Mehmet ÇELİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mehmet ÇELİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Haziran 2009

Rojin Neden Kaybetti

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgy_SUOufFrdpaOjkJXFu7q0Qr_MBwMXhBuhElACTPsxRj6Oq2UGl9iFFuhUHYtw8qUcBPpjjZORwJ9sp9S_CuK8j7aRcuFSZ-3RQUd-60z0afVLrB06wOnCo2CcfZ0aT88-YgXccR1/s200/mehmetcelik.jpg
Aslında yazının başlığını çok da içime sindiremedim.

Çünkü kaybedilen bir şey yok.

Malatya’da yapılacak okulda da çocuklarımız okuyacak.

Kutsi, kitleleri arkasında sürüklemeyi başardı.

Kutsi, tribünlere oynamadı.

Kutsi, Vali’ye Belediye başkanına rağmen kazanacağını söylemedi.

Kutsi, Malatyalıların diliyle dalga geçmedi.

Kutsi, “Memleketin Delisi” sözü için ayağa kalkan Malatya basınından ve Malatya halkından canlı yayında özür diledi.

Rojin, ne yaptı?

Rojin, Mardin basınını önemsemedi.

Rojin, Mardin Valisinin ayağına gitmesini bekledi.

Rojin, Belediye Başkanının onu havaalanında karşılaması havalarına girdi.

Kusura bakma Rojin. Senin davranışlarında eksiklik var. Belediye başkanına da, Mardin Valisine de sen ekibinle gitmeliydin. Hedeflerini, amaçlarını anlatmalıydın. O zaman her şey farklı olurdu. Her şey değişirdi. Ama “arkamızda Vali yok, Belediye Başkanı yok, biz gideriz” edebiyatı ile varmak istediğiniz hedefe varamadınız işte. Rojin bazı şeyleri aşmış olabilir. Profesyonel düşünebilir. Ama ekibine, korosuna haksızlık yaptı, yazık etti.

Bir kentte, Vali olmadan, belediye başkanı olmadan, halkın sesi olan basın olmadan olmuyor işte.

Koroların çarpışması bu kadar kişiselleşmemeliydi.

Rojin, tribünlere tek başına oynadı. Öyle olmasaydı, okul Mardin’de ve Rojin’in adına yapılacaktı.

Rojin ile bunları bir hafta önce Show Radyo’da yapacağı canlı yayın öncesi konuştum. Yanlış kulvarlarda olduğunu söyledim.Israr etti. Sonuç ortada.

Okuyucularımız madem konuştun neden yazmadın diyecekler.

Bilerek yazmadım.

Yazsaydım mağlubiyetin sebebi ben olurdum.

Ama bunu bir hafta önceden, hatta başlangıçtan görebiliyordum.

Finale kalmak Rojin ve ekibi için büyük başarı.

Korolar çarpışıyor yarışmasında herkesin kendine bir ders çıkardığına inanıyorum.

Rojin’in sesi çok güzel,

Mardinli gençler harikalar yarattı.

Bir başka koro çarpışmasında kolektifleşme düşüncesi hakim olur temennisiyle.

Millet olarak her şeye sağlık olsun diyerek geçiştiriyoruz ya! Yada bir şey olmaz..!

Sağlık olsun, bir şey olmaz...!
www.habermardin.com

8 Mayıs 2009

BÖYLE VAHŞET OLMAZ

http://www.habermardin.com/haber_images/celik.bmp
Mardin halkı hala şokta.

Herkes üzgün, herkes tedirgin.

Bu katliamı yapanlar insan olamaz. Bunun temelinde yüreğini başkasına kaptırmış bir kız olamaz. Bir arsa yada bir alabalık tesisi de bu katliama zemin oluşturmamalı.

Bu katliam büyük bir sosyal vakadır.

Hitler Almanya’sında bile böyle acımasızlık yaşanmadı.

ABD’deki eylem bile bu kadar zalimce değildi.

Yukarıda saydıklarım Mardin’de halk arasında konuşulanların sadece bir kısmı.

Evet, Mardin binlerce yıldır, hoşgörü ortamının en güzel örneklerinin sergilendiği bir kent. Mardin’in kırsal alandaki bir köyünde böyle bir olayın yaşanması ketin genel hoşgörüsüne leke sürmemeli. Belediye Başkanı, Sivil Toplum Kuruluş Temsilcileri, Siyasi Partilerin il başkanları ortak bir açıklama yaptı. Katliamın şekil ve boyutunun Mardin ölçeklerine, Mardin hoşgörüsüne, medeniyetlerin Başkentine ters düştüğü, hiç yakışmadığı, Mardin’in bunu kabullenmesinin mümkün olmadığı yüksek sesle dillendirildi.

Mardin’i gören, gezen dostlarımız arıyor. Ne oldu da böyle bir olay yaşandı.

Kendi kendimize soruyoruz. Sahi ne oldu da böyle bir olay yaşandı. Böyle bir katliamı düşünmek bile insanın yüreğini dağlıyor, dünyasını karartıyor.

Bu katliam, Üniversitelere, öğretim üyelerine, akademisyenlere, sosyologlara, psikologlara toplumsal yaraların irdelenmesinde ve nedenlerinin araştırılmasında acı yüklü bir kapı açmış.

Bilge Köyü katliamı, üç-beş kişinin bir düğün evine düzenlediği acımasız bir saldırının ötesinde sosyal boyutuyla, nedenleri araştırılmalıdır. Bu kadar kinin, bu kadar nefretin ve bu kadar acımasızlığın temelinde yatan, bu insanlık dışı davranışı oluşturan faktörlerin araştırılarak ortaya çıkarılmalıdır.

Toplumsal öfke ve şiddetin boyutları her gün biraz daha büyümekte, ölçüleri sınırları aşmaktadır. Kadına şiddetin, çocuğa şiddetin, bireysel şiddetin ve aile içi şiddetin, toplumsal boyutlara ulaştığının en büyük ve kötü göstergesidir, bu katliam.

Hayatını bir hiç uğruna kaybedenlerin arkasında ağıt yakan yürükler kaldı, yetim çocuklar kaldı.

Mardin üzgün, Mardin şokta.

Ama Mardin bu katliamın hiçbir boyutunda olmadı, olmayacak.Bu katliamı kabullenmiyor Mardin.

Mardin medeniyetlerin başkentliğini sürdürmeye kararlıdır.
www.habermardin.com

8 Nisan 2009

VALİ HASAN DURUER MARDİN İÇİN ŞANSTIR

http://www.habermardin.com/haber_images/celik.bmp
Vali Hasan Duruer, turizmcilerle Erdoba konaklarında bir toplantı yaptı. Toplantıda Mardin Turizmi için ne yapılabilir, daha fazla turist gelişi nasıl sağlanabilir konuları masaya yatırıldı.

