ile Batman Turizm Derneği tarafından plaketle ödüllendirildi. Uzun yıllar Erzurum ve Amed’de değişik gazete ve haber ajanslarında muhabir, yazar, editör ve temsilcilik yapan Mehmet Masum Süer, 1981 yılında Amed’de ‘Olay’ adlı haftalık bir gazete ve dergi yayımladı. Son yıllarda tarihi ve kültürel konularda araştırmalar yapıyor. Türkiye’de yayınlanan aylık PhotoWorld dergisinin Amed temsilciliğini sürdüren Süer, aynı zamanda internet ortamında Hasankeyf ile ilgili olarak 15 yıldan beri Hasankeyf’i dünyaya tanıtan www.hasankeyf.itgo.com web sitesinin de sahibi.

GÜNÜN FOTOĞRAFI SEÇİLEN RESİMLER

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgdDbikKp8K4C7zBo6ZTSYarkuH-9078bCIGG7Jxd2VnL6rYD3Ds9RUP6uF7FcwME_OTnSGMPg284aGawKbkVeJ_i1aKoyB_Su01dVgATGzePWZXpEOgQnAVs6D4PdO2A6n1HM4ZaE4/s1600/Photo-of-the-day_23122010.jpg
Botan Babies from Hasankeyf
From Hasankeyf, womens and babys with Kurdish national dress. Called them Babies of Botan. Botan is the name of a region. Hasankeyf is a small town which had a thousand years past in Batman in the southeast of Turkey. Many valuable historical and cultural works and a thousand historical caves in this town will be under the water of the Dam of Ilisu. Kurds an old people living in Turkey and the Middle East. Tourists who visited county is buying this babies.
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjAg4h9CsStt-SzEdPHZUuDL4rfaAv2dSLO97W-rRlyivuN0d9YKvrAE98IPLHKud3s5Eiab39A4yXjWvPyxj0giszvsxs1K0QNLkknoGOkdqWnNPivnIKQqWRBaZkkKHRNjNVbkpSC/s1600/Photo-of-the-day_17102010.jpg
After sunset Castle of Diyarbakir

Diyarbakir is a city on the southeast of the Turkey. The city I live, is known with a long and historic walls. Walls of Diyarbakir are more than five kilometers long, among the longest of medieval fortifications; only the Great Wall of China is longer. It is constructed of imposing masonry in black basalt (a stone of local origin), and had along its circuit more than 75 towers, only six remain standing. There are four original gates in the wall and it has a history of over two thousand years.
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiKpGTTM6akea8qgsqC0dQBaYJxNyDkn2UqC2qXPmmS0h_bD8xg1rwK25-xkyF9uakjPFHgMbVp_umeE1UQxcvtVFt-iRJgOvF138EP_i7FTWGB7n4O6UHTLol5ZqTPHJwvG_KEQgoB/s1600/Photo-of-the-day_22122010.jpg
Oriental room from Diyarbakir
Oriental room of a cafe from Hasanpasha Han. The Hasan Pasha Han in city of Diyarbakir in Turkey. Han, which highly impressed Western travellers with its 17th century opulence, its underground stables that could accommodate 500 horses, its lovely pool, and its jewellers, knifemakers and bootmakers, was built in 1573 A.D. Hasan Pasha Han in today very nice a touristic resting place.

30 Aralık 2010

Adliye Koridorlarından Sergi Salonuna

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg14F1skkeURMVZTOvlItjn1ejRk6MJUefySxblK3lhdXHn77bOp7OdYgW1ekXbDkwnIlghtFH2cmZmpkpdeXCU_TSoyyQsaCEKofheoALM-j7q-374LKHHClhmF4MPOfiWf6W5YO0e/s1600/Mahmut+ADANIR+1.jpg
Adana Adliyesi’nde 25 yıldır görev yapan Vesayet Mahkemesi Yazı İşleri Müdürü Mahmut Adanır, 45 tablodan oluşan eserlerini sergiliyor.

Hacı Ömer Sabancı Kültür Sitesi Güzel Sanatlar Galerisi’nde serginin açılışına katılanların çoğunluğunu avukatlar oluşturdu.

Sergiyi Milli Takım eski Teknik Direktörlerinden Serpil Hamdi Tüzün de gezdi. Adana İdmanyurdu Başkanı Avukat M.Ali Akgül, Teknik Direktör Teyfik Işık, kaleci Gülizar ile milli sporculardan Aslı da Vesayet Mahkemesi Yazı İşleri Müdürü Mahmut Adanır’ın sergisini gezdi.

Mahmut Adanır, 25 yıldır adliyede çeşitli görevlerde bulunduğunu, halen Vesayet Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğü görevini yürüttüğünü söyledi. Retroskopik bir sergi açtığını ifade eden Adanır, "Sergimi sanatseverler 31 Aralık akşamına kadar izleyebilecek. Toplam 45 tablom yer alıyor" dedi.
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjvFtu_DCvpMhGDonXU3n8HyjhrP0-vNevucGcXUhYtitTIcYicMNufDvh3mxs2IfGTtbnLwqVconNoWxxEilcoJs2_DSRbwlL2me9sEK6SF9O6mrJfYOi-3xaEcD54rY0Qii0_Vw9V/s1600/Mahmut+adan%25C4%25B1r+2.jpg

İlgili Haber Linkleri:
http://www.medya73.com

http://www.adanaulus.com

http://www.sondakika.com

http://www.haberkapisi.com

http://www.kampusum.net

http://www.nethabercilik.com

Haberin Detayı:
Ressam Mahmut ADANIR'IN RETROSPEKTİF RESİM SERGİSİ ne yoğun ilgi

26 Aralık 2010

Ressam Mahmut ADANIR'IN RETROSPEKTİF RESİM SERGİSİ ne yoğun ilgi

http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash1/hs734.ash1/162886_1775784438712_1362362943_1954902_4709007_n.jpg
RESSAM MAHMUT ADANIR'IN RETROSPEKTİF RESİM SERGİSİ 13. KARE ULUSLARARASI SANAT FESTİVALİ KAPSAMINDA 17 Aralık 2010 Cuma günü ADANA Sabancı Devlet Güzel Sanatlar Galerisinde Sanatseverlerle buluştu.

Sanatçı 1960 yılında Mardin’in Savur İlçesinin Sürgücü köyünde doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet Yüksek okulundan mezun oldu. 1986 yılında Adana Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde Ahmet Hamdi Akata ve Mustafa Dulda Atölyesinde resim çalışmalarına başladı. Uzun bir eğitim sonrası Kültür Bakanlığı’ndan sertifika aldı.

1990 da AÇS resim yarışmasında ve “Çukurova Öğle Sıcaktı” adlı eseriyle MANSİYON ödülü aldı.

1995-1996 da yine aynı kurumun düzenlediği resim yarışmasında iki kez eserleri sergilenmeye değer görüldü. 1994-1996 Adana Ressamlar Derneği Yönetim Kurulunda Genel Sekreterlik görevinde bulundu.

1994-2002 yılları arasında 6 kişisel sergi açtı. 1994-2003 Yurt içinde çok sayıda karma grup sergilerine katıldı.

Halen çalışmalarını Köprü Sanatta ki atölyesinde devam eden ADANIR, evli ve 2 çocuk babasıdır.

İletişim: www.mahmutadanır.com
http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc4/hs802.snc4/68281_1765014849479_1362362943_1934936_2146800_n.jpg
http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc4/hs1215.snc4/156793_1775783038677_1362362943_1954893_3229514_n.jpg
http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc4/hs1337.snc4/162921_1775782878673_1362362943_1954892_6842340_n.jpg
http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash2/hs473.ash2/74681_1775783278683_1362362943_1954894_6318288_n.jpg
http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc4/hs1216.snc4/156869_1775783638692_1362362943_1954896_5311651_n.jpg
http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc4/hs1354.snc4/162689_1775783758695_1362362943_1954897_6497314_n.jpg
http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc4/hs1235.snc4/156761_1775784678718_1362362943_1954904_2889169_n.jpg
http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc4/hs1392.snc4/164484_1775786078753_1362362943_1954912_5649878_n.jpg
http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc4/hs1396.snc4/164812_1775786558765_1362362943_1954915_3432766_n.jpg
http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/hs007.snc6/165770_1775786878773_1362362943_1954916_943352_n.jpg
http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc4/hs1367.snc4/163929_1775787118779_1362362943_1954917_5759841_n.jpg
http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash1/hs754.ash1/164534_1775782678668_1362362943_1954891_864391_n.jpg
http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash2/hs618.ash2/157086_1775783478688_1362362943_1954895_4684922_n.jpg

Yeni Sürgücü Sağlık Ocağı 2011 yılının ilk aylarında hizmet verecek

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEixHI7cNDK8a-TH7pTfrHee487x2aDh10-GEizltTwvD0U2JTuQtsvJIy14h36vfKizxDt26MfePs963DvU8KZlYPwQuyutTLrx6yAhezIHjfnCN22yol7jwpwS2RzQAUTacX062D2v/s1600/S%25C3%25BCrg%25C3%25BCc%25C3%25BC+Sa%25C4%259Fl%25C4%25B1k+Oca%25C4%259F%25C4%25B1+Web.jpg
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjssWpTWlIdAlcSl9YcF2KlRcbAHoDsA-xKtFpJARzfOKLK4Y8ZU7g8Db1kStJiPvAhVMdi30JBbv6Nnvu6jOGGWAjVmG3Wn7t5N1BiDiWWH5Fhh8NH03-TdhVtbd9ZReTqiUM7F_Yo/s1600/YEN%25C4%25B0+S%25C3%259CRG%25C3%259CC%25C3%259C+SA%25C4%259ELIK+OCA%25C4%259EI+WEB.jpg
Yeni inşaatı biten ve 2011 yılının ilk aylarında hizmete girecek olan Sürgücü Sağlık Ocağının Sürgücü Beldesi ve çevre köylerine hayırlı uğurlu olsun.

Çorumdan MYO dan Sürgücü Çok Programlı Lisesine Dostluk Köprüsü

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjGONEmNNUoYqHDlnouEGte6CTtX1XeHe2BJfJm5Z9e-8ilnit-M3gCjjUinJOJmh-IQIVMo5scsOXgMX0Zio8fiSg6jtdBjuYnedCPCrzYpjN5jBd6sz0MQYkxmxoktpRVXUUhSRq2/s400/kitap.jpg
Hitit Üniversitesi Çorum Meslek Yüksek Okulu tarafından Mardin’in Savur ilçesinde faaliyet gösteren Sürgücü Çok Programlı Lisesi’ne kitap bağışında bulunularak örnek bir davranışa imza atıldı.