Atıl durumda olan tarihi mekânların turizme kazandırılması için devlet imkânlarının seferber edileceğini söyledi Vali Duruer, Turizm alanında yatırım yapmak isteyenlere destek verileceğinin altını çizdi.


İşletme sahiplerinin, profesyonel anlamda turizme yaklaşmaları gerektiğini vurguladı. Turizmin temizlikle, turistin iyi hizmetle kazanılacağını paylaştı turizmcilerle.


Mardin tarihi ve kültürel değerleriyle turizmden yeteri kadar yararlanamadığını biliyoruz. Bunun temel nedenlerini de çıplak gözle görebiliyoruz.


Konaklama tesislerinde yeteri kadar yatağımız yok. Mardin’e gelen yerli ve yabancı turistleri ağırlamada sıkıntılarımız var. Hizmet sektöründe ciddi eksikliklerimiz var. Kalifiye eleman açığımız var. Durum böyle olunca turistler kentimizi gezi güzergâhı olarak kullanıyor.


Vali Duruer tüm bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak için kollarını sıvadı. Esnafımız, vatandaşımız ve turizmcimiz için Vali Duruer bir şanstır. Bu şansı çok iyi değerlendirmek gerekir.


Mardin’de turizm sezonu açıldı açılacak. Esnafımız hazırlıksız. Turizmcimiz beklentide. İlk Baharda iki ay, Son Baharda iki ay konaklama tesisleri dolu olacak. Geri kalan sekiz ay beklemede duracağız. Oysa Mardin’de turizmi yılın oniki ayına yaymak mümkündür.


Bunun için ne yapılabilir? Mağara turizme hayata geçirilebilir, alternatif aktiviteler devreye sokulabilir. Dünyada bunun örnekleri oldukça fazla. Venedik, Cordoba, Prag ve uzak doğu ülkelerinde birçok kent örnek alınabilir.


Mardin tarihi dokusu ile dünyanın sayılı kentleri arasında yer alıyor. Kültürel değerleriyle eşi bulunmaz bir kent. Çok dilliliği ve dinliliği ile eşi bulunmaz bir harmoni. AB’nin 21. yüzyılda kriter olarak ortaya koyduğu yaşamsal paylaşım ve dayanışma Mardin’de binlerce yıldan beri yaşam felsefesi olarak yerini korumayı sürdürüyor.


Mardin bir marka şehirdir. Mardin dünya kentidir. Mardin sosyal ve kültürel yaşam modelidir.


Mezopotamya’nın gizemli kenti bir kıvılcımla her an hareketlenemeye hazırdır. Çünkü bir turizm kentinde olması gereken ne varsa Mardin’de var.


Tek eksiğimiz turizmi hala öğrenememiş olmamızdır. Mardinliler turizmi öğrenmek zorundadır. Çünkü kentin geleceği turizme dayalıdır. Mardinli kentini temiz tutmak zorundadır. Çünkü geçmişten aldığı miras bunu gerektiriyor. Mardinli kentin tarihi dokusunu korumak ve gelecek nesillere teslim etmek zorundadır. Çünkü atalarından buram buram tarih kokan, Mezopotamya medeniyetlerini bağrında barındıran bir kentin sahibidir.


Mardin, Sayın Hasan Duruer gibi bir Valiye sahip olma şansını yakalayınca, tüm olumsuzluklar kısa sürede ortadan kaldırılabilir.


Biraz gayret, biraz fedakarlık…


Vali Hasan Duruer Mardin için bir şanstır. Mardin’de yaşayan herkesin bunu iyi değerlendirmesi bir sorumluluk ve bir görevdir.


Mehmet ÇELİK

mimce47@hotmail.com

www.habermardin.com


9 Mart 2009

KADINLARA BİR GÜN YETER Mİ?

http://www.habermardin.com/haber_images/celik.bmp
Bugün Dünya Kadınlar Günü. Birçok kadının farkında bile olmadığı bir gün. Birçok kadının horlandığı, toplum dışına atıldığı bir gün.

Meydanlarda, televizyonlarda birkaç saat içinde anlatılmaya çalışılan, biz erkeklerin ataerkil aile yapısı içinde içimize sindirmek istemediğimiz bir gün.

Kadınlara yılın bir günü yeterli mi? Yaşam içinde kadın yokluğunun çekilmez olduğunu bıyıklarımızı burarak her fırsatta söylüyoruz.

Ama kadın hakları, aile içinde eşitlik sözlerine yine bıyık altından alaycı gülümsemelerle karşılık veriyoruz.

Kadının anaç olduğunu unutuyoruz, doğurganlığını, üretkenliğini, ailenin ve toplumun temel direği olduğunu unutuyoruz.

Dünya kadınlar gününde, dövülen, horlanan, dışlanan, hakaret edilen binlerce kadının olmadığını kim söyleyebilir. Biz erkeklerin çoğu, halen ”Hamurlu ellerinle, erkeğin işine karışma” anlayışından kendimizi kurtaramadık

Oysa hayat müşterektir. Değerler ortaktır, toplumun en küçük parçası olan aile içinde kadının üstlendiği ve yüklendiği görevler ve sorumluluklar en az biz erkekler kadardır.

Unutulmamalı ki, en sıkıntılı anlarımızda bize destek veren, en dar anımızda bizi kucaklayan, acımızı, sevincimizi karşılık beklemeden bizimle paylaşan anamızdır, eşimizdir, kızımızdır, kadınımızdır.

Ataerkil toplum yapımızda üzülerek söylüyorum ki, kadın hak ettiği yere gelememiştir. Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın olduğu kesin. Buna karşın her başarılı kadının önünü kesen, başarısını engellemeye çalışan bir erkek vardır.Bu ataerkil toplum yapısının en belirgin özelliğidir.

Bugün kadınları meydanlarda eşitlik istemlerini duymak beni mutlu etti. Kadını sadece namusumuz olarak görmek yanlışlığından dönmenin zamanı geldi. Kadın, eşimizdir, kader ortağımızdır, anamızdır. Ve en önemlisi bizimle eşit haklara sahiptir.

Mecliste, yeteri kadar temsil yetkisi verilmeyen, yerel yönetimlerde vitrin amaçlı listelerde yer bulan, iş hayatında fırsat eşitliğinden yararlandırılamayan kadınlar, günlerini buruk kutladı.

Kadının sosyal yaşam içinde yer bulduğu, tüm haklardan erkeklerle eşit oranda yararlandığı, erkek-kadın ayırımının yapılmadığı bir dünya diliyorum.

Sizce kadınlara bir gün yeter mi?
www.habermardin.com

23 Şubat 2009

SEÇİME DOĞRU - Mehmet ÇELİK

http://www.habermardin.com/haber_images/celik.bmp

Mardin’de 29 Mart’ta yapılacak yerel seçimler öncesinde, siyasi partiler belediye başkan adaylarını, belediye ve il genel meclis üye listelerini ilçe seçim kuruluna teslim ettiler.


Mardin’de seçim havasını iyi teneffüs edenler, demokratik mücadelenin galibi olacaktır.


Belediye başkan adayları, listelerine dahil ettikleri, bir anlamda hizmette kader birliği yapacakları belediye meclis üyelerini belirlerken, dikkat etmeleri gereken hususları gözden kaçırmamaları gerektiğini hepimizi biliyoruz.


“Arkadaşını söyle, senin kim olduğunu söyleyeyim.” Sözü anlatmak istediğimizi en iyi şekilde gözler önüne seriyor.


Mardin’de AK Parti, DTP, Demokrat Parti ile CHP belli bir oy potansiyeline sahip. Mardin seçmeni, inanmadığı, güvenmediği aday ve kadroya oy vermede çekimser kalır. Bu da seçmenin doğal hakkı ve haklı kararıdır. Bu ölçekte bakıldığında, kadrosunu iyi oluşturan, listesini iyi hazırlayan parti amacına ulaşacak.


Aday analizlerine baktığımızda, AK Parti adayı Mehmet Beşir Ayanoğlu, eğitimli, belli bir bürokrasi deneyimine sahip, sivil toplum kuruluşlarında görev almış biri. Feodal yapıya karşı olan kesimin benimseyeceği bir aday.


DTP adayı Enver Ete, eğitimde ve sendikal mücadelede belli bir seviyeye gelmiş, hizmet verdiği alanlarda güven veren bir aday. DTP’in oy potansiyeli üç aşağı beş yukarı hepimizin tahmin edebileceği boyutlarda.


Demokrat Parti adayı Mehmet Ali Tutaşı, aşiretsel yapının içinden gelen, ancak hizmet ve görüşleriyle aşiret üstü hizmet anlayışında olduğuna inanılan ve kişisel yapısıyla sevilen bir sima.


CHP adayı Günay Sevinç, belli bir çevresi olan, demokrat yapısıyla sevilen bir eğitimci.


Saadet Parti adayı A.Müttalip Bilgiçoğlu, AK Partiden il genel meclis üyesi seçilmiş ve yerel yönetim yasası ile il genel meclis başkanlığını uzun bir süre sürdürmüştür. AK Parti’den aday adaylığı kabul görmeyince Saadet Partisinden aday oldu.


Tüm bunları bir araya getirince; gerçek tablo ortaya çıkıyor.


Mardin’de 44 bin dolayında seçmen var. Geçmiş seçimlerden edindiğimiz deneyim, %30 oranında geçersiz ve kullanılmayan oy olacağına ışık tutuyor.


Geçerli oy sayısının 30-34 bin arasında gerçekleşeceği, siyasi çevrelerce de kabul gören bir düşünce.


Demokrat Parti iddialı bir çıkış yaptı. Saadet Partisi ve MHP’nin alacağı oylar, AK Parti’nin, oylarını, alınacak oy oranında etkileyecektir. DTP ise geçmiş seçimlerde kaybedilen tabanın peşinde.


Partiler arası seçim ittifakı söylemleri, ayaklı gazetelerde fısıldanmaya başlandı.


Mardin seçmeni, siyasi parti fanatikleri dışında henüz yönünü bulamadı. Tepki oyları ve bekleyiş içinde olanların sayısı küçümsenmeyecek kadar fazladır.


Görünen o ki; çekimser, tepkili ve kararsızların oylarını lehine çevirebilen partinin kazanma şansı fazla olacaktır.


Mardin’de üç siyasi parti arasında çekişmeli geçecek olan seçimlerde 12 bin oy üzerine çıkabilen parti adayı ipi göğüsleyeceğe benziyor.


Mardin seçmeni, gelişmeleri takip etmeye devam ediyor…

www.habermardin.com


11 Şubat 2009

YAŞAMA DAİR - Mehmet ÇELİK

http://www.habermardin.com/haber_images/celik.bmp

Yatak odasının pencere aralığından, içeriye sızan güneş ışıkları uykumu kaçırdı. Bir bahar havası esintisi hissettim.


Evin altından pazarcıların, nağmeleşen sesleri.


Bir anda dışarı çıkmak, kış mevsiminde güneşin tadını çıkarmak geldi içimden. Pencereyi açıp derin bir nefes aldım. Evlerin bacalarından çıkan en kalitesiz taş kömürünün saldığı karbonmonoksit gazının en acımasız en çekilmez kokusunu, güne başlarken ciğerlerime doldurmanın öfkesini yaşadım.


Karşıda açığa atılan yığın halindeki çöpler, bir günlük göz zevkimi yerle bir etmeye yetti. Ortalığa savrulan kâğıtlar, kaldırım kenarlarına dökülmüş kömür atıkları içimi kararttı.


Pazara indim. Pazarcıların keyfi yerinde. Bağrışmalar, müşteri kapmanın verdiği tatlı bir telaş.


Bacalardan tüten kömür dumanları azaldı, güneş daha bir berrak görünmeye başladı. Çocuklar parklarda oynuyor. Kimi salıncaklarda kimilere tahtırevanda kış mevsiminde baharı yaşamının tadını çıkarıyor.


Bir anda sabah yaşadığım olumsuzlukları unutuverdim. Yaşamı çekilmez kılan, insanın içini karatan görüntüler geride kalmıştı.


Parkta oynayan çocukları seyrederken bir anda zaman tüneline girdim. Çelik çomaklı günleri, çaputtan yaptığımız sözüm ona top ile sokak aralarında tavukları çalımlayarak top oynadığımız günleri hatırladım.


Okul yılları, gençlik yılları, sevdalar, melankolik takılımlar bir bir gözümün önünden sinema şeridi gibi geçti oturduğum bankta güneşin tadını çıkarırken.


Huzur buldum gün batımına kadar.


Güneş battı, çocuklar parktan ayrıldı, pazarcılar tezgâhlarını topladı. Güzel bir gün ortası yerini yavaş yavaş karanlığa bırakıyordu.


Ve yine kömür dumanları, yine ortaya atılan çöp yığınları.


Yine zehir solumaya başladım, görsel kirlilik yeniden canımı sıktı.


Kötü başladığım, iyi sürdürdüğüm bir günüm yine kötü son ile buluştu.


Sabah, Karbonmonoksitsiz, çöpsüz, görsel kirlilik olmayan bir çevre ile güne başlama umuduyla…

www.habermardin.com




23 Ocak 2009

SEÇİMLER ÇEKİŞMELİ GEÇECEK - Mehmet ÇELİK

http://www.habermardin.com/haber_images/celik.bmp
Mardin’de belediye başkanlığı için başlayan aday adayı yarışlarında son noktaya gelindi.