MYO’DAN MARDİN’E KİTAP BAĞIŞI

Çorumlu olan ve bu lisede İngilizce öğretmeni olarak görev yapan Anıl özortakçı’nın okulun kitap eksiği olduğunu bildirmesi üzerine harekete geçen Meslek Yüksek Okulu öğretim Görevlileri Tuğba Gülen ve Selma Taşdemir tarafından 1-15 Mart 2010 tarihleri arasında düzenlenen “Kitap Bağış Kampanyası” sona erdi. Kampanya kapsamında toplanan kitaplar da önceki gün Mardin Savur Sürgücü çok Programı Lisesi’ne yollanmak üzere yola çıkarıldı.
üniversite yönetiminin de önemseyerek destek verdiği kampanya kapsamında Güneydoğu’daki eğitime az da olsa destek verildiği belirtildi. Kampanyada üniversiteye hazırlık kitapları başta olmak üzere lise öğrencilerine hitap eden üniversiteye hazırlık dergileri, testleri, kitapları, romanlar ve hikaye kitaplarının bulunduğu öğrenildi.

Türkiye’deki eğitim-öğretime verdiği önemi bu kampanya ile ortaya koyan Hitit üniversitesi yönetimi, kampanyayı yürüten öğretim Görevlileri Tuğba Gülen ve Selma Daşdemir ile kampanyanın başlaması için girişimde bulunan Anıl özortakçı’ya teşekkür etti.

Çorum Meslek Yüksek Okulundan Sürgücü Çok Programlı Lisesine Kitap Bağışı

http://www.corumhakimiyet.net/yonetim/uploads/09719702000087154564564564654.gif
Hitit Üniversitesi Çorum Meslek Yüksek Okulu, Mardinli öğrenciler için kitap kampanyası başlattı.
Öğretim Görevlileri Tuğba Gülen ve Selma Daşdemir rehberliğinde düzenlenen kampanya çerçevesinde toplanacak kitaplar, Mardin’in Savur Sürgücü Çok Programlı Lisesi’nde kurulan kütüphaneye bağışlanacak.

15 Mart 2010 tarihine kadar devam edecek kampanya ile ilgili hazırlanan duyuruda, Hitit Üniversitesi bünyesinde yürütülen kampanyaya destek vermek isteyenlerin kitap bağışlarının beklendiği kaydedildi.

Gönüllü öğrencilerden kampanyaya destek

İşletme Finansman Bölümü öğrencileri Adem Uysal, Hasan Ateş, Mehmet Güner, Nurettin Aktaş, Yunus Çorlu ve Muhasebe Bölümü öğrencilerinden Seyhan Çelik ve Dilek Şirin’in gönüllü olarak görev aldığı kampanya çerçevesinde şimdiye kadar 350’yi aşkın kitap toplandığı bildirildi.
Kampanya danilinde üniversiteye hazırlık yayınları başta olmak üzere, lise öğrencilerine hitap eden kitap, ansiklopedi ve süreli yayınların kabul edildiği hatırlatılırken bağışlanan kitapların çok fazla yıpranmamış olmasına dikkat edilmesi istendi.

Kampanyaya katkı vermek isteyen herkesin, ellerindeki kitapları Hitit Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu’na ulaştırabileceği belirtilirken toplanan kitapların ilerleyen tarihlerde Mardin’e yollanacağı açıklandı.

Çorum’dan Mardin’e gönül köprüsü oluşturan kampanya ile ilgili detaylı bilginin, Meslek Yüksek Okulu’nun 223 08 00 (Dahili 3385-3406) numaralı iletişim hattından alınabileceği ifade edildi.

Sürgücü Beldesinde ‘Kent Park’ projesi hayata geçiyor

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhSJNpa9f0QQUItkdQYibWW18U6KOPViUH4oACPTphe_EUXFroIE6VrQLvnl-3GRgcNCWUl89ZKAG8gG8aC-XFoLEhXQ9hVxo2G5KhOxiwxd0bjhtrngECzdhxMpoTMZiQc7lwGjUg7/s1600/kent-park.jpg
MARDİN’in Savur (Stewr) İlçesi’ne bağlı Sürgücü (Ewêna) Beldesi’nin BDP’li belediyesi, daha yaşanabilir bir kent için “Kent Park Projesi”ni hayata geçiriyor.

Belde merkezinden bütün mahallelere kadar gerçekleştirilen kilitli parke taşı döşemeleri çalışmalarını sürdüren belediye, şimdi de kilitli parke taşı şantiyesini hizmete açtı. Kilitli parke taşı imalatına başlayan belediye, ayrıca beldede Sürgücü Sağlık Ocağı’nın açılması için 4 bin metrelik arsayı hibe etti. Belediye, çalışmaları kapsamında daha iyi bir hizmet sunmak için kısa damperli bir kamyon aldırdı.

Sürgücü belediyesi, “Kent Park Projesini” hayata geçirmeye hazırlanırken, bu proje kapsamında 16 bin metre arsa satın aldı. Belediye Başkanı Fikri Ökmen, göreve geldiklerinden bu yana sürekli hizmet ettiklerini ve beldelerinin bir model olması için çalışmalara ara vermeden sürdürdüklerini söyledi. Ökmen, Kent Park Projesi’ni hayata geçirmek amacıyla kamulaştırma yöntemiyle projeye başladıklarını ifade ederek, “Projemiz kapsamında bir adet Voleybol ve Basketbol sahaları olacak. Ayrıca bu proje ile birlikte bir piknik alanı oluşturuyoruz. Bir çocuk parkını da bu proje kapsamına aldık. Beldemizde bir yürüyüş pisti bulunmadığı için yine bu projeye dahil ettik. Amacımız kentimizi yaşanabilir bir kent yapmaktır” dedi.

23 Eylül 2010

KARACİĞER KANSERİ: İntrahepatik kolanjiosellüler karsinom :

http://www.uzmanportal.com/wp-content/dosyalarim/2009/01/karaciger_uzmanportal_com.gif
İntrahepatik kolanjiosellüler karsinom :
Karaciğer içi safra kanallarının kanseridir. Karaciğer içi safra kanallarının herhangi bir yerinde oluşabilir. Karaciğerin hilusu veya periferik kısımlarında gelişebilir. Karaciğer primer tümörlerinin % 8-25′ini oluşturur.

Etyoloji : Nedeni büyük ölçüde bilinmemektedir. Hastaların % 10′unda tümör şu etmenlerle

ilişkilidir:
Kronik ülseratif kolit (tipik olarak primer sklerozan kolanjit ile birlikte oluşur), Caroli hastalığı (idiopatik intrahepatik safra kanalları genişlemesi), konjenital hepatik fibrozis, klonorşiazis, opistorşiazis, hemokromatozis, thorotrast uygulanması, vs. Bu tip kanserlilerin %10′unda siroz vardır. Ancak intrahepatik kolanjiokarsinom’un Hepatit B ile hiçbir ilişkisi yoktur.

Klinik bulguları : Karın ağrısı, halsizlik, ateş ve kilo kaybı olur. Tipik olarak 50-70 yaşlarında görülür.

Tanı : Ultrason, BT, ALP artışı ve biopsi (patolojik tanı).

Tedavi ve prognoz: Hastaların çoğu tanı konulduktan sonra en fazla 1 yıl yaşar. Tümör çıkartılırsa bu süre biraz daha uzayabilir.

Metastaz : % 75 olguda metastaz olur. En çok lenf ganglionlarına, periton yüzeylerine ve akciğere metastaz yapar.

18 Eylül 2010

SÜRGÜCÜ BELEDİYESİ KENT PARK PROJESİ İÇİN UYGUN YER ARAYIŞINDA

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhSJNpa9f0QQUItkdQYibWW18U6KOPViUH4oACPTphe_EUXFroIE6VrQLvnl-3GRgcNCWUl89ZKAG8gG8aC-XFoLEhXQ9hVxo2G5KhOxiwxd0bjhtrngECzdhxMpoTMZiQc7lwGjUg7/s1600/kent-park.jpg

Sürgücü Belediye Başkanlığının hazırladığı ve DİKA (Dicle Kalkınma Ajansına) ya sunduğu Kent Park Projesi DİKA tarafından onaylandı. Bu kapsamda Sürgücü Belediyesi DİKA dan alınacak yaklaşık 200.000 TL lik hibe ile bu çok amaçlı parkı hayata geçirecek. Belediye bu amaçla ilk etapta uygun yer bulabilmek için arayışa girmiş bulunmaktadır.

Bu parkın amacı şöyle özetlenmiş durumda. Sürgücü Beldesinde doğa ve çevre ile uyumlu bir kent parkı oluşturmak için oyun alanları, spor olanağı bulunmayan çocuklar için spor alanları, evinden dışarıya çıkmayan kadınlar için piknik olanağı, çalışan erkekler için dinlenme olanağı sunarak kadın, erkek, gençler ve çocukların bir arada eğlenme ve dinlenmelerine imkân vermek, özellikle çocuk ve gençlerin sporu meslek olarak yapmayı seçmesine katkıda bulunmak, çocukları ve gençleri sokaktan kurtararak bedenen ve ruhen daha sağlıklı yetişmelerine katkıda bulunmak. Hedef 0-12 yaş arasında 950 çocuk ve 12-21 yaş arası 1800 gençtir.

Avanprojesi hazır olan Kent Parkı uygulama projesinin özel sektöre hazırlattırılması için ihale hazırlıklarının yapılarak, ihalenin yapılması bu kapsamda İmar planında park alanı olarak belirlenmiş olan 4500 m2 lik alanda
a. Çocuk oyun alanları,
b. Gençler ve çocuklar için 1 adat basket ve 1 adet voleybol sahası,
c. Piknik alanları, (Çeşme, Mangal nişleri, Piknik masaları)
d. Üçer kabinli kadın ve erkek wc binası,
e. 3 Adet yağmur barınağı,
f. Çevre koruma amaçlı çit,
g. Yürürüş yolları,
h. Havuz,
SURGUCUM DAN 1 ÖNERİ

SÜRGÜCÜ BELEDİYESİNİN YAPACAĞI KENT PARK İÇİN EN GÜZEL YER DEŞTELEY DİR.

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgvfygWn0DKTRhqquR_88e-RhGcBp88sIieGaAy1Yi0v2c6Y5LafFEqI54v9bAKfZDrMhz8nFmavjdS36WSaCCTgKXnQBs6XjYmDyiOcMjwXnAbHMvM-O72ADXvtXFa829r39YAbJMB/s1600/S%C3%BCrg%C3%BCc%C3%BC+Kent+Park.jpg

Burası İsa, Mustafa ve Ahmet ŞEN arazileridir. Burası Deştelénin göbeğindedir. Ve her yere en yakın yerdir.
İŞTE 10 NEDEN
1.Yazlık Köşk (Yazlık Köşk ileride onarılarak tarihi konumu nedeniyle belde misafirhanesi olarak hizmete sokulabilir)
2.Kanya Azim Çeşmesi (Kanya Azim Çeşmesi ve çevresi ileride istimlâk edilerek mesire alanı olarak düzenlenebilir)
3.Erkekler Çeşmesi, (Kanya Méran) Kanya Méran restore edilerek eski önemli konumuna kavuşturulabilir.
4.Tarihi Taş Köprü (İleride tarihi bir mekan olarak Cafe benzeri bir yer olarak hizmete sokulabilir)
5.Sürgücü Deresi (Tarihi taş köprünün 200 metre aşağısında bir bent inşa edilip, insanların yazın yüzme ihtiyacı sağlanabilir. Yada bu gölet kültür balığı yetiştiriciliği amacıyla hizmete sokulabilir)
6.Tarihi Su Değirmeni (Sürgücündeki tarihi eserler koruma ve ilelebet yaşatmak amacıyla daha da yıkılması engelleyip bir proje kapsamında restorasyonu yapılabilir)
7. Tarihi Mérga İso (Burası ileride eskisi gibi düzenlenerek mesire alanı olarak faaliyete sokulabilir.)
8.Sürgücü Futbol Sahası (Çevre ilçe ve Beldeler ile yapılacak Futbol musabakaları sonrası burada dinlenmek için burası büyük önem kazanmaktadır.)
9.Eski Sağlık Ocağı (Eski sağlık ocağı Belediyenin özel mülkü haline getirilerek. Belediye İktisadi işletmesi kapsamında belediyeye gelir getirici konaklama yeri (dayalı döşeli) olarak düzenlenebilir. Yıllardır Sürgücüden uzakta kalan ve ailece bir haftalığına beldemizde kalmak isteyen misafir aileler için buranın bu amaçla hizmete sokulması belde için en büyük hizmettir.)
10.Şeyh Fakir Balıklı Göl (Şeyh Fakir Balıklı gölde birçok temel ihtiyaç ve eksiklik bulunması nedeniyle Kent Parkın bu bölgede yapılması oranında tüm ihtiyaçlarını giderecektir. Ayrıca uzun vadede Şeyh Fakir Balıklı Gölün çevresindeki araziler satın alınarak hazırlanacak bir proje ile Urfadaki Balıklı göle benzer konuma getirilmesi sağlanabilir. Böylece beldemizin İnanç turizmi kapsamında bölgenin gözdesi haline getirilebilir.)
Mehmet AYAZ
Surgucum
.
.

SÜRGÜCÜ VİDEOLARINI EN YÜKSEK KALİTEDE FACEBOOK VİDEO SAYFAMIZDA ZLEYİN

27 Temmuz 2010

SAVUR TARİHİ

Savur Mezopotamyanın kuzeyinde yer alır. Doğusunda Şırnak, batısında Şanlıurfa il sınırı, kuzeyinde Diyarbakır, güneyinde ise Mardin bulunmaktadır.
Asur Kralının (İ.Ö. 1300) kuzey Suriyenin büyük bölümünü aldığı seferde Şaru kentinden söz edilmektedir. Bu kentin Savur olduğu ileri sürülmektedir.

II. Surnasirpal M.Ö . 883 - 859 yıllarında Şaru kentinde isyan çıktığını ve Habur a doğru yayıldığını saptamış ve Şaru ya gittiği araştırmacılarca da doğrulanmıştır.
Bizanslıların Tur Abidinde yaptıkları imarlar sırasında Sauras olarak anılmış olup Bizanslılardan sonra Sasaniler dönemi içersinde Staor olarak anılmıştır. Savur u içine alan kuzey Mezopotamya nın ilk tanınan halkı Huriler dir. M.Ö 1300 yıllarında Asur kralı Adat Nirari nin kuzey Suriye yi aldığı savaşta Şaru (savur)kentinden söz edilmektedir. Tur Abidini de savur geçidi yoluyla almıştır.

Asurlular döneminde Savur dan Musul a kavak ticareti yapılmaktaydı. Kavaklar Dicle ırmağına taşındıktan sonra şişirilen deri tuluklar üzerine istif edilerek Hasan Kaf li (hasankeyf) usta salcılar yönetiminde Musul a götürülüp pazarlanırdı.Bu iş Savurlulara yüklü miktarda para kazandırmaktaydı Günümüzde gelişmiş olsa da halen yapılmaktadır. Savurun büyük gelir kaynağı arasında ilklerde yer almaktadır.

Pers dönemi M.Ö. 7 yüzyılda Persia adının verdiği körfezin doğusunda eyaletin adıdır. Pers handan Ahamenidlerin yönetimi altındalar. Artan Med baskısı nedeniyle ile dağlara çekilip varlıklarını gizlemişlerdir. Kral Kinus 529-559 büyük babası Med kralı Key Astiyağı tahttan indirerek Pers devletini kurdu.

Yüzyıllardır orta doğu ve Savurun da içinde bulunduğu bölgeyi etkileyen; özellikle Roma-Sasani çekişmesin de etkinliğini duyuracak Pers imparatorluğunun Menli Kirosun Babilde sürgündeki Yahudileri serbest bırakmasını istedi. Kirosun Yahudilere gösterdiği bu lütuf ilerde Romalıların egemenlikleri altındaki Musevilere şüpheyle bakmalarına neden olacaktır. Esaretten kurtulan Yahudilerin birinci kısmı Suriye ye ve yukarı Mezopotamya ya yerleştiler.

Portlar : M.Ö. 247 yılında Arşak adında biri Yunanlılara başkaldırarak çıktığı bölgede Portlar adında bir devlet kuruldu. Portlar siyasi bağımsızlıklarını genişleterek büyük bir güç olarak Romalılara rakip oldular. Medlere saldırarak Fırat ve Dicle arasındaki bölgeyi ellerine geçirdiler. M.Ö.160-139 tarihi arasında birinci Mitridot, Fırat kıyılarına kadar Savur bölgesini ve tüm Mezopotamya yı Port ülkesine kattı.

Romalı komutan Lukallas 68 yılında Tiğranın eski başkenti Arteksata almak üzere Malaz kent bölgesine yürüdü. Kışın yaklaşması nedeniyle Romalılar Mezopotamya ya inerek Tiranın elinde olan Nisibis i (Nusaybin) kuşattı. Kent tuğlalarla örülü iki surla çevriliydi. Tiğranın kardeşi Vali Guros iç kaleye çekildi ancak çatışmadan sonra teslim oldu.

Romadaki çıkarlarını korumak için Pompeyusla anlaştı büyük bir tazminat karşılığında yurdunda kaldı. Pompeyus Romaya döndükten sonra Konsül Makus Karasus suriye ye geldi. Port devletini yıkmak üzere Urfanın abgar krallığı bölgesine girdi. Karhe (harran) yöresinde Port kralı 1.Ordun ordusu tarafından kuşatılarak birlikleri yok edildi üç gün sonrada kendisi öldürülünce Suriye Diyarbakır ve Savurun da aralarında bulunduğu bütün bölge Abgar krallığının egemenliğinde kaldı. Yazıtlar Aramilerin M.Ö.14 yüzyılda Suriyenin doğusunda yaşadıklarını göstermektedir. Muat kendilerine Kalderiler tarafından verilmiştir.

M.Ö. 1180 yılında Hitit İmparatorunun yıkılışından sonra yeni Hitit krallığı, Mısırlıları hırpalayarak kuzey Suriye den Ürdün e kadar olan bölgeye yerleşmişlerdir. Şam, Hama, Sovba, Tedmor , Amman ve Edom da askeri ve siyasi olarak oldukça zayıf prenslikler kurdular ve saldırlar altında yarı göçebe olarak yaşadılar.

Yahudiler Hz. Musa aracılığıyla Mısır tutsaklığından kurtularak Kudüs e yerleştiler. Babil kralı Mebukadnazarın Filistin i ele geçirmesiyle başlayan Babil tutsaklığından Pers imparatoru Medli Kuros tarafından kurtarılmalarına değin çeşitli boylarla olan ilişkileri siyasi tarihinde olduğu kadar dinsel anlayışlarında parçalamaya yol açmış ve doğal olarak ortaya yeni mezheplerle tarikatlar çıkmıştır. Karailer, Faraziler, Saddukiler, Eseliler ve Katipler gibi Roma egemenliği altındaki geniş topraklar üzerinde çok tanrılı devlet dinleri yanı sıra halk arasında gizli inançlar vardır. Romalıların Yahudilere karşı yürüttüğü sert mücadele putperest kökenli Hıristiyanların Roma ya karşı olmaları nedeniyle rahat gelişmelerini dağladı. Yahudi kökenli Hıristiyanlarla mücadele ederek 200 yıl içinde onları eritmeye çalıştı. Hıristiyanlığın Savurun bulunduğu Mezopotamya ya yayılmasında Süryanice, Urhai, sonradan Osrhoene ve Odessa denilen Şanlıurfa önemli bir yer tutar.

I. Şapur (241-272) yıllarında Roma imparatoru Gordianusa yenildi. Roma Sasanilerin elinde olan Harran ve Nusaybin i geri aldılar. I. Şapur 272 yılındaki ölümünden sonra yerine I. Hürmüz daha sonra sırasıyla; I.Behram, II. Behram kral oldular. II.Behram döneminde Romalılar ve Sasanilerin aralarındaki barış bozuldu.Çıkan savaşta Sasaniler tekrar yenildi. Barış yapıldıysa da barış korunamadı
303-310 yılları arasında krallık yapan II. Ürmua un ölümü üzerine henüz annesinin karnında olan II. Şapur kral ilan edildi. Doğup büyüdükten sonra yetenekli biri olarak tanınırdı . II. Şapur 359 yılında Diyarbakır ı kuşattı ve 73 gün sonra ele geçirdi. Sasaniler 30 bin ölü verdiler. Aralarında Savurun bulunduğu Diyarbakır ve çevresi Romalılar ve Sasaniler arasında el değiştirdi.
M.S. 607 yılına kadar Roma ve Sasaniler savaşı sürdü. Halife Ömer den sonra İslam Orduları İran üzerine yürüdü, Üstünlük Araplara geçti ve böylelikle Sasani yönetimi M.S. 645 yılında sona erdi. Savur tarihinin en görkemli dönemi kral Şapur dönemidir. Böylelikle Staor adı da Kral Şapur dan gelmektedir. Söz konusu Staore Staorun yeri anlamına gelmektedir.
Roma İran çekişmelerinde Araplar kuzey Mezopotamya ya ve de Savurun aralarında bulunduğu bölgeye sık sık girip çıkmışlardır.
Düzenli Arap egemenliği Sasani hanedanlığı çöküşünden sonra başladı. Müslüman Araplar Dicle Irmağını geçtiklerinde ilkeleri olarak tamamen Kerdanilerle tanıştılar. Bu ilkeler Nasturi Merhabinin ilkeleriydi. Müslüman Araplar Marturilere hoşgörülü şekilde yaklaştılar.
Hz. Muhammed (S.A.V)kendi etkiliğini sağladıktan ve yönetimini pekiştirdikten sonra ilk olarak bir antlaşma yaptı. Müslüman Arapların daha kuzeye yani Savurun coğrafya olarak bulunduğu bölgeye gelişleri Halife Ömer dönemindedir. M.S. 634 644 yılları arasında halife olan, H.z.Ömer in İslamiyeti kuzeye yaymak için görevlendirdiği İslam ordusu, Roma İmparatoru; Perakliusun ordusunu Yarmak savaşında yenerek Suriye yi aldı. İad Bin Ganem M.S. 639 yılında beraberinde Halid Bin Velid, Muaz Bin Caber, Said Bin Zayed gibi komutanlarla; Mardin, Habur, Cizre, Nusaybin, Hasankeyf, Kızıltepe, Savur, Mayafarikini savaşsız olarak ele geçirdi.
O dönemler, Abdulselam Oğullarından Medar Bin Nezar ın kardeşi, Rabia nedeniyle Mardin den Habura Rakka dan Siirt e kadar olan Mezopotamya ya Diyarı Rabia denilmekteydi. Savur, Mardin ve yöresi; M.S. 990 yılında Abu Ali Bin Hasan Mervan tarafından Mervani ler ülkesine katıldı.
Etkinliğini günümüze değin sürdürecek olan bölgede neden olduğu değişmelere geç-meden, Ortadoğu ve Avrupa ya uzanan İslam imparatorluğunun merkezi bölgedeki ekonomik siyasi ve toplumsal durumunu incelemek, sonraki gelişmeleri kavramada yardımcı olacaktır.
İslam imparatorluğunda bir önceki yüzyılda başlayan iç çöküntü II.yüzyılda daha belirgin bir hal aldı. Bir süre özerk bölgeler hanedanlığına bölünen imparatorluk İslami otoriteyi teslim eden imparator halife tarafından yönetilmiyordu.