AK Parti’de Genel Merkez Mehmet Beşir Ayanoğlu’nun adaylığını resmen açıkladı. AK Parti adayının kesinleşmesini bekleyen, Demokrat Parti ve DTP, de hareketlenmeler başladı. DP ve DTP sessizliklerini yavaş yavaş bozmaya başlayacak.

Demokrat Parti için Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Ali Tutaşı’nın ismi telaffuz edilmeye başlandı. DTP’de ise anket ve temayül çalışmaları farklı boyutlarda devam ediyor.

Görünen o ki, Mardin Belediye Başkanlığı seçimleri çekişmeli geçecek.

AK Parti adayı Mehmet Beşir Ayanoğlu, Ankara’ya çağrıldı. Cumartesi günü kente dönmesi bekleniyor. Parti kurmayları, başkan adaylarını güçlü bir şekilde havaalanında karşılama ve şehirde tur atma niyetinde.

Demokrat Parti İl Başkanı Cemil Mataracı ile yaptığımız telefon görüşmesinde, M.Ali Tutaşı’nın adının ön plana çıkmasını sorduk. Önümüzdeki günlerde adaylarını açıklayacaklarını söyledi.

CHP’den belli bir potansiyele sahip eğitimci Günay Sevinç politik arenadaki yerini aldı.

Demokrat Parti’de Mehmet Ali Tutaşı’nın adaylığının kesinleşmesi an meselesi. Mehmet Ali Tutaşı, dürüstlüğüyle, duruşu ile Mardin’de sevilen bir sima.

DTP’nin tabanı ve oy potansiyeli, geçmiş seçimlerdeki sonuçlara bakıldığında ortaya çıkıyor.

DTP parti içinde ve tabana hitap edebilecek bir aday çıkarırsa, geçmişte Süleyman Bölünmez faktörü ile kaybettiği oylarını geri kazanma şansını yakalayabilir.

Bu gelişmeler ve mevcut tablo mercek altına alındığında, Mardin Belediye Başkanlığı seçimleri hayli çekişmeli geçeceğe benziyor.

Görünen ve gözlemlenen manzarada, hiçbir partinin seçimi kesin kazanacağı görüntüsü ortada yok.

Mardin’in değişken seçim havasında bulutların hangi tarafa gideceği konusunda konuşmanın erken olduğuna inanıyorum.

Seçim süreci içindeki gelişmeler, sandıktan çıkacak sonuca yön verecektir.

Bilinen o ki seçimler hayli çekişmeli geçecek.
www.habermardin.com

19 Aralık 2008

MEMLEKET REZİL OLMAKTAN KURTULDU - Mehmet ÇELİK

http://www.habermardin.com/haber_images/celik.bmp

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğulu, Kızıltepe ilçesinde Şahin ve Kılınçarslan aileleri arasındaki, kan davasının barışla sonuçlanması yemeğine katıldı.


Hayırlı bir oluşum için Mardin’e gelen Hisarcıklıoğlu, Mardin Büyük Otel’de bölgenin Oda ve Borsa başkanlarıyla bir toplantıya katılacak, üyelerine ülkenin içinde bulunduğu ekonomik krizi anlatacak ve oda başkanlarının sorunlarını dinleyecekti. Olmadı. Çünkü Hisarcıklıoğlu’nun tansiyonu yükseldi.


Hisarcıklıoğlu’na yakın çalışanları ile sohbet derken “Başkan çok yoğun tempo ile çalışıyor, biz ayak uydurmada zorlanıyoruz. Yorgunluktan olmalı” dediler.


İlk Müdahale otelde yapıldı. Tansiyon düşmeyince Devlet Hastanesine kaldırıldı.


Basın Mensupları dahiliye servisinde geçici bir süre yatan Hisarcıklıoğlu’nu görüntülemek istedi. İlk yasak Hastane Baştabibinden geldi.


Basın Mensuplarının dahiliye servisine çıkması yasak denildi.


Yasağa uyduk. KESK Başkanı ve Mardin Bağımsız eski Milletvekili ile bir gurup sanayici Hisarcıklıoğlu’nu ziyaretlerinin ardından, KESK Başkanı nazik bir tavırla” Arkadaşlar Başkanın tansiyonu yükseldi. Önemli bir şeyi yok. Birazdan çıkacak” açıklamasını yaptı.


Mardin’de görev yapan üç basın mensubu hastane çıkış kapısında beklerken, birkaç kişinin sözlü uyarılarına maruz kaldık.


Hisarcıklıoğlu’nun fotoğrafını çekersek memleket rezil olacakmış. Tansiyonu yükselen Hisarcıkloğlu’nun fotoğrafını çekemezmişiz. Hastane içinde de, dışında da çekemezmişiz. Önce hatır için çekmemiz istendi, ısrarlı olunca memleket meselesine dönüştü. Ve Mardin basınının hastane dış kapısında bile görüntü çekmesi engellendi.


Biz hastane dışındayken, Diyarbakır’dan gelen basın mensupları hastaneye girdi ve Hisarcıklıoğlu’nun görüntülerini çekti. Hisarcıklıoğlu, “Çocuklar önemli bir şey yok. Tansiyonum yükseldi. Şimdi düzeldi” açıklamasını yaptı. Mardin basınını engelleyenler, Diyarbakır basınına her nedense karışmadı.


Görüntünün çekilmesi memleketin rezil olmasına neden oldu mu bilemiyorum?


Türkiye’de önemli bir konuma sahip birini takip etmek, icraatını, hastalığını, üzüntüsünü ve mutluluğunu yazmak gazetecinin görevidir. Gazeteci haber yaparsa ekmeğini yer. Gazeteci bu görevini yapabildiği oranda evine ekmek götürür, çocuğunu okutur.


Tansiyonu yükselen Hisarcıklıoğlu’nun fotoğrafını çekip haber yapmanın memleketin rezil olması ile ne ilgisi var anlayamadım, anlayan varsa lütfen söylesin.


Türkiye’nin başbakanı “yanlış haber yapanlarla işimiz olmaz” deyip, gazetecilerin akreditelerini iptal ediyorsa, bir yönetici (Geçmiş yıllarda yanılmıyorsam Manisa’nın bir ilçesinde yaşanmış bir olay) bir yerel gazeteciye, yanlış haber yaptığı için, makamda gazete haber kupürü yediriliyorsa, Şanlıurfa’da, yanlış haber yazan yerel gazetelerin ilanları kesiliyorsa, Mardin’de resmi ve sivil inisiyatifin, tansiyonu yükselen TOBB Başkanın fotoğrafının çekilmesini memleket meselesi yapıp gazetecileri engellemesi gayet normaldir.


Ama unutulmaması gereken bir husus var ki, basını engelleyenler, bir gün mutlaka basına ihtiyaçları olacaktır. Basın kamunun sesidir. Bu ses engellenirse, toplum zarar görür, hepimiz toplumun bir parçasıyız.