İran dan Mısıra kadar olan bölge Şii Generaller ve Aristokların elindeydi. 11.Yüzyıl ortalarına doğru dışardan gelen saldırılar imparatorluğunun ne denli zayıfladığını ortaya koyuyordu. İspanya ve Sicilya da Hıristiyanların önemli bölgelerini ele geçirdiler. Haçlılar yakın doğu olarak bilinen bölgeye girdiler. Bu dönemde göçebe Türklerin çocukları alınıp Memlüklüler tarafından devlet yönetimi ve askerlikte görevlendirilirlerdi. Orduda Türk askerler arttıkça o arada da Arap ve İranlılar azalıyorlardı. İslam sınırının ötesinde de 200.000 çadırı geçen Karahanlılar M.S 960 yılında topluca Müslüman oldular.

1089 yılında vezirlikten alınan baba oğul (Fahrulddevle ve Amiddevle) İsfahan a çağrıldılar. Gördükleri ilgi üzerine Mervani oğullarını ortadan kaldırmaları konusunda Sultan Melik Şah ı ikna etmeyi başardılar. Fahrulddevle Melik Şahın komutanlarından Altuk Beyin ordusuyla Diyarbakır bölgesine girdi. Amid ve Meyyo Farikin kuşatıldı. Kuşatmadan önce Mervani Mansur bazı önlemler almak üzere Cizreye gitmişti. Uzun ve entrika dolu kuşat-madan sonra her iki kent teslim oldu. Melik şaha ulaşmasına rağmen Mervani Emeri ülkesini kurtaramadı. Böylece 1085 Savur diğer bölge kentleri gibi Selçuklular egemenliğine girdi.

1104 Yılında Haçlılar Cebeli Akar ve Suruç a saldırdı. Eminuddin çökmüş Nuseybini çöküşten kurtarmak için yola çıkmış olan Yakut ta yoldayken ölmüştü. Yerine Mardin e kardeşi Ali Altuk egemen olmak istediyse de amcası Eminuddin buna engel oldu. Yerine Cebeliyi (Midyat) verdi.

1105 Yılında Eminuddin; Şam ve Trablus u kuşatan Haçlılar üzerine yürürken yolda ölünce, Bağdat tan gelen Necmeddin Ilgaz, Hasan Keyf ve Mardin i ele geçirdi. Bu bölge durmaksızın el değiştirdi.

1133 Yılında Musul Emiri Zengi ile Mardin Emiri Artukoğlu, Hüsameddin Temurtaş la anlaşarak Hasan Keyf Emiri Davut a saldırdılar. Amid önlerinde karargah kurmuş olan Davut, kaleye sığındı. Yapılan 1 günlük savaşta yenilerek kaçtı. Oğlu Süleyman Zengi ise tutsak oldu. Amid önünden uzaklaşan iki emir, Davut a ait olan Mardin yakınındaki Çavra (Savur) kalesini kuşattılar. Zengi kaleyi ele geçirerek Artuklulara verdi.

1258 Yılında Mardin üzerine yürüyen Mogol Hülaguyu Nuseybin de Ahmad Nasruddin Artuk Arslan karşıladı.Yenilince Mardin kalesine çekildi Hülagunun oğlu Yaşmut Mardin i kuşatırken Necmeddin Gazi öldü. Yerini Melik El Muzaffer Kara Aslan aldı. Muzaffer Kara Aslan hükümdar olunca (1258) Mogol egemenliğini kabul etti ve Hulagu adına para bastırdı. Mısır ve Suriye egemenliği biten ve kendisine sığınan son Eyyubi ye Savur Kalesini verdi. Ancak burada kalmayarak Hasan Keyf e geçti.

1394 yılında Timur Mardin e yürüdü. Mardin e geldi ve hemen kuşattı. Çevreyi yakıp yıkmaya koyuldu.Sultan İsa,Timur a bağlılığını bildirdiyse de askerlerin kente saldırı düzenlemesi üzerine zincir vurularak İran daki Sultaniye ye götürüldü ve hapis edildi. Timur tarafından Mardin ve bölgesinin fethi ile görevlendirilen Kara Yörük Osman Bey,Artuklular için sürekli tehdit oluşturdu.
Osman Bey bir ordu hazırlayarak bölgede bulunan Savur Kalesi ni aldı. 1405 yılında Timur un ölümünden sonra Şam yöresindeki dağınık Türkmenlerle birlikte Mardin dolaylarına gelen Kara Yusuf, Sultan İsa tarafından iyi bir şekilde karşılandı. Hamile olan eşi Kara Koyunlu Hanedanının en tanınmışı olan Cihan Şah,Mardin de doğdu.

1417 yılında Kara Yusuf un Kahta ya yakın bir bölgede Kara Yörük e saldırdı. Ordusunun bir bölüğü Minşar Kalesi altındaki Kürt obalarını yağmaladı. Kara Yörük bozguna uğradı.Mardin in Kuzeydoğusundaki Savur Kalesi Kara Yusuf a teslim edildi. Kara Koyunlu Egemenliği Mardin ve Savur da 1432 yılına kadar sürdü.Bu tarihte Kara Yörük Osman yöreyi Kara Koyunlu Muhafız Emir Nasır dan aldı.

1515 yılında Bıyıklı Mehmet Paşa, Mardin kuşatmasında çok az sayıda asker bırakarak Mısır üzerine yürümekte olan Yavuz Sultan Selim e katıldı. Mercidabık Savaşında Halep Osmanlıların eline geçince, Bıyıklı Mehmet Paşa birlikleri ile tekrar Mardin e dönerek kuşatmayı güçlendirdi. Mardin Kalesini ele geçirmesinden sonra Sasonlu Mehmet Bey, Davut Bey ve Kürt egemenleri Malik Halit Eyyubinin de girişimi ile savaşılmadan Savur Kalesi alındı. Savur un Osmanlılar tarafından alınması haberi Yavuz Sultan Selim e Şam dan Mısır a hareketi sırasında 15 Aralık 1516 tarihinde iletildi.

1518 yıllarında Mardin Kalesi fethedildikten sonra Liva (Sancak) haline getirilerek Diyarbakır a bağlandı. 1526 yılı icmal defterinde Savur, Mardin e bağlı bir yer olarak gösterilmekte ve Tanrı Kulu Yusuf adlı kişinin uhdesine verildiği belirtilmektedir. Bu yıllarda Mardin Sancağı içerisinde en önemli üç yerleşim yerinden biride Savur dur. Bununla beraber Savur a bağlı köylerin dördü Hıristiyan, diğerleri ise Müslüman inancına sahiptir. 65.8 i Müslüman, 34,2 si Hıristiyanlarındır.
Savur un 1530 da bir kaza haline getirildiği ve 1540 yılında da Amid e (Diyarbakır) bağlandığı görülmektedir. Aynı yılda Kethüda adında bir kişinin yönetiminde 17 hane 1 Mücerred nüfusa sahip Buzulay Türkmen grubunun ilahi köyüne yerleştiği görülmektedir. Zamanla düzen yozlaşıp gelir azalınca Beyler Beyi , Savaşa yeterli asker çıkarabilmek ve barışta düzeni koruyabilmek için, Besledikleri askerle Sekban (ordu) sarıcların sayısını arttırmak zorunda kaldılar. Bu nedenle vergi almaya başladılar. Savurun Kadısından (hakim) iki bin kile (tahıl ölçeği) arpa, beş yüz kile un, iki yüz Batman yağ yollanmasını istediler.

1840 yılında Diyarbakır eyaleti arasında bulunan Savur ve Midyattında bulunduğu 41 idari bölümden oluşmaktadır. 18.y.y. Mardin Egemenliği için aşiretlerinde katıldığı yoğun mücadeler oldu. Bu mücadelede Savurlu Hüseyin Beyde önemli rol oynadı. Çekişmenin yoğunlaşarak Mardin dışına taşması ve bazı kanlı yağmalara dönüşmesi üzerine bazı idamlar zorunlu kılındı. Sürgücülü Hüseyin Ağa ve Gurslu Hüseyin Ağa, Süleyman Paşa tarafından Mardin de astırıldı.
Milli Necip Bey in Bağdat tarafından Voyvoda olarak atanması üzerine , Tüfekçi Başı Abdulrahim, Savurlu Salih Bey ve Sürgücülü Fendi birleşerek karşı cephe oluşturuldu. Bu çekişmeler daha sonraları Daşi, Milli aşiretleri birleşmesine karşı bir güç haline gelen, Mardin Egemenliği çekişmesine dönüştü. Diyarbakır Eyaletinin Tanzimat kapsamına alınmasıyla Osmanlı Merkezi yeni karar ve önlemlerle bölgedeki egemenliği uygulamada bir aşama sağladı Ancak Tanzimat uygulamaları istenilen sonucu vermedi.

1884 yılından beri ilçe merkezi Savur olmakla birlikte, kayıtlarda tüm ilçe Avine diye geçmektedir. Örneğin Salnameler 5.cilt, 66.sayfada Savur la ilgili Avine kazasının Kaymakamı olan Savur kasabasının bu havası çok güzeldir. Müta Addid bahçeleri vardır. Bu bahçelerde kesretle kavak ağacı ve kabuğu pek yufka ceviz yeşerir. Aynı salnamenin 5.cildinin 204.sahifesinde de Midyat ın Garp Mardin in Şimal Cihetinde 20083 kilometre murabbai arazi ile 1 kasaba, 3 nahiye, 94 Karve ( 92 Müslim, 1 gayrimüslim, 3 muhtelif ) ve 2487 nüfus havidir. Merkezi kaza Savur ismiyle musamma olup masis dışında, Nebe an eden iki küçük çayın mültekasında vakidir. Bu çaylar 45 kilometre tül-i ceryani den sonra birleşip sayhan namına alarak, Dicle nehrine mahsup olur. Kasaba 500 handen mürekkep olup 1 cami-i şerif, 3 Hıristiyan mabedi, 1 Ruşdi, 1 iptidai, 4 Sıbyan, 1 Hıristiyan mekatibini havidir. Kasabanın etrafı zengin bahçeleri muhattır. Savur dan 14 saat mesafede, Avine (Sürgücü) ve Midyat Kazaları hududuna karıp bir mevkide vaki olan Hasankeyf Karyesi civarında, Dicle üzerinde bir gözü cesim ve musanna 1 köprü varsa da Mümiri zamanla harap olmuştur. Bu karyenin haneleri umumiyetle oyulmuş sahraların derininde inşa olunmuştur.