Fotoğraf çekemedik. Ama haberimizi de yazdık

Memleket rezil olmaktan kurtuldu ya siz ona bakın…
Habermardin.com


16 Aralık 2008

ARKADAŞ SEVGİSİ - Mehmet ÇELİK

http://www.habermardin.com/haber_images/celik.bmp

Bugün farklı bir yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum. Çok sevdiğim bir arkadaşım e-mail olarak gönderdi.


Kimin yazdığını, yaşanmış bir olay mı? Yoksa hayali bir öykü bilemiyorum.


Duygu yüklü ve ders verici bir e-mail.


“ Mehmet evine gitmeden önce, İstanbul’da bulunan anne babasına telefon açtı.
Sevgili anne ve babacığım, sonunda eve geliyorum ama bir şey sormak istiyorum. Bir arkadaşımı da beraber eve getirebilir miyim? `Tabii ki` diye cevapladılar.
`Onunla tanışmaktan mutluluk duyarız. Ama bilmeniz gereken bir şey var` diye
Mehmet devam etti,
`o savaşta ağır yaralandı. Kara mayınına bastı ve kolu ile bacağını kaybetti. Başka gidecek hiçbir yeri yok. Onun bize gelmesini ve bizimle yaşamasını istiyorum`. Dedi.
``Bunu duyduğuma çok üzüldüm oğlum, belki kalacak başka bir yer bulması için ona yardımcı olabiliriz` dedi.
`O hayır, onun bizimle yaşamasını istiyorum der...``
`Oğlum,` dedi babası, `sen ne istediğinin farkında değilsin. Böyle büyük bir sorunu olan birisi bizi çok rahatsız eder. Bizim kendi hayatımız var ve böyle farklılığa izin veremeyiz. Bence sen eve gelmeli ve bu çocuğu unutmalısın. O kendi yaşamını devam ettirmenin bir yolunu bulacaktır.`dedi.
O andan sonra, Mehmet telefonu kapattı. Anne ve babası ondan başka bir söz duymadılar... Birkaç gün sonra, İstanbul polisinden bir telefon geldi. Oğullarının bir binadan düşerek öldüğünü söylediler. Polise göre intihardı.


Anne ve baba telaşla uçağa binerek oğullarının teşhisini yapmak için atladığı ildeki devlet hastanesinde bulunan teşhis morguna gittiler. Mehmet`i teşhis etmişlerdi. Ama gözleri fal taşı gibi açılarak... ,Bilmedikleri bir şeyi fark ettiler. Mehmet`in bir bacağı ve bir kolu yoktu...


Bu hikâyede ki anne ve baba birçoğumuza benzer. Etrafımızda iyi görünen ve neşeli insanları sevmek bize kolay gelir, ama bize rahatsızlık veren özellikle bizim kadar sağlıklı olmayan, bizim kadar güzel ol mayan ve bizim kadar zeki olmayan insanlardan uzak durmayı tercih ederiz. Çok şükür ki bizi bu kategoride gören birisi yok. Karşılıksız sevmeyi başaran birisi sonsuza kadar ailemizdendir ne kadar çirkin ne kadar fakir ne kadar engelli olursak olalım. Bu gün yatmadan önce ALLAH`A biraz daha dua ederek insanları oldukları gibi kabul etmemizi sağlamasını isteyelim ve ne kadar farklı olurlarsa olsunlar onlara karşı daha anlayışlı olabilmeyi isteyelim.


Arkadaşlar çok nadir bulunan cevherlerdir. Onlar sizi güldürür ve başarmanız
için destekler. Bazen tek kelime bazen bir cümle paylaşırlar ama her zaman kalbinizi ona açmanızı beklerler. “


Dostça kalın..
Habermardin.com

15 Aralık 2008

ARTUKLU’DA KADROLAŞMA MI? - Mehmet ÇELİK

http://www.habermardin.com/haber_images/celik.bmp
Artuklu Üniversitesi yeni kuruldu. Rektörlüğe atanan Prof.Dr.Serdar Bedii Omay yılların birikimine sahip bir bilim insanı. Başarılarını, çalışmalarını uzaktan da olsa duyduk. Uyumu, disiplinli çalışması ve hepsinden öte olaylara bakış açısıyla rektörlük makamını dolduracak bir bilim insanı.

Biz gazetecilerin yüksek sesle düşünme huyları var. Duyduklarımızı kamuoyu ile paylaşmayı görev biliyoruz. Yüksek sesle düşünme, duyduklarımızı, gözlemlediklerimizi köşelerimize taşıma alışkanlıklarımız kimi zaman çevreyi ve konunun muhataplarını rahatsız ediyor.


Geçtiğimiz hafta içinde, Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Serdar Bedii Omay’ı ziyaret etmek istedik. Bir gün öncesinden randevu aldık. Ertesi gün saat 9.45 gibi sekreter hanım 10.30 için sayın rektörün bizi beklediğini söyledi. GAP Gazeteciler Birliği Genel Başkan Yardımcısı, Mardin İhlâs Haber Ajansı temsilcisi ile birlikte, Sayın Rektör’ün değerli zamanlarını fazla işgal etmemek ve bekletmemek için 15 dakika erken gittik.


Bu boş zaman dilimi içinde öğretim görevlilerini ziyaret ettik. Gözlemlerimiz duyduklarımızı doğrular nitelikteydi. Öğretim görevlilerinin ağzını bıçak açmıyor. Kiminle konuştuysak, ne sorduysak “Sayın Rektörümüz bilir” cevabını aldık.


Rektörün zamanı elbette değerli. Hele kuruluş sürecinde her dakikanın önemli olduğunun idrakindeyiz. Bu arada birkaç oda değiştirdik. Öğretim görevlileri, okutmanlar, her gören “buyurun oturun birazdan içeri alırlar” söyleminde bulundu.


Yarım saat bekledik ve Sayın Rektörün yoğunluğunu görünce. görüşmeden ayrılmak durumunda kaldık.


Bunları neden araya sıkıştırdım. Konuyu dağıttın diyenleri duyar gibiyim.


Amacımız, Sayın Rektöre nezaket ziyaretinde bulunmak, bu arada, çalışma ve gelişmeler hakkında bilgi alıp okuyucularımızı bilgilendirmek ve bazı duyum ve söylentileri saysın rektöre anlatmaktı. Yüz yüze görüşme şansımız olmadı. Bizde köşemizden sayın rektöre yüksek sesle sorma gereğini duyduk.


Kulağımıza gelenlere göre, henüz kuruluş sürecini sürdüren Artuklu Üniversitesinde kadrolaşma varmış. Üniversitenin kadrosunu oluşturmak, faydalı olabilecek bilim insanlarını, bilimsel kriterlere göre seçmek ve yakın çalışma kadrosunu oluşturmak rektörün elbette ki tartışma götürmez hakkıdır.


İnanmak istemediğimiz ve kulağımıza gelen kadrolaşma söylemleri, bizi olduğu kadar, kamuoyunu da rahatsız etmektedir.