I.Dünya savaşı sırasında Savur diğer işgal dışı yerler gibi göçmen akınına uğrayarak , Kıtlığı ve açlığı yaşadı.Göçmenlerin, Rus askerlerinden çok ermeni saldırılarından korunmak için yerlerinden kaçan, Müslüman unsurlardan oluştukları günümüzde yaşlı insanlar tarafından anlatılmaktadır.

1919 İttihat ve Terakki Cemiyetinin denetiminde olduğu bilinen ve ne zaman kimler tarafından kurulduğu saptanamayan,Türk ocağı 1920 yılında devlet tarafından desteklenmektedir.Valilik bütçesinden, Savur Türk Ocağına 500 lira ayrılmıştır.

1928 Yılında umumi müfettişlik faaliyete geçtiğinde RESMİ açıklamalara göre, Bölgenin asayişini bozan çeteler; Ömergahlı Ahmed Süleyman Çetesi 30 mevcutlu olup, Mardinin Savur kazasıyla kısmen, Nusaybin kazası dahilinde faaliyette bulunmaktadır. Osman Çetesi 18 mevcutlu olup, Savur kazası civarında şekavet faaliyetinde bulunmakta ve takip ve Tanziyik karşısında, Suriye ye geçerek, Haco Romanlı Emin ve Şey Said in oğulları ile temasa geçerek siyasi mahiyet kazanıp zaman zaman bölgelerinde şekavette devam etmektedir. Bu tarihlerde çeteler artarak baş göstermekteydi. Sayıları artan gruplar Genel Kurmay Başkanlığına kadar iletilmiştir.

Genel Kurmay buna karşılık (7.kolordu) 25-26. MAYIS 1930 gecesi harekatı üç koldan yürüttü.Çıkan çarpışmada asilerin 3 ölü,3 yaralı verdiği,ayrıca 29 kişinin de dağlara firar ettiği belirtilmiştir. 3 Hazirana kadar devam eden arama ve taramada bölgeden, 281 Silah alındı.3 Hazirandan sonra köylerine dönmeye başlayan silahlı asiler, üzerlerine gidilmeyerek konunun idari makamlarla halledilmesini, İbrahim Tali Bey Mardin valisi ve katılan birliklere teşekkür ederek harekata son verdi.

19 Temmuz 2010

21 Haziran 2010

Sürgücü Belediye Başkanımız Sayın Fikri ÖKMEN’in babası vefat etti

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhXukExsQqIqtFW5ONo5qU7l7Cns4-Wm57sbfpjPVWbkBXPBdVSQ65TvfT7t1NmBktX41wgb5ehdc-YGJ7cE_FTxQFVXXlmdjZogm_f_8Z7OU82vuDMolQuZe-Z8NEQXi6Y9VWA1X8X/s400/Hac%C4%B1+Sulhan+%C3%96KMEN.jpg
Sürgücü Belediye Başkanımız Sayın Fikri ÖKMEN’in babası Hacı Sulhan ÖKMEN, on gündür tedavi gördüğü Mardin Özel Park Hastanesinde 21 Haziran 2010 sabah Saat 03:00 sularında hayatını kaybetti. Merhumun cenazesi aynı gün Sürgücü Beldesi aile mezarlığında defnedilmiştir.
.
BELEDİYE BAŞKANIMIZ SAYIN FİKRİ ÖKMEN’E BAŞ SAĞLIĞI DİLİYORUZ

Belediye Başkanımız Fikri ÖKMEN’in merhum babasına Allah'tan rahmet diler, kederli ailesi ve tüm yakınlarına baş sağlığı diliyoruz.
Mehmet AYAZ
Surgucum
.
.

20 Haziran 2010

Amcamız Mele Maruf CAYNAK, Kalp krizinden hayatını kaybetti

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiQqDrvOl07pbtAyQlVSbreDozbEzP6wmPcwXN6-xCWgoNWPVbZ4KJGsLoR3tENwbvFVLaoELi_Zr3ZXuiKHcxneU_ZTdoR0sgpQhxhCN-PQ4A5_6bS1tSzdnKslQz29_HMKLjZfIou/s400/Maruf+Caynak.jpg
Sevgili amcamız ve Bölgemiz Medreselerinin yetiştirdiği sayılı din alimlerinden Mele Maruf CAYNAK 19 Haziran 2010 Saat 01:00 da ikamet ettiği Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetmiştir. Canazesi aynı Gün Aktepe Köyü mezarlığında defnedilmiştir.
Sevgili amcamıza Allah'tan rahmet diler, kederli ailesi ve tüm akrabalarımıza baş sağlığı diliyorum.
Mehmet AYAZ
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjIWypDxp3bZXTWe5oxE2nNPtcCvUkXeUBoyXQq12moO6J15pwuuVDe6O9h8e7z1LdW5Np0scaUOFGB5qGkWRL5bBjnsYj53nBGI10OTD0LNXQ8FxsGSmJpEuj1pLsfcCisq_2rnzZe/s400/Maruf+Caynak+1.jpg
Edip AYAZ ve amcamız Mele Maruf CAYNAK
2004 Sürgücü Seyfeddin AYAZ'ın taziye çadırı

SÜRGÜCÜ BELEDİYESİ HALK TOPLANTILARI , ROPÖRTAJLAR - VİDEO

Sürgücü Belediye Başkanı Fikri ÖKMEN, Sürgücü Halkıyla Sürgücünün temel sorunlarıyla ilgili değerlendirme toplantısı yapıyor.

Sitemizin Video Bölümü Teknik arıza nedeniyle hizmet dışı olduğundan videoları Facebook taki sayfamıza ekledik. İzlemek için bu Linke tıklayın
.
.

Batman Çağdaş gazetesi Yazarı, Masum SÜER' in Sergisini Yorumladı


Nihat Ekinci
nihat.ekinci@hotmail.com

Bart aracılığı ile düzenlenen Halkıs dağı tırmanışında tanıştık kendisiyle. İçinden gelen bir sevgi ve bağlılıkla Hasankeyf´imize ve bizlere gönül bağı ile bağlanmıştı. O bizi biz onu sevdik. İlimizde Bart bile birlikte bir de sergi açtı. Sizlerinde tanımanızı istedik. İşte kendi anlatımı ile bir fotoğraf sanatçısı ve gönül dostumuz; Mehmet Masum SÜER www.hasankeyf.itgo.com

“Hasankeyf´e ilgim 1990´lı yılların başlarında başladı. İnternet teknolojisinin gelişimiyle birlikte 1996 yılında www.hasankeyf.itgo.com adresi adında, Hasankeyf´i tanıtıcı ve Ilısu Barajı´nın yapımına karşı kampanya ve etkinliklere destek vermek amacıyla bir siteyi oluşturdum. Bu site aynı zamanda internette ilk Hasankeyf sitesi oldu. Bu sitem, tam 562 haftadan beri aralıksız yayınını sürdürüyor. Bölgemizde şiddetin yoğun yaşandığı bir dönemde bazı çevreler, bu girişimimi ´Bu da nereden çıktı?´ dercesine tuhaf karşıladılar. Ancak şimdi hak veriyorlar.

Sitemde, Hasankeyf´in eski ve yeni fotoğraflarına yer veriyorum. Ayrıca ilçedeki tarihi yapı ve değerler tanıtılıyor. İlçeyi ziyaret etmeyi düşünen yerli ve yabancı turistler için rehberlik bilgileri yer alıyor. Siteminin bence en önemli özelliği, Hasankeyf´teki gelişmelerle ilgili olarak bir arşiv oluşturmasıdır. ´Hasankeyf´le ilgili olarak yazılanlar ve söylenenler bölümünde´ çok değişik dünya görüşlerine sahip yazarların Hasankeyf´le ilgili olarak yazdıkları çok sayıda yazı var. Ayrıca haber ve araştırmalar da yer alıyor…

Sitem, bu konuda araştırma yapan medya ve akademik çevreler için önemli bir kaynak… Türkiye´den ve dünyanın hemen tüm ülkelerinden üniversite, akademi ve medya kuruluşlarından her gün çok sayıda kişi ziyaret etmekte. Zaman zaman benimle direkt ilişkiye girerek fotoğraf ve bilgi istemektedirler.

Fotoğraf öyküme gelince; 1976 yılında başlayan gazetecilik (muhabirlik) yaşamımda fotoğraf makinesinin önemli bir yeri oldu. O yıllarda yoğun haber temposu içinde sanatsal ve belgesel anlamda fotoğraf çalışmaya pek fırsat olmadı. Zaten fırsat da olsa 1980´lı yıllardan sonra bu anlamda çalışacak ne moral ne de ortam vardı! Makineyi gören polis ve askerler, silah görmüşçesine çılgına dönüyordu. Vatandaşa yöneltsek makineyi, “Çekme! Neden çekiyorsun! Polis misin? Yoksa Türk basınından mı!” şeklindeki öfke dolu sözlerle karşı karşıya kalıyorduk… Aslında bu anlamda da bölge kayıpları yaşadı. Kültürel yaşamın doğal akışı izlenemedi ve belgelenemedi. Örneğin giyim-kuşamdaki değişiklikler ve veya kentsel değişimler gibi.

Yıllarca analog makinelerle çekim yapmıştım. Beş yıl kadar önce dijital makinelerle yeniden fotoğraf çekmeye başladım.. Tarihi yapı ve kültürel değerler üzerinde yoğunlaştım. Şu anda ağırlığım Hasankeyf ve Diyarbakır merkezlerinde. Çektiğim obje, tarihi veya kültürel bir yapı veya bir değer de olsa estetize ederek sunmayı seviyorum. Tabii ki orijinalliğini bozmadan.

Belgesel fotoğrafçılık yapıyorum. Çevreme, tarihime ve kültürüme sorumluluğumun bilinciyle bu işi yapıyorum. Kültürel yaşam akışını, gelecek nesillere aktarma anlamında belgelemek gerekir. Buna inanıyorum. Bu inançla çalışıyorum..