Üniversitenin, bir-iki kişinin güdümü ve yönlendirmesiyle idare edilemeyeceğini en iyi bilenlerden biri kuşkusuz rektördür.


Çok sayıda Vali ile yakın görev yaptım. Herkesi dinleyen ama etrafında yalaka istemeyen ve doğru bildiğini yapan Vali’ler halkın gönlüne taht kurmayı ve unutulmamayı başarmışlardır.


Bu durum rektörler içinde, kurum amirleri içinde aynıdır.


Kadrolaşmanın, kırgınlıkların, çekişmelerin yaşanmadığı, yağdanlıkların dinlenmediği bir üniversite beklentisi içinde. Başta öğretim görevlileri olmak üzere olmak hepimizin hakkıdır.


Bilim insanlarının bu konudaki hassasiyetlerinin daha fazla olduğu inancını taşıyoruz. Bilim yuvalarına kadrolaşma söylemleri doğrusunu isterseniz hiç mi hiç yakışmıyor.

Habermardin.com


6 Kasım 2008

ABBARALAR ÇÖP İÇİNDE...Mehmet ÇELİK

Hafta sonu hava güneşliydi. Pastırma sıcaklarıymış. Sonbaharın en sıcak günleri..Havalar güzel, güneşin kızıllığının Mardin taş evlerine yansıması da güzel olunca, fotoğraf çekmek adına sokaklara daldık.


Sokaklar sanki çöp toplama merkezi. Tarihi sokaklara bu çöpler yakışmıyor.Hele bin bir emekle, restore edilen tarihi Abbaralar..! Çöpünü kapan Abbaralara dökmüş. Çöpler sanki özellikle sokaklara saçılmış. Ortalık darmadağın. Sokaklardan geçen turistlerin yüz ifadesini kim tarif edebilir?


Mardin’in tarihi Abbaralar ve sokakları bu çöpleri hak etmiyor. Bu görüntüler Mardin’in tarihine, Mardin’in kültürüne, Mardin’deki zengin mozayığa ters düşüyor. Temiz bir şehirde yaşamak doğal hakkımız. Şehri temiz tutmak da vatandaş olarak bizim görevimizdir.


Hadi vatandaş çöpünü attı. Turisti, turizmi düşünmedi.. Peki Belediye nerde? Belediyenin çöpçüleri nerde?


Bir süre önce tekrar yazmıştım. Çöpümüzü poşetlemeye alışamadık. Çöplerimizi rasgele ve zamansız atıyoruz. Vatandaş olarak sorumluluklarımızı ihmal ettiğimiz,ya da yerine getiremediğimiz zamanlar olmuştur.


Tüm bunlara rağmen belediye görevini yaparsa, bu olumsuzluklar ortadan kalkar. Abbarlara, rasgele sokaklara çöp atanlar önce ihtar edilmeli, uymayanları da cezalandırmalıdır. Ama nerde? Sanki çöp içinde yaşamak Mardin’in ve Mardinlinin kaderi. Yenişehir’de de böyle, eski Mardin’de de.


Abbaralar hafta sonları içler acısı, tarihi sokaklar pislik içinde. Ve biz hala Mardin’i UNESCO’ya aday gösterme nağmeleri okuyoruz. Ve biz Dünya Kültürel Miras Listesine girme martavallarını okuyoruz. Biri çıkıp hadi be oradan demez mi? Önce çöplerinizi toplayın, önce sokakta satılan dönerlerinizi içeri alın, önce kaldırımları, yetmeyince cadde ortasına kadar gıdalarını saçan esnafınızı uyarın demez mi?


Mardin’i, Mardin sokaklarını ve Mardin’deki tarihi Abbaraları hiç böyle pislik içinde görmemiştim.


İnanmayanlar hafta sonu çıkıp baksın….


30 Ekim 2008

SURİYE İZLENİMLERİ

Suriye’in Haseki Vilayetine gittik. Nusaybin sınır kapısından, Kamışlı ilçesine geçtik. Belediyede, bize Suriye’deki belediyelerin işleyişi ve verdikleri hizmet konusunda bilgi verildi.


Yerel yönetimlerin birbirine benzerlikleri oldukça çok. Nusaybin belediyesi neyse , Kamışlı belediyesi de odur. Birkaç farkla. Bizde belediyeler daha geniş harcama yetkilerine sahip, bütçeleri daha güçlü. Geri kalan işlevleler aynı.


Suriyeli Meslektaşlarımızla Haseki Vilayetine giderken, bir akaryakıt istasyonunda durup benzin aldık. 50 litre benzin 2 bin Suriye Lirası. Yani 70 YTL. Türkiye’de 50 litre benzin 160 YTL.


Haseki Valisi Muhammed Nemmur El Nemmur Şam’da bir toplantıda olduğu için, bizi valilik kabul salonunda Vali Yardımcı Vali Vekili Salih Havice kabul etti. Havice, eğitimden, ekonomiye, sağlıktan, turizme kadar akla gelebilecek her konuda bilgiler verdi.


Eğitimdeki kolaylıklar dikkatimizi çekti. Suriye’de, Üniversiteye giden öğrencilere devlet yurt bulmakla yükümlü. Yıllık yurt ücretleri 350 Suriye Lirası. Yani bizim 12 YTL’miz.


Devlet vatandaşına elektriği çok ucuz veriyor, devlet vatandaşına suyu çok ucuz içiriyor. Devlet vatandaşına şekeri, ekmeği, yağı, çayı, çok ucuza veriyor.


Suriye genel bakışta, en iyimser deyimle bizden 100 yıl geride. Ekonomisiyle, yaşam tarzıyla, kalkınmışlığıyla. Ama vatandaşına elektriği, vatandaşına suyu, vatandaşına şekeri, ekmeği ucuza veriyor. Öğrencisine Üniversiteye giderken yatacak yer konusunda destek veriyor.


Bizde her gün elektriğe yeni zamlar geliyor. Benzin fiyatları çıldırıyor, su musluklara zamlı pompalanıyor. Bu sabah yine elektriğe zam geldi. Devlet kaçak elektrik kullananlara dokunmuyor, önlem almıyor, yasal boşluklar kaçak elektrik kullanımını teşvik ediyor. Devlet, dürüst vatandaşına da zamlı elektriği dayıyor, İstersen ye dercesine.!


Acaba devlet çağdaşlaştıkça, devlet güçlendikçe mi vatandaşının sırtına biniyor. Suriye’yi görünce bunlar aklıma geldi.


Bizde devlet vatandaşına, öğrencisine ne zaman sahiplenecek onu merak ediyorum doğrusu…

MEHMET çelik

Habermardin.com


22 Ekim 2008

BU İSTİKRARSIZLIK NEREYE KADAR - Mehmet ÇELİK

Türkiye’nin ekonomisi ne durumda. Sayın başbakanın söylediği gibi


Güllük gülistanlık mı? Yoksa tehlike kapımızda mı?


Her zamanki söylemler. Esnafı memuru, köylüyü enflasyonunun altında ezdirmeme söylemleri. Sanal ve uçuk rakamlarla yıllarca uyutulan bir toplum. Gelişmiş ülkelerin hiç birinde bir siyasi parti lideri veya mensubu kamuoyunu yanlış bilgilendiremez. Yaptığı hatanın pişkinliği içinde “yaptıysam yaptım” diyemez. Yaptığı zaman ne yapar, erdemlilik gösterir görevini bırakır.


Bizde iktidar partisine mensup zat-ı muhteremlerin söylemleri farklı. Kimi çıkıyor “enflasyonu, krizi, terörü iman gücüyle bertaraf edeceğiz” diyor. Kimi de “Yüzyılın en büyük krizini yaşıyoruz” diyor.


Bence ikincisi doğru. Dolar almış başını gidiyor. Altın’ın frenleri patladı. Esnaf tedirgin. Kuyumcular çaresiz.


Dolar mı satacaksın 1.400 YTl. Dolar mı alacaksın 1.523 YTL, Altın mı alacaksın? Gramı 40 bin YTL. Satmak mı istiyorsun 35 bin YTL.


İstikrarsızlığın böylesi son yüzyılda ilk kez yaşanıyor. Paran mı var derdin var demektir. Hele küçük esnaf isen, hele çalışıyorsan bir de tasarrufun varsa derdin var demektir.


Kuyumcu arkadaşlarla sohbet ediyoruz. Bir dokun bin ah işit. Altın alamıyorlar, altın satamıyorlar. Vatandaş huzursuz, vatandaş tedirgin. Müşteriler ürkek, kimi, dükkân kirasını düşünüyor, kimi, geleceğe dair kuşkularını dile getiriyor.


Bir ülkede kuyumcular, bir ülkede döviz satanlar, bir ülkede para babaları tedirginlik yaşıyorsa, vay düşük gelirlinin haline…


Gelişmekte olan ülkelerde insanların en büyük serveti umutlarıdır. Umutlar hep bulutların üzerinde dolanır durur..


Yarınlara umutla bakabilmek dileğiyle..


Mehmet ÇELİK

Habermardin.com



19 Ekim 2008

GERÇEKTEN BU SEFER ALLAH KORUDU.

Halk Otobüsü, radar yokuşunu inerken kontrolünü kaybedince, Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi kavşağında önündeki otomobile çarptı. Otomobil bariyerlere çıkarken, dengesini kaybeden otobüs elektrik direğine bindirdi.


Olay yerine gittik, durum içler acısı. Otobüsteki yolcular çeşitli yerlerinden yaralandı. Ortalık kan revan. Hastane yakın olunca ilk tedavileri yapıldı.


Bereket karşı yoldan geçen başka araç olmadı. Şans eseri kaldırımlarda kimse yoktu. Kaza ölümsüz atlatıldı.


Geçen gün Semih Hocaoğlu bir köşe yazısında yaşanan keşmekeşliğe değinmişti. Ama dinleyen kim. Klasikleşmiş bir deyim var çoğu zaman kullandığımız. Eskiden böyle miydi?


Evet, gerçekten eskiden böyle değildi. Basında bir haber ya da yazı çıktığı zaman araştırılır, yetkililer ve etkililer olayın üstüne gider ve çözerdi. İhmal ettiği temel görevindeki eksiklik ve aksaklığı çözerken de basına haber vermezdi. Ama şimdi kim dinler basını? Yazarsa yazsın anlayışı.


Unutulmasın ki bazı sorunlar her insanın karşına bir şekilde çıkabilir. O kaldırımda en üst düzeydeki kişinin çocuğu ya da vatandaş Ahmet’in oğlu yürüyor olabilirdi. Ve kural tanımayan otobüs çarpabilirdi.


Durak tanımayan, bir yolcu için trafiği tehlikeye sokan bazı şehir içi otobüslerine gerekli uyarının yapılmasının zamanı geldi ve geçti..


Gerçekten bu sefer Allah korudu. Çok ölümlü bir kazanın eşiğinden dönüldü. Ama kulların da önlem alması lazım… Ne dersiniz?


Mehmet ÇELİK

17 Ekim 2008

FELAKET TELLALLIĞI YAPAN KİM?


Birkaç gün il dışına çıktım. Döndüğüm gün Beyaz Su ile ilgili Mahalli gazetelerde farklı iki haber gördüm. Haberler birbirleriyle çelişir durumdaydı.

Öncü Gazetesinde Beyaz Su ile ilgili çıkan haberde, Belediye Başkanı Metin


Pamukçu Kurmaylarıyla İstasyon Mevkiindeki Depoya gitmiş, raporlarını ortaya koymuş ve sudan bir bardak içerek basın mensuplarına suyun içilebilirliğini göstermiştir.


Belediye Başkanı Metin Pamukçu, su depoları başında yaptığı açıklamada Sağlık Müdürü’nün basını yanlış bilgilendirdiğini ileri sürdü. Aynı gazetenin haberinde Sağlık Müdürü Dr.M.Sait Avar’ın sohbet ortamında suyun içilemez olduğunu söylediği, yazılı açıklama yapmadığı şeklinde ifadeler kullanılmış ve suçu söylenenleri yazan bir gazeteciye yüklemiş. Gazeteci sorumluluğunu biliyor. Sağlık Müdürü Yüksek sesle “Suda Koli Basili var. Oran suyun içilmeyeceği kadar yüksektir. Numunelerimizi vatandaşın yoğun şikâyetleri üzerine aldık. El, meyve ve sebze yıkamak bile sudan bulaşabilecek hastalıklara yol açabilir.” İfadelerini başka bir konu için davet ettiği gazetecilere söyledi. Bir gazetecinin “yani bunun içinde dışkıya benzer bir şey mi var kısacası “ şeklindeki sorusuna Sağlık Müdür “Yani” cevabını vermiş. Ve adı geçen gazeteci felaket tellallığı yapıp haberi yazmış. Haberi yazmasaydı Mardin’de yaşayan ve suyu kullanan 70 bin insana ihanet ve görevine saygısızlık yapmış olamayacak mıydı? Böyle bir haberi birinci ağızdan duyan ve yazmayan gazeteci, gazeteci olabilir mi? Bunu kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Kaldı ki haberin tarafsızlığı ilkesi ile aynı gazeteci Belediye Başkanı Metin Pamukçu’nun da görüşlerini alarak haberini yapmıştı.