Geçen yıl, GAP Belediyeler Birliği ile Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi´nin birlikte yürüttükleri ve iki yıl kadar süren bir proje sonucunda “Doğu ve Güneydoğu´ya Farklı Bir Bakış” adlı 700 sayfalık bir gezi rehberi yayınlandı. Türkçe ve İngilizce dillerinde ayrı ayrı.. Bu kitabın kapağında ve içinde, Hasankeyf ve Diyarbakır bölümlerinde 40 kadar fotoğrafım yer aldı. Direktörlüğünü İngiltere Kent Üniversitesi´nden değerli dostum Kameel Ahmady´nin yaptığı projeye fotoğraf çekimlerimle katıldım.. Kitabın tanıtım resepsiyonunda Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Osman Baydemir, bu çalışmalarımdan dolayı beni bir plaketle ödüllendirdi… ´Ödüllendirme´ diyorum, gerçekten bu çalışma ve sonunda aldığım plaket, benim için fotoğrafçılık yaşantımın en büyük ödülü oldu…

Geçenlerde, Silopi Kültür ve Sanat Festivali´nde yaşadıklarım ise en kötü ve üzücüsü oldu.. Diyarbakır´dan yola çıkarak gittiğim ilçede amacım festivali izlemek ve özellikle artık yavaş yavaş kullanımdan kalkan Botan kadın ve erkek giyimlerini etkinlikler içinde belgelemekti.. Büyük bir heyecanla gittiğim ilçede maalesef hala bir anlam veremediğim bir yaklaşımla, tanınmama ve amacım bilinmesine karşılık fotoğraf çekmeme izin verilmedi. Bu gün de hiç unutamayacağım ve beni derinden etkileyen, en kötü günlerim arasında yer aldı.. On binlerce kişinin katıldığı bir festivalde sadece bir fotoğraf makinesi ve bir kamera çekim yaptı!..

Benim için özel bir yeri olan Batman´da, sevdiğim fotoğrafçı dostlarımla bir sergiye katılmış olmaktan büyük mutluluk duydum. Sergide emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Saygıdeğer Batman halkına selam ve saygılarımı gönderiyorum…”

21 mayıs 2010
Batman Çağdaş gazetesi

Batman Turizm Derneği'nden Mehmet Masum Süer'e plaket

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEimKBxc8m5Xyz86M_ntShMBkxL7s133nWH_v1yQuMoRO1QYwO-yM98P79ghQQJhirWWCtpbVYMUm_px6KMuts3D7VQkqK1FHhvO96rvLFN4vYIWkubC1SmGgcJbulAUsaDC4JNq4PSD/s400/plaket00.jpg
Diyarbakırda ikamet eden Hemşehrimiz Mehmet Masum Süer, Kısa adı BAT-DER olan Batman Turizm ve Tanıtım Derneği tarafından bir plaketle ödüllendirildi.

Plaket, 13 haziran 2010 günü, Batman Yılmaz Güney Sinema Salonu'nda düzenlenen bir törenle, BAT-DER Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Emin Bulut tarafından verildi.

Mehmet Emin Bulut, Mehmet Masum Süer'in, 15 yıl önce kurduğu siteyle bu tarihi ilçemizin tüm dünyada tanınmasına büyük katkıda bulunduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Mehmet Masum Süer arkadaşımız, Ilısu Barajı'nın henüz o kadar gündemde olmadığı bir zamanda, Hasankeyf'i bekleyen büyük teklikeyi hissetmiş ve bu internet sitesini kurmuş.. Bu site, internet ortamında kurulan ilk Hasankeyf sitesi olma özelliğini taşıyor. Şu anda da bu ilçemizle ilgili olarak en önemli başvuru kaynaklarından birisidir. Süer, ayrıca çektiği birbirinden güzel Hasankeyf fotoğraflarıyla da bu şirin ilçemizi tanıtmış ve sevdirmiştir.. Yönetim Kurulumuz, Süer'i, bu çalışmalarından dolayı bir şükran plaketiyle ödüllendirmeyi uygun görmüştür. Kendisini kutluyor ve başarılar diliyoruz."
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj9Jfm23Pd2HTiKMXFqcvk-dOKNAGCN8ySff8V4vMDVEJRq0WBzz4jCm-1JRz-z9sPNdK2-iU_4Tgp17Y0I_hC83ySyhfQlMXJ-kyvYjTiMb6mbKxZKuKK_xJt0bKLGTvNJKt4QwrVr/s400/plaket01.jpg
Aynı törende, Can Sabuncuoğlu'nun çekimlerini yaptığı Hasankeyf belgesel filminin galası da yapıldı. Gala'dan sonra düzenlenen törende Sabuncuoğlu'na da bir plaket verildi ve Hasankeyf'in tanıtımına katkıda bulunacak bu belgesel filminden dolayı teşekkür edildi.

Mehmet Masum SÜER ile ilgili diğer Haberler:

BERNIŞTLI ŞEMSEDDİN RIBABI İLE SÜRGÜCÜ GEZİSİ

17 Mayıs 2010

Hemşehrimiz Mehmet Masum Süer'den Batmanda Hasan Keyf Resim Sergisi

http://gallery.photo.net/photo/7631349-md.jpg
Diyarbakır'da yaşayan hemşehrimiz fotoğraf sanatçısı ve FotoWorld dergisinin Diyarbakır Temsilcisi Mehmet Masum Süer ile Batmanlı fotograf sanatçılarının ortak fotoğraf sergisi bugün (17 mayıs pazartesi) saat 11.00'de Batman'da Yılmaz Güney Sinema Salonu'nda açılıyor.

Mehmet Masum Süer'ın Hasankeyf'ten 15 fotoğrafıyla katıldığı sergide ayrıca Hasankeyfle ilgigi olarak çekilen üç boyutlu bir belgesel film de gösterılecek.

Sergi: Batman Kültür ve Turızm Derneği tarafından düzenlendi

Tüm dostlarımız davetlidir...

Mehmet Masum SÜER ile ilgili diğer Haberler:


8 Mayıs 2010

resimler






















Ulya'nın müthiş serüvenleri

'Uzaylı Çocuk Ulya Mardin'de'de gerçeklerle efsaneler o denli güzel bir kurgu tekniğiyle anlatılıyor ki, sekiz yaş ve üzeri çocukların bir yandan edebi ve estetik gelişimleri, diğer yandan tarih, kültür, antropoloji gibi disiplinlerle ilişkileri güçlendiriliyor
http://i.radikal.com.tr/644x385/2010/04/29/fft5_mf423398.Jpeg
Türk çocuk ve gençlik edebiyatının önde gelen yazarlarından Nuran Turan’ın Uzaylı Ulya’sını Uzaylı Ulya Topkapı Sarayında adlı eserinde tanımış ve çok sevmiştik. Zira yazar söz konusu fantastik eserinde okurlarını geçmişle gelecek arasında ışın hızıyla bağlantı kurdurarak, uzayın derinliklerinde farklı bir yaşantı sürdüren Uzaylı Ulya ile tanıştırmıştı.
Yayın yönetmenliğini Melike Günyüz, editörlüğünü Necdet Neydim ve çizerliğini de Gökçe Akgül’ün gerçekleştirdiği Uzaylı Çocuk Ulya Mardin’de ve Uzaylı Ulya Topkapı Sarayında yapıtlarında yazar Turan’ın Türk çocuk ve gençlik edebiyatına, özellikle de fantastik çocuk ve gençlik edebiyatına yepyeni bir hava kattığını söyleyebiliriz. Her iki kitapta yer alan Ulya’nın uzay kütüphanesinde okuduğu kitapların ona olduğu kadar, küçük okurlara da farklı zaman dilimlerinde müthiş serüvenler yaşatacağı kesin.
Ulya’nın gerek dünyada gerekse Mardin’de yaşadığı olay ve maceralar, hem fantastik, hem de tarihi bir çerçevede edebi bir dille ama zengin kültürel aktarımlarla Türk okurlarına toplumsal kimlik kuramını haklı çıkaracak bir alt yapı sunar.
Uzaylı Çocuk Ulya Mardin’de’de gerçeklerle efsaneler o denli güzel bir kurgu tekniğiyle anlatılmaktadır ki, böylece sekiz yaş ve üzeri çocukların bir yandan edebi ve estetik gelişimleri sağlanmakta, diğer yandan da onların tarih, kültür, antropoloji, sanat, sanat tarihi, folklor ve bunun gibi disiplinlerle ilişkileri güçlendirilmektedir. Bunu yaparken de yazar asla geleneksel eğitim anlayışı ile değil anti-otoriter bir yaklaşımla öyküsünü anlatmakta, okurlara gerçekle düşlem dünyası arasında bir serüven yaşatmaktadır.
Kurgusal metinler çocuk okurlara farklı yaşam modelleri sunarlarken, onların yaşama daha kolay hazırlanmasına olanak sağlamaktadırlar. Bu tür metinler bir yandan onların hayata farklı pencerelerden bakmalarının önünü açarken, öte yandan da özellikle de yaratıcı yetilerinin ortaya çıkmasına ve gelişmesine önemli katkılar sağlar.
‘Babil Kulesi’ kitabını okurken Ulya birden kendini Babil Kulesinde bulur. Ama efsaneyi yaşarken gördükleri onu bir kez daha düşünmeye sevk eder. Ulya’nın, efsanelerden edindiği en ilginç bilgilerden birine göre, Babil Kulesi’ni inşa eden insanlar dünyada elbirliği ve gönül birliği içinde çalışmaktadırlar. Konuştukları dilin aynı olması Ulya’nın onlarla zihinsel iletişim de kurabilmesine yardımcı olur. Ulya daha önce aynı dilden konuşanların birbirini anladığını öğrenmiştir. Şimdi ise bütün insanların ayrı dili konuşması ilgisini çeker. Babil Kulesi nerdeyse biter ve insanlar sarı topazdan yapılmış bir yıldızı kulenin tepsine yerleştirirler ki, işte ne olursa o zaman olur. Işın selinin yıldızın üzerine düşmesiyle gök gürler ve yıldız binlerce parçaya bölünür. Yıldız yağmuru dinince, her kafadan bir ses çıkmaya başlar. Eserin kırılma noktası işte burada başlar. İnsanlar birbirlerini anlayamaz olurlar. Şayet sarı topaz Babil Kulesi’nin tepesinde kalmış olsaydı insanlar onun ve yıldızlar vasıtasıyla iletişim kurabileceklerdi. İnsanoğlu Tanrı ile iletişime geçebilecek miydi? Yoksa Ulya’nın sözünü ettiği kollarını gökyüzüne uzatan ‘arokarya ağacı’ sarı topaz yerine geçebilir miydi? Acaba bu patlama olmamış olsaydı insanlar aynı dili mi konuşurlardı? Aynı dili konuşan insanlar acaba birbirleriyle savaşmazlar mıydı?
Yazar, Ulya’yı kütüphanede okuduğu ‘Neval’in Günlüğü’ adlı kitabın içine öyle sokar ki, onun bu halini gören kütüphane sorumlusu, dilerse görüntülü sistemde kitabın filmini izleyebileceğini hatırlatır. Böylece Ulya okuduğu kitaptaki yeri bulup izlemeye koyulur ve kendisini Mardin’de bulur. Yazar burada öyle bir anlatım tekniği kullanır ki, okur zaman içinde ileri geri gidişlerle gerçek zaman ile geçmiş zaman arasında ister istemez bir köprü kurar.
Turan’ın eserinde özellikle vurguladığı nokta ise, Türkiye’de Mardin diye bir şehrin olduğu, burada farklı dil, kültür, din ve mezheplere ait insanların asırlardır yan yana barış, huzur ve dostluk içinde yaşadıklarıdır. Zira Nuran Turan “... Mardin’de sevgi ve dostlukla düşmanlıkların yok olduğunu...” görür.
Yazar, eserde akıcı ve anlaşılır bir Türkçe kullanmış olmasının yanı sıra kitabın sonuna eklediği sözlükle de eserde geçen sözcükleri açıklayarak okurların anadillerinin gelişmesine katkıda bulunur.
Turan, okurda, içinde yaşadığımız dünyanın Ulya’nın dünyasından her yönüyle daha güzel ve farklı olduğu izlenimini uyandırır. Dünyanın ne denli yaşanılası bir yer olduğunun uyarısını da yaparak, Ulya’nın bile kitaplıktan ayrılırken dünyayı özlediğini ve dünyayı tekrar görmek için geleceği zamanı iple çektiğini dile getirir. Böylelikle de okurlara, içinde yaşadıkları dünyanın değerinin bilinmesi gerektiği iletisini verir.

UZAYLI ÇOCUK ULYA MARDİN’DE
Nuran Turan
Resimleyen: Gökçe Akgül
Erdem Yayınları
2010, 72 sayfa, 6 TL.

Mardin'e zaman yolculuğu

Tarihin Işığında Mardin', kentin tarihi hakkında geçmiş zamandan günümüze kadar uzanabilen bir tünel açmayı başarmasıyla övgüye değer. Doğan Beki'nin hazırladığı kitap neredeyse sadece fotoğraflardan ve gravürlerden oluşuyor ve her birinin altında özenle yazılmış birer resimaltı yer alıyor
http://i.radikal.com.tr/644x385/2009/11/14/fft5_mf290764.Jpeg
CEM ERCİYES - RADİKAL KİTAP

Geçen ayki Mardin seyahatinde Valilik’in elimize tutuşturduğu hediye torbasından yarım kilo badem şekeri, bir adet ‘telkari ay yıldız’ ve bir kalıp sabunla birlikte bir de büyük boy ve ağır Mardin kitabı çıktı. Valilik’in bastığı, Mardin tarihi hakkındaki bu kitabı başta fazla önemsemediğimi itiraf etmeliyim. Ama bir ara içini karıştırınca, eşi az bulunur bir kitap olduğunu fark ettim.
Tarihin Işığında Mardin adını taşıyan kitap, eski fotoğraflardan oluşuyor. 19. yüzyıl sonu ve özellikle 20. yüzyılın başlarına ait yüzlerce siyah beyaz fotoğraf var içinde. Tamam, bildik ‘ödenekli kitaplar’ gibi tuhaf sepya zeminler, yaldızlı çerçeveler, uzun ve okunamaz italikler ve karma karışık bir kapakla malul bu kitap da. Ama baskı kalitesinin hakkını yememek gerek ve özellikle içeriğinin. Malum, Valilik kitaplarında ekseriyetle eldeki bir arşiv kitaplaştırılır, resim altlarına da mesela ‘Mardin’den genel görünüm’ gibi şeyler yazılıverir. Ama Tarihin Işığında Mardin, bunun antitezi gibi. Temalarına göre gruplanmış fotoğrafların sunduğu görsel malzeme kadar, detaylı resim altları ve gerekli küçük tarihi bilgilerle bakanı gerçekten Mardin tarihi hakkında bilgilendiren ve geçmiş zamandan günümüze kadar uzanabilen bir tünel açmayı başarması da övgüye değer.

Görsel bir şölen
Neredeyse sadece fotoğraflardan (ve gravürlerden) oluşuyor ve her birinin altında özenle yazılmış birer resimaltı yer alıyor. Bu resimaltları, baktığımız kent kesitinin tarihini fotoğrafın çekildiği anın gerisine ve ilerisine götürüp getiriyor. Yani o yapıların yerinde daha önce neler olduğuna ve günümüze nasıl geldiklerine ilişkin son derece güncel bilgiler içeriyor. Mesela, bir fotoğrafta bir zamanlar Belediye olarak kullanılan konağın aslında Sırrızade Konağı olduğunu, hemen arkasında yükselen yapının Hükümet Konağı olduğunu kenarda görülen bahçenin ise Süvari Kışlası’na ait olduğunu öğreniyoruz. Yazar, aynı resim altında Belediye binasının altındaki dükkânların ‘dava vekilleri’ tarafından kullanıldığını, sokakta gezinenlerin aslında hükümette işini takip edenler olduğunu anlatıp, kışla bahçesindeki yeni dikilmiş fidanlara da işaret ediyor... Hemen karşı safyada Süvari Kışlası’nın büyük bir fotoğrafı duruyor ve altında binanın Sakıp Sabancı Kent Müzesi’ne dönüştürüldüğü yazıyor... Yani kitabı o müzenin açılış töreni sırasında edinen biri olarak, vaadedilen zaman yolculuğunun bizzat benim içinde bulunduğum ana kadar geldiğini görüyor ve tabii ki etkileniyorum.
Bu etkileyici kitabı hazırlayan kişi, Doğan Beki. Yıllarca topladığı Mardin kartpostal, gravür ve fotoğraflarını bu kitapta değerlendirmiş. Kitap, gravürlerle başlıyor, ardından kartpostallardaki Mardinliler, Mardin kıyafetleri geliyor. Abdülhamit’in çektirdiği Mardin fotoğrafları ayrı bir bölüm. Mardin’de konuşlanan Alman ordusundan kalan fotoğraflar, 1917’de bu birlikleri ziyarete gelen Mustafa Kemal Paşa’nın görüntüleri, Hamidiye Alayları, Mardin’in Keldaniler, Süryaniler, Araplar gibi çok etnisiteli, çok dinli yapısını ortaya koyan fotoğraflar birbiri ardına sıralanıyor. Dini yapılar, okullar, Mardin kalesi (ve içinde artık ayakta durmayan Artuklu sarayı kalıntısı...) ve tabii ki evler, konaklar. İskender Atamyan, Raffi ve Tomas Çerme, Beyt Tüfekçiyan, Mimarbaşı Sarkis Lole gibi geçmiş zaman zenginlerini adlarını yaşatan konaklar. (Belki bir gün birisi de bu isimlerin hikâyelerini yazar...)
Kitabı merak edecek Mardinseverlerin ve Mardinlilerin hiç de az olmadığını biliyorum. Ama böyle valiliklerin bastığı kitapları edinmenin zor olduğunu da...
Ben yine de Mardin Valiliği’nin telefonunu veriyorum, ‘ısrarla isteyiniz’ diye.
Tel: 0 482 212 10 06-212 37 41

Midyat'ta Mardin Life Rüzgari

Midyat’ta Turizm Haftası etkinlikleri kapsamında İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Anadolu Lisesi tarafından düzenlenen ‘Turizm Şenliği’ etkinliğine katılan Mardin Life ekibi büyük ilgi gördü.
http://www.mardinlife.com/haberler/resimler/mardinlifekadkonf.jpg
Midyat’ta Turizm Haftası çeşitli Etkinlikleri kutlandı.Midyat Anadolu Lisesi tarafından düzenlenen etkinliğe ilçede görev yapan kurum amirleri çeşitli Sivil Toplum Kuruluşu temsilcileri ile Mardin Gazeteciler ve Yazarlar Cemiyeti Başkanı ve Mardin Life Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Nezir Güneş, Mardin Life Dergisi İmtiyaz Sahibi Rıdvan Fidan, Yayın Koordinatörü Kadir Üründü, öğretmenler, öğrenciler ve veliler katıldılar.

Anadolu Lisesi İngilizce Öğretmeni Bedrettin Şahin Etkinlikte yaptığı konuşmada turizmin önemine değinerek, “Bugün ülkeler için ekonomik bakımından turizm gerçekten çok önemli yerlere gelmiştir. Turizm ülkemiz içinde ekonomik dengeler ve döviz girdisi bakımından çok önemlidir.”dedi.

Kadir Üründü Konferans Verdi:
Etkinlik için onur konuğu olarak davet edilen Mardin Life Dergisi Yöneticileri büyük ilgi gördüler. Etkinlik çerçevesinde “Mardin ve Turizm” konulu konferans vermek için davet edilen Mardin Life Dergisi Yayın Koordinatörü Kadir Üründü; Mardin ve Midyat’ta son yıllarda turizm alanında gerçekleşen atılımlara dikkat çekerek tanımın önemine değindi. Geçmişte Mardin’de Midyat’ta çekilen dizilerin kentimizin tanıtımına reklâm anlamında iyi bir katkısı olduğunu belirten Üründü; sözlerine şöyle devam etti: “Tanıtım, reklam elbette ki çok önemli. Ama özellikle çekilen televizyon dizileri aracılığıyla yanlış tanıtımların da kültürümüze önemli zararlar verdiği aşikârdır. Kentimizin yanlış tanıtılmasına seyirci kalmamak için başta biz gazeteciler olmak üzere herkesin elinden gelen gayretleri göstermesi gerekiyor. Bir diğer önemli konu ise rehberliktir. Rehberlik için önce gönüllülük olması gerekiyor. Gönüllülükten sonra kabiliyetin de önemli bir payı var.

Mardin’deki mevcut potansiyeli karşılayabilecek kadar bir rehber sayısına sahip olmadığımızı üzülerek ifade etmek isterim. Bir çok gezi programını takip eden bir gazeteci olarak; Tarihi merkezlerimize yapılan ziyaretler sırasında söz konusu mekânların her defasında Mardin’in dışından gelen herhangi bir görevli tarafından anlatılması beni çok üzüyor. Bu konuda büyük eksikliklerimizin olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Kendi memleketimizde bizim sahip olduğumuz bu medeniyeti; bu tarihi, bu kültürü bizim anlatmamızdan daha doğal ne olabilir ki? Belki de abartmış olacağım ama Mardin’e özgü olarak yetkililerimizin okullarda öğrencilerimize seçmeli “Turizm Dersi” seçeneği sunmaları şeklindeki teklifim çok mu uçuk bir teklif olur bilmiyorum! Bu yapılır yapılmaz ayrı konu ama şu bir gerçek ki, ilimizde kentimizi detaylı şekilde anlatabilecek kabiliyetli-kalifiye rehber sayımız maalesef ki bir elin parmaklarını geçmiyor” diye konuştu.