Aynı tarihli diğer gazetelerde ise Belediye Başkanı Metin Pamukçu, İl sağlık Müdürü Dr. M.Sait Avar, Vali Sayın Mehmet Kılıçlar’ın makamında ortak bir açıklama yaptıkları haberi yer almış. Haberlerde, Belediye Başkanı ile Sağlık Müdürü arasında herhangi bir problem ve polemik olmadığı vurgusu yapılıyor. İki kurum arasında problem yaşanmasını isteyen kim? Neden böyle bir savunma yapma gereği duyuldu.


Gazetecinin amacı Beyaz Su’ya gölge düşürmek değildir. Bu kadar harcama ve emek ile 300–400 bin insana ulaştırılan (Kızıltepe ve Beldeler) suyun içilebilirliğinin sağlanması için kurumların görevlerini yerine getirmeleri gerektiğini kamuoyu ile paylaşmaktır. Bu gazetecinin temel görevidir. Suda koli basili var diyen gazeteci değildir. Su içilmez ve kullanılamaz diyen de gazeteci değildir.


Gazeteciler hizmetlere gölge düşürmez, hizmetlerin eksiklik ve aksaklıklarını ilgililere ve yetkililere yüksek sesle söyler. Gazeteci sesini konuşarak değil, yazarak yükseltir. Belediye Başkanını, Sağlık Müdürü ile kapıştırmak gazetecinin görevi değildir.


Sağlık Müdürü sohbet ortamında söylediğini ileri sürdüğü, Beyaz Su ile ilgili yaptırdıkları Kimyasal ve Bakteriyolojik raporları basına verebilir mi? Her şey o zaman belli olacak. Acaba %80 olması gereken koli basili, fısıltı gazetelerinin iddia ettiği gibi %240 mı?

Beyaz suyu bizlerle buluşturanlara teşekkür ediyoruz.
Mehmet ÇELİK

16 Ekim 2008

KİMSE DÜŞÜNMEDİ Mİ?

Yenişehir Semti Karayolları arkasında Cumartesi güleri Pazar kuruluyor. İlk günlerde semt sakinleri pazara büyük ilgi gösterdi. Küçük yerleşim birimlerinde pazarların kaynaştırıcı özelliği de var.


Çok yönlü düşünüldüğünde Pazar kurma düşüncesini alkışlamak kazım. Pazarcıların eksiklik ve aksaklık diye sıraladıkları bir sürü isteğe rağmen, Pazar çevreye hareket getirdi.


Bizde ülke genelinde nesilden nesile geçen belki de genetik bir akla sonradan gelme rahatsızlığı var. Caddelerimiz sokaklarımız dört mevsim kazma- kürekten, greyder- kazıdan kurtulmaz. Yani dört mevsim dost yaşar bunlarla. Telekom kabloları döşemek kazar, ardından TEDAŞ elektrik içi yeniden kazar. Bu yetmedi belediye öce kanalizasyon bir süre sonra su borularını döşer. Her yıl bu çukurlarda, Japonya’da 7.8 şiddetindeki bir depremde hayatını kaybedenlerden daha fazla vatandaşımız hayatını kaybeder.


Yani alışamadık işlerimizi ilgili yada iç kurumlarla koordine ederek bir defada sağlıklı bir şekilde yapmaya. Bunun altında kimileri hinliklerin olduğunu, kimileri de bilgi ve beceri yetersizliklerden kaynaklandığını düşünüyor. Düşünceler ne olursa olsun ortada bir koordinasyon eksikliği gerçeği var.


Gelelim asıl mevzuya, Pazar yerinin kurulduğu cadde üzerinde, pazarcıların branda, gölgelik kurmak için dikilen borulara. Cadde üzerinde yere çakılan borular bazı yerlerde yerden 10 cm yüksek tutulmuş. Yetkililere sorduk neden böyle. “Pazarcılara brandalarını kurarken direkleri yere çakılan borulara koyacak, boruların kenarına kaynak edilen haklara da iplerle bağlantı yaparak direkleri sağlamlaştıracak.” Cevabını aldık.


İyi, hoş güzel. Ama haftanın bir günü pazarcılara tahsis edilen cadde haftanın altı günü trafiğe açık ve buradan geçen araç sürücüleri boruları fark etmeyebilir. Arabaların lastikleri parçalanabilir. Birine kolalık sağlarken birine zarar ve strese sokmanın anlamı var mı?


Mahalle sakinlerinden birkaç kişinin lastiği parçalandı. Bu borular yer seviyesinde olsa ne olurdu?


Dedik ya bir hizmeti yaparken mutlaka bir eksiklik ve aksaklık yaratma alışkanlığımız var diye.

Mehmet ÇELİK


20 Kasım 2007

YORULMAYAN SEVGİ - Mehmet ÇELİK

.
.
Bu, Japonya'dan gerçek bir öykü. Japonya'da bir adam evini yeniletmek için duvarları kırmış. Japon evlerinde tahta duvarların arasında genelde bos bir alan olurmuş. Adam duvarları indirirken, duvarın dış kısmından bacaklarından birisine çakılmış bir çivi yüzünden duvar aralığında sıkışıp kalmış bir kertenkeleyi fark etmiş. Bunu görünce hayvana acıyan adam, ayni zamanda durumu çok da merak etmiş. Hayvanin ayağına çakılan çiviyi inceleyince, ev 10 yıl önce ilk inşa edildiğinde çakıldığını fark etmiş. Peki acaba ne oldu? Kertenkele bu pozisyonda 10 yıl dayanmış! Duvarın karanlık bir bölmesinde hareket etmeden 10 yıl! Bu imkansız ve insanin zihnini çok zorlayan bir durum. Bu kertenkelenin, ayağı çivilendiğinden bu yana nasıl 10 yıl tek bir adim bile atmadan hayatta kaldığını çok merak etmiş adam.

Bunun üzerine isi gücü bırakmış, kertenkeleyi izlemeye başlamış; ne yapıyor, neyle ve nasıl besleniyor diye. Sonradan, nereden geldiğini anlamadığı bir başka kertenkele daha ortaya çıkmış. Hem de ağzında yiyecekle. Adam donakalmış ve çok etkilenmiş. 10 yıl boyunca bir kertenkelenin, duvarda ayağında çivi ile sıkışıp kalmış bir başka kertenkeleyi beslemesi!

Böylesine bir sevgi, böylesine güzel bir sevgi! Ve bu sevgi bu kadar küçük bir varlıkta can buluyor.

Sevgi neler yapabilir? İnanılmaz şeyler yapabilir! Sevgi mucizeler yaratabilir! Sadece düşünün; bir kertenkele yorulmadan, usanmadan bir başka kertenkeleyi 10 uzun yıl boyunca besliyor…Partnerinden umudu kesmeden…

Kertenkele gibi küçücük bir varlık bu kadar sevebilirse… Sadece bir düşünün, biz çabaladığımızda ne kadar sevebiliriz… (Çeviri: Lale Külahlı)

Mehmet ÇELİK
Gazeteci Yazar

Yazarın Tüm Yazıları...>>>