Konferansın son bölümünde Mardin ve Midyat'ta yapılan restorasyon çalışmaları, temizlik sorunu ve turizm sektörüne de değinen Gazeteci Kadir Üründü kennteki turizm yatırımlarına da dikkat çekti. Mardin’de yapımı süren Hilton gibi bir dünya markası olan otelin yanında Mardinli müteşebbisler tarafından son yıllarda gelişen butik otelciliğin yanında yapımı süren 5 yıldızlı yeni Erdoba Oteli ile Yay Gran Oteli’nin ek bina projelerinin kentin yatak sayısı potansiyeline önemli katkıları olacağını ancak bunun dahi yeterli olmayacağını, yeni yatırımlara şiddetle ihtiyaç duyulduğunu anlattı.

Yapılan konuşmaların ardından öğrenciler tarafından hazırlanan skeç, halk oyunları, parodi, gösterileri sergilendi. Şenlikte Mardin reyhanî oyunu ve düğün merasimi ise büyük beğeni topladı. Hafta dolayısı ile başarılı olan öğrencilere sahneye davet edilen konuklar tarafından çeşitli hediyeler verildi.
Selahattin Erol

Belediyespor'da Hedef 3. Lig

3.Lige terfi maçları oynayacak olan Kızıltepe Belediyespor’un rakipleri belli oldu. A Grubunda mücadele edecek olan Kızıltepe Belediyespor ilk maçını Tunceli'nin Dersim takımı ile karşılaşacak
http://www.kiziltepe-bld.gov.tr/tr/resimler/kiziltepebellll.jpg
5-9 Mayıs 2010 Tarihleri arasında Diyarbakır da oynanacak maçlarda A Grubun da mücadele edecek olan Kızıltepe Belediye spor ilk maçını Çarşamba günü saat 13.00'te Tunceli Dersimspor ile oynayacak. Eleme usulü ile oynanacak olan maçtan galip ayrılması durumunda aynı gün Saat 11.00 de oynanacak Adıyaman Belediye spor ile Batman Binatlı spor maçının galibi Kızıltepe Belediye spor'un rakibi olacak.

Diyarbakır'da Oynanacak terfi maçlarında A grubunda Mücadele edecek olan Kızıltepe Belediye spor'un Grubunda, Adıyaman Belediye spor, Batman Binatlı spor ve Tunceli Dersim spor yer alıyor.
B grubunda ise şu takımlar Mücadele edecek, Malatya özel idare spor, Van Başkalespor, Siirt Gençlerbirliği ve Şanlıurfa Ceylanpınar Tigemspor

Diyarbakır'da ki Kura çekimine Kızıltepe Belediye spor Genel kaptanı Sabahattin Derin ile katılan Kızıltepe Belediye Meclisi üyesi ve Kızıltepe Belediye spor kafile Başkanı Aslan Başboğa, kura çekiminden sonra yaptıkları açıklamada, "Diyarbakır'da 3 lig vizesi alacak takımlar iki gruba ayrıldı, takımımız A grubunda mücadele edecek, biz yönetim ve teknik kadro olarak takımımıza güveniyoruz, Kızıltepe'yi en iyi şekilde temsil edeceğiz, Çarşamba günü Bağlar Beyaz Tebeşir stadında (eski belediye binası arkası) oynanacak maça Kızıltepeli tüm spor severleri ve Diyarbakır'da eğitimlerini sürdüren öğrencilerimizi takımlarına destek vermek için maça davet ediyoruz."dedi.
Kadir üründü

Bilişim Teknoloji'si İnkılap'ta

Mardinli İşadamı Tekin Alkan’ın Kızıltepe İnkilap İlköğretim Okuluna yaptırmış olduğu Bilişim Teknolojileri sınıfı törenle açılacak.
http://www.mardinlife.com/haberler/resimler/mardinlifeinalk.jpg
Bazı Televizyon ve Sinama filmlerinde rol alan Kızıltepeli küçük oyuncu Sinan Dağ’ın eğitimini sürdürdüğü İnkılap İlköğretim Okuluna Bilgisayar Sınıfı oluşturulmasına yönelik gazeteler aracılığıyla yaptığı çağrıya kulak veren Mardinli işadamı Tekin Alkan’ın okula yaptırmış olduğu modern bilişim teknolojileri sınıfı hazır hale getirildi.

Kızıltepe’de kurulan en eski okullardan biri olan İnkılap İlköğretim Okulu’nda bilgisayar sınıfının bulunmaması üzerine rol aldığı “Ay Lav Yu Filmi”nin galasına gelen basın mensuplarını okuluna davet ederek, arkadaşları adına bilişim sınıfı oluşturulmasını isteyen küçük oyuncu Sinan Dağ’ın isteğini yerine getirmek için harekete geçerek isteğin yerine getirilmesi yönünde talimat veren İşadamı Alkan; Okulda Bilişim Sınıfı için ayrılan bölümün zeminini kaplatıp gerekli bilgisayar laboratuarını oluşturdu. Sınıf için gerekli bütün ihtiyaçları karşılayan İşadamı Tekin Alkan’ın bu örnek davranışından dolayı teşekkür eden Okul idarecileri ve öğrenciler, yapılan hizmete jestle karşılıkta bulunarak kurulan sınıfa da “Tekin Alkan Bilişim Teknolojileri” sınıfı adını verdiler. Hazır hale getirilen bilişim teknolojileri sınıfının önümüzdeki günlerde yapılacak olan okulun yıl sonu etkinlikleri çerçevesinde törenle hizmete açılacağı öğrenildi

Üç Dilde Mevlüt Okundu

Bilge köyünde 7'si çocuk 44 kişinin ölümüyle sonuçlanan katliamın 1. yıldönümünde üç dilde mevlit ve dualar okundu.
http://images.beyazgazete.com/haber/resim/bilge-koyu-katliaminin-1-yilinda-uc-dilde-dualar-okundu.jpg
Köy meydanında toplanan kalabalığa Mardin Müftlüğünde görevli 20 imam önce üç dilde mevlit ve dualar okudu. Anma programına Mazıdağı Müftüsü İsmail Yılmaz, köyün katledilen imamı Hacı Kazım Ozan'ın babası İzzet Ozan, eski milletvekili Süleyman Bölünmez, katliamdan yaralı olarak kurtulan Murat Çelebi'nin sınıf arkadaşlarıyla birlikte yaklaşık 5 bin kişi katıldı. Mezarlık ziyareti sırasında gözyaşları sel oldu. Köyde jandarma ekipleri tarafından geniş güvenlik önlemleri alınırken, anmaya katılanlara ikram
edilmek için 1 ton 200 kilo et, 400 kilo pirinç ve 500 kilo fasulye kullanılarak dev kazanlarda yemekler pişirildi.
Bilge Köyü Muhtarı Abdurahman Çelebi, kısa süre önce sonuçlanan mahkemede sanıklara 44'er kez müebbet çıkmasıyla acılarının biraz hafiflediğini söyledi. Çelebi, hayırsever insanlarla devletin kendileri için adeta seferber olduğunu belirterek, "Bizim için artık çocuklar çok önemlidir, o çocukların eğitimi ile ilgileniyoruz. Devlet bir yıldır yetim ve öksüz kalan bu çocukların sağlıklı ve düzenli beslenmeleri için elinden geleni yaptı ve 1 yıllık yemek ihtiyaçlarını karşıladı. Şimdi bunun bir yıl daha
uzatılmasını istiyoruz. Bu çocukların iyi eğitim görmelerini istiyoruz" dedi.
Köyün katledilen imamı Hacı Kazım Ozan'ın babası İzzet Ozan ise, "Bugün de Bilge Köyüne hem taziyelerimi iletmek hem de onlarla birlikte aynı acıyı paylaştığımı söylemek için geldim. Onlarla kardeş gibi olduk" diye konuştu.
Köyde 4 ay boyunca çocukların rehabilitasyonu için bir çalışma yapan milli sporcu Nuri Batır ise, köydeki çocukların her ne kadar katliamı unuttukları gibi görünse de daha çok desteğe ihtiyaç olduklarını söyledi. Batır, olayda anne ve babalarını kaybeden çocukların geleceği için görev yaptığı Ortadoğu Okulları olarak üzerlerine düşen her şeyi yapmaya hazır olduğunu sözlerine ekledi. Katliamda hayatını kaybedenlerin mezarlıklarının bulunduğu mezarlığın onarımını üstlenen eski milletvekili Süleyman
Bölünmez ise, köy halkının acılarını paylaştığını ve Allah'tan hiç kimseye böyle bir acıyı göstermemesini temenni etti. Mevlit sonrası yer sofrasında yaklaşık 5 bin kişiye yemek ikramı yapıldı.

6 KİŞİYE 44 KEZ MÜEBBET
Bu arada güvenlik gerekçesiyle Çorum Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın son duruşmasında 8'i tutuklu 13 sanıktan 6'sına 44 kez ağırlaştırılmış müebbet, yaşı küçük olan 1 sanığa 44 kez 15 yıl, evinde silah bulunduran 1 kişiye 15 yıl, havaya ateş açtığı iddiasıyla tutuksuz yargılanan kişiye 6 ay hapis cezası verilmiş, tutuksuz yargılanan 4 kişi beraat etmişti.
Öte yandan saldırıyı düzenleyenlerin yakınları olan 58'i çocuk, 18'i kadın 84 kişi, olayın ardından güvenlik güçlerince alınan önlem sayesinde köyden çıkarılarak ilk olarak Mazıdağı Fosfat Tesislerine ardından Kırklareli'ne yerleştirilmişti.

Ezgi Kardeşlerinin Derdine Düştü

Bilge Köyü’nde Anne, babası ve 3 kardeşini yitiren 14 yaşındaki Ezgi Çelebi’nin “En yakınlarımız canımızı aldılar/ İşte yine 4 Mayıs akşamı” diye biten şiiri herkesi ağlattı.

Anne babalarını kaybeden çocuklar “gelenleri temiz karşılamak için” diyerek beyazlar giydi. Geniş güvenlik önlemi altındaki anma töreninde 1 ton 200 kilo et, 400 kilo pirinç ve 500 kilo fasulye kullanılarak dev kazanlarda pişirilen yemekler dağıtıldı.

10 kardeş anne babasız

Katliamda annesi Ayşe, babası Abdülkadir, ablası Sevim, ağabeyi Şükrü ve kardeşi İbrahim Çelebi’yi kaybeden ilköğretim 8’inci sınıf öğrencisi 14 yaşındaki Ezgi Çelebi, yazdığı şiiri, annesi ve babasının mezarı başında okudu. Anne, babasını çok özlediğini ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını belirten Ezgi, “Anne babasız 10 kardeş kaldı. Bu yıl bittikten sonra okula gitmeyi düşünmüyorum. Ben okursam kardeşlerime kim bakacak” dedi.

‘C-4 nerden geldi?’

Bilge Köyü Muhtarı Abdurrahman Çelebi, 44 kişinin ölümüyle ilgili altı kişiye 44’er kez ağırlaştırılmış hapis cezası verilmesinin, acılarını biraz hafiflettiğini söyledi. Başka suçluların da var olduğuna inandıklarını belirten Çelebi, “C-4 patlayıcı madde yakalandı. Bunun nereden getirdiler? Bunun ortaya çıkarılmasını istiyoruz” dedi